Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Aniden gelen o içinin çekilme hissini bilir misiniz, hani böyle el ayak titremeye başlar, dünya bir anlığına flulaşır ya... İşte tam o esnada vücudun yakıt deposunda, yani kanda glikoz seviyelerinde ciddi bir çakılma yaşanıyor demektir ki biz buna tıp dilinde hipoglisemi diyoruz. Genelde aç kaldım ondan oldu deyip geçiştiririz ama işin aslı hücresel boyutta bir imdat çığlığıdır bu. Bir anda oturduğunuz yerde sanki maraton koşmuş gibi kalbiniz küt küt atmaya başlar, göğüs kafesiniz daralır. Vallahi billahi bazen insan panik ataktan şüphelenir ama asıl fail tamamen o an düşen kan şekeridir.
Açlık krizi dediğin şey öyle bildiğimiz acıkmalara hiç benzemez, hani tabiri caizse gözün dönmesi derler ya, tam olarak odur. Dolabın kapısını açıp ne bulursan saldırmak istersin, o an önündeki yemeğin ne olduğunun, tadının tuzunun zerre önemi kalmaz. Vücut o esnada beyne sürekli "acil enerji lazım" sinyali gönderdiği için mantık tamamen devre dışı kalır aslında. Hızlıca bir şeyler atıştırmazsan o sinir, o tahammülsüzlük hali çevrendeki herkesi kırıp geçirmene sebep olabilir... İnsan o an kendine bile katlanamaz hale geliyor işte.
Soğuk soğuk terlemek, durup dururken enseden aşağı o ince sızının inmesi de bu işin en belirgin alametlerindendir. Hava buz gibidir ama siz sanki sauna odasındaymış gibi sırılsıklam olursunuz, garip bir tezat. Bu durum aslında tamamen böbrek üstü bezlerinin o esnada panikle adrenalin salgılamasından kaynaklanıyor. Hani tehlike anında vücut savaşı ya da kaç der ya, şeker dibe vurduğunda da sistem tam olarak bu savunma mekanizmasını devreye sokuyor.
Bazen de kelimeler ağzınızda yuvarlanmaya başlar, ne söyleyeceğinizi unutursunuz, hani dilinin ucundadır da bir türlü çıkmaz ya... Beyin glikozla beslendiği için yakıt azalınca ilk sinyali bilişsel fonksiyonlar, yani odaklanma ve konuşma becerisi veriyor haliyle. Karşındaki insan sana çok basit bir şey sorar ama sen sanki kuantum fiziği çözüyormuş gibi kalakalırsın ekran başında. Konsantrasyon bir anda sıfırlanır, zihin resmen sisli bir havaya bürünür.
Eğer gecenin bir yarısı kan ter içinde, kabuslarla uyanıyorsanız, sabah kalktığınızda da kafanız kazan gibiyse durup bir düşünmek lazım abi ya. Gece boyu farkında olmadan yaşanan şeker düşüşleri, uykuyu kelimenin tam anlamıyla haram eder insana. Dinlenmek için yattığın yataktan sanki dayak yemiş gibi kalkmanın arkasında çoğunlukla bu sinsi düşüşler yatar. Uykuda hipoglisemi yaşamak hem tespit etmesi zor hem de günün tüm enerjisini baltalayan çok can sıkıcı bir durumdur.
Gözlerin kararması, başın hafiften dönmesi ve sanki ayaklarının altından kayıp giden bir zemin hissi... Böyle anlarda hemen bir yere oturup, derin nefes alarak kendinizi dinlemenizi tavsiye ederim. Çünkü o baş dönmesi, vücudun "artık dayanamıyorum, beni yatay pozisyona al" deme şeklidir bir nevi. Şakaya gelmez, bir anda kendinizi yerde bulabilirsiniz.
Elinizin ayağınızın içinin boşalması, o bitmek bilmeyen halsizlik hissi de aslında hücrelerin açlıktan nefessiz kalmasıyla eşdeğerdir. Kaslar çalışmak için ihtiyaç duyduğu o ana maddeyi bulamayınca otomatik olarak kendilerini rölantiye alırlar. Kolunu kaldıracak dermanı bulamazsın kendinde, sanki dünyanın bütün yükü omuzlarına binmiş gibi ağırlaşır beden. Dinlenmekle de geçmez bu yorgunluk, ta ki o eksilen şeker yerine konana kadar.
Açlık krizi dediğin şey öyle bildiğimiz acıkmalara hiç benzemez, hani tabiri caizse gözün dönmesi derler ya, tam olarak odur. Dolabın kapısını açıp ne bulursan saldırmak istersin, o an önündeki yemeğin ne olduğunun, tadının tuzunun zerre önemi kalmaz. Vücut o esnada beyne sürekli "acil enerji lazım" sinyali gönderdiği için mantık tamamen devre dışı kalır aslında. Hızlıca bir şeyler atıştırmazsan o sinir, o tahammülsüzlük hali çevrendeki herkesi kırıp geçirmene sebep olabilir... İnsan o an kendine bile katlanamaz hale geliyor işte.
Soğuk soğuk terlemek, durup dururken enseden aşağı o ince sızının inmesi de bu işin en belirgin alametlerindendir. Hava buz gibidir ama siz sanki sauna odasındaymış gibi sırılsıklam olursunuz, garip bir tezat. Bu durum aslında tamamen böbrek üstü bezlerinin o esnada panikle adrenalin salgılamasından kaynaklanıyor. Hani tehlike anında vücut savaşı ya da kaç der ya, şeker dibe vurduğunda da sistem tam olarak bu savunma mekanizmasını devreye sokuyor.
Bazen de kelimeler ağzınızda yuvarlanmaya başlar, ne söyleyeceğinizi unutursunuz, hani dilinin ucundadır da bir türlü çıkmaz ya... Beyin glikozla beslendiği için yakıt azalınca ilk sinyali bilişsel fonksiyonlar, yani odaklanma ve konuşma becerisi veriyor haliyle. Karşındaki insan sana çok basit bir şey sorar ama sen sanki kuantum fiziği çözüyormuş gibi kalakalırsın ekran başında. Konsantrasyon bir anda sıfırlanır, zihin resmen sisli bir havaya bürünür.
Eğer gecenin bir yarısı kan ter içinde, kabuslarla uyanıyorsanız, sabah kalktığınızda da kafanız kazan gibiyse durup bir düşünmek lazım abi ya. Gece boyu farkında olmadan yaşanan şeker düşüşleri, uykuyu kelimenin tam anlamıyla haram eder insana. Dinlenmek için yattığın yataktan sanki dayak yemiş gibi kalkmanın arkasında çoğunlukla bu sinsi düşüşler yatar. Uykuda hipoglisemi yaşamak hem tespit etmesi zor hem de günün tüm enerjisini baltalayan çok can sıkıcı bir durumdur.
Gözlerin kararması, başın hafiften dönmesi ve sanki ayaklarının altından kayıp giden bir zemin hissi... Böyle anlarda hemen bir yere oturup, derin nefes alarak kendinizi dinlemenizi tavsiye ederim. Çünkü o baş dönmesi, vücudun "artık dayanamıyorum, beni yatay pozisyona al" deme şeklidir bir nevi. Şakaya gelmez, bir anda kendinizi yerde bulabilirsiniz.
Elinizin ayağınızın içinin boşalması, o bitmek bilmeyen halsizlik hissi de aslında hücrelerin açlıktan nefessiz kalmasıyla eşdeğerdir. Kaslar çalışmak için ihtiyaç duyduğu o ana maddeyi bulamayınca otomatik olarak kendilerini rölantiye alırlar. Kolunu kaldıracak dermanı bulamazsın kendinde, sanki dünyanın bütün yükü omuzlarına binmiş gibi ağırlaşır beden. Dinlenmekle de geçmez bu yorgunluk, ta ki o eksilen şeker yerine konana kadar.