Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
İçeride bir yerlerde sessiz bir sızıntı, insanın neşesini alıp götüren o meursault ağrı... Çoğu zaman sadece bir parmak dokunuşu, tecrübeli bir hekimin göz ucuyla bakışı yetiveriyor aslında teşhis için. Rektal tuşe diyorlar tıp dilinde buna, yani o ilk ve en mühim temas. Korkulacak hiçbir şey yok vallahi, topu topu birkaç saniyelik bir rahatsızlık hissi o kadar. İnsan büyütüyor gözünde, o sedyeye uzanana kadar binbir senaryo yazıyor kafasında ama nihayetinde bir bakışla çözülüveriyor düğüm.
Gözün göremediği derinliklerde ne var ne yok anlamak için o ışıklı küçük borular çıkıyor sahneye sonra. Anoskopi mesela. Sadece birkaç santimlik bir yolculuk bu, o en uçtaki, canı yakan bölgenin röntgenini çekmek gibi bir şey. Bazen de biraz daha yukarıya, sigmoid kolonun kıvrımlarına kadar uzanmak gerekir ki ona da sigmoidoskopi deniyor işte. Amaç net; arkada gizlenen başka bir fail var mı, bu kanamanın müsebbibi gerçekten sadece o küçük memeler mi...
Büyük temizlik, yani şu meşhur kolonoskopi hadisesi ise tamamen başka bir hikaye abi ya. Bütün o kalın bağırsağı baştan sona bir film şeridi gibi izlemek, içeride köşe kapmaca oynayan polipleri, gizli yaraları bulup çıkarmak için birebir. Herkese şart mı, yok canım, ne münasebet! Eğer yaş biraz kemale erdiyse ya da ailede o sevilmeyen hastalıkların geçmişi varsa doktor "hadi bir bakalım" der haklı olarak. Bir kere yaptırıyorsun, kafan yıllarca rahat ediyor, tertemiz iş.
Bazen de sadece bir kan testi yetiyor insanın içini ferahlatmaya. Hemogram bakıyorlar, yani şu bizim bildiğimiz tam kan sayımı. Sürekli kanayan o bölge vücudu sinsice kansız mı bırakmış, demir depoları boşalmış mı diye şıp diye anlıyorlar. Kansızlık varsa halsizlik de başlar zira, insan kolunu kaldıracak dermanı bulamaz kendinde.
Laboratuvarın o loş koridorlarında bir de gaita testi istenir ki, o da ayrı bir güvence. Gizli kan var mı yok mu, gözle görülmeyen mikroskobik sızıntılar nereye gidiyor... Şüpheyi ortadan kaldırmak, karanlıkta hiçbir nokta bırakmamak için işte hep bunlar. Kendini uzman ellere bıraktığında zaten gerisi çorap söküğü gibi geliyor, o karmaşık test isimleri birer birer anlam kazanıyor insanın zihninde.
Gözün göremediği derinliklerde ne var ne yok anlamak için o ışıklı küçük borular çıkıyor sahneye sonra. Anoskopi mesela. Sadece birkaç santimlik bir yolculuk bu, o en uçtaki, canı yakan bölgenin röntgenini çekmek gibi bir şey. Bazen de biraz daha yukarıya, sigmoid kolonun kıvrımlarına kadar uzanmak gerekir ki ona da sigmoidoskopi deniyor işte. Amaç net; arkada gizlenen başka bir fail var mı, bu kanamanın müsebbibi gerçekten sadece o küçük memeler mi...
Büyük temizlik, yani şu meşhur kolonoskopi hadisesi ise tamamen başka bir hikaye abi ya. Bütün o kalın bağırsağı baştan sona bir film şeridi gibi izlemek, içeride köşe kapmaca oynayan polipleri, gizli yaraları bulup çıkarmak için birebir. Herkese şart mı, yok canım, ne münasebet! Eğer yaş biraz kemale erdiyse ya da ailede o sevilmeyen hastalıkların geçmişi varsa doktor "hadi bir bakalım" der haklı olarak. Bir kere yaptırıyorsun, kafan yıllarca rahat ediyor, tertemiz iş.
Bazen de sadece bir kan testi yetiyor insanın içini ferahlatmaya. Hemogram bakıyorlar, yani şu bizim bildiğimiz tam kan sayımı. Sürekli kanayan o bölge vücudu sinsice kansız mı bırakmış, demir depoları boşalmış mı diye şıp diye anlıyorlar. Kansızlık varsa halsizlik de başlar zira, insan kolunu kaldıracak dermanı bulamaz kendinde.
Laboratuvarın o loş koridorlarında bir de gaita testi istenir ki, o da ayrı bir güvence. Gizli kan var mı yok mu, gözle görülmeyen mikroskobik sızıntılar nereye gidiyor... Şüpheyi ortadan kaldırmak, karanlıkta hiçbir nokta bırakmamak için işte hep bunlar. Kendini uzman ellere bıraktığında zaten gerisi çorap söküğü gibi geliyor, o karmaşık test isimleri birer birer anlam kazanıyor insanın zihninde.