Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
O anne adayının aynaya bakıp usulca iç geçirdiği an vardır ya, işte tam orada başlar her şey. Beden değişir, hormonlar fıkır fıkır yerinde durmaz, damarlar desen zaten hassas. Hele o son aylarda günden güne büyüyen bebek... Gel de anlat o baskıyı leğen kemiğine.
Bazen bir oturursun, sanki iğne üstündesin abi ya. Vallahi çekilecek çile değil gibi gelir o sızı. Ama yalnız değilsin işte, neredeyse her iki hamile kadından biri tam da bu histen geçiyor.
Ne yapmak lazım peki? Ilık suyun sihri diye bir şey var mesela. Oturma banyoları... O ılık suyun içine bir anlığına bırakmak kendini, sızlayan damarlara "tamam geçti" demek gibi. Gün içinde şöyle 15 dakika ayırsan kendine yeter aslında.
Sıvı tüketimi diyoruz ama öyle sıradan bir su içmekten bahsetmiyorum. Bardağı her eline aldığında bedenine şifa taşıdığını bilmek. Kurutulmuş erik, incir, bol lifli gıdalar... Ne bileyim, bir nevi bağırsakları kendi halinde yumuşakça akmaya ikna etmek.
Zorlamamak lazım hiç. Yani tuvalette dakikalarca kalmak, o baskıyı artırmak tam bir hata. Gelmiyorsa zorlama dostum, kalk git. Birkaç adım at, evin içinde yavaşça dolaş...
Sırtüstü yatmak sanki o an iyi gelecekmiş gibi hissettirir ama yok. Sol tarafa kıvrılacaksın usulca. Sol yana yatış pozisyonu o toplardamar üzerindeki devasa yükü bir anda kaldırıp atıveriyor. Rahat bir nefes alıyor insan.
Bazen öyle bir an geliyor ki, insan acıdan ne yapacağını şaşırıyor... Vallahi billahi bir buz kompresi bile mucize yaratabilir o an. Tülbente sarılmış bir parça buz, o bölgedeki ateşi, o zonklamayı bir anda dindiriyor.
Hekime danışmadan krem sürmek mi? Sakın ha. Hamilelikte her şey o kadar hassas ki, doktora sormadan sürülen tek bir merhem bile iyilikten çok zarar getirebilir. O ne derse o.
Yürümek lazım biraz. Ağır ağır, acele etmeden, tadını çıkararak. Küçük adımlar kan dolaşımını canlandırır, vücuttaki o durgunluğu dağıtır. Beden hareket ettikçe, damarlar da nefes alır.
Geçecek yani, sonsuza kadar sürmeyecek bu durum. Bebek doğduktan sonra o hormonlar eski ritmine dönünce, vücut da yavaşça kendini toparlayacak... Sadece biraz sabır, biraz da öz şefkat.
Bazen bir oturursun, sanki iğne üstündesin abi ya. Vallahi çekilecek çile değil gibi gelir o sızı. Ama yalnız değilsin işte, neredeyse her iki hamile kadından biri tam da bu histen geçiyor.
Ne yapmak lazım peki? Ilık suyun sihri diye bir şey var mesela. Oturma banyoları... O ılık suyun içine bir anlığına bırakmak kendini, sızlayan damarlara "tamam geçti" demek gibi. Gün içinde şöyle 15 dakika ayırsan kendine yeter aslında.
Sıvı tüketimi diyoruz ama öyle sıradan bir su içmekten bahsetmiyorum. Bardağı her eline aldığında bedenine şifa taşıdığını bilmek. Kurutulmuş erik, incir, bol lifli gıdalar... Ne bileyim, bir nevi bağırsakları kendi halinde yumuşakça akmaya ikna etmek.
Zorlamamak lazım hiç. Yani tuvalette dakikalarca kalmak, o baskıyı artırmak tam bir hata. Gelmiyorsa zorlama dostum, kalk git. Birkaç adım at, evin içinde yavaşça dolaş...
Sırtüstü yatmak sanki o an iyi gelecekmiş gibi hissettirir ama yok. Sol tarafa kıvrılacaksın usulca. Sol yana yatış pozisyonu o toplardamar üzerindeki devasa yükü bir anda kaldırıp atıveriyor. Rahat bir nefes alıyor insan.
Bazen öyle bir an geliyor ki, insan acıdan ne yapacağını şaşırıyor... Vallahi billahi bir buz kompresi bile mucize yaratabilir o an. Tülbente sarılmış bir parça buz, o bölgedeki ateşi, o zonklamayı bir anda dindiriyor.
Hekime danışmadan krem sürmek mi? Sakın ha. Hamilelikte her şey o kadar hassas ki, doktora sormadan sürülen tek bir merhem bile iyilikten çok zarar getirebilir. O ne derse o.
Yürümek lazım biraz. Ağır ağır, acele etmeden, tadını çıkararak. Küçük adımlar kan dolaşımını canlandırır, vücuttaki o durgunluğu dağıtır. Beden hareket ettikçe, damarlar da nefes alır.
Geçecek yani, sonsuza kadar sürmeyecek bu durum. Bebek doğduktan sonra o hormonlar eski ritmine dönünce, vücut da yavaşça kendini toparlayacak... Sadece biraz sabır, biraz da öz şefkat.