Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Tıp dünyası ne derse desin, o idrar çubuğundaki çift çizgiyi gördükten sonra gelen tek damla pembelik bile insanın aklını yerinden oynatmaya yeter. Hamilelikte adet olunur mu sorusu, aslında bilimsel olarak kapısı çoktan kapatılmış bir tartışma; çünkü döllenmiş yumurta rahme yerleştiği an vücut o aylık döngüyü, yani duvar yıkım işlemini tamamen askıya alıyor. Ama gel gör ki hayat formüllerle yürümüyor vallahi, bazı kadınlar ilk aylarda tıpkı regli andıran kanamalarla karşılaşınca haklı olarak şoka giriyorlar. Hormonlar bir anda tavan yaparken rahim içi duvarlarının "biz ne yapıyoruz?" şaşkınlığıyla hafifçe sızdırması tamamen fiziksel bir yanılsama oysa... Hani üstüne görme derler ya anadolu'da, işte tam olarak o mevzu.
İmplantasyon kanaması denilen o yerleşme anı, tam da beklenen adet gününe denk gelince işler iyice çorba oluyor tabii. Bebek kendine yer açarken kılcal damarları çatlatıyor, hafif bir lekelenme yapıyor ve siz "eyvah, yine olmadı" derken aslında içeride bambaşka bir inşaat başlamış oluyor. Şüphe insanı bitirir abi ya, bir tarafta hamilelik belirtileri bir tarafta peddeki o kırmızı lekeler... Hücre bölünmesi hızla devam ederken vücudun bu yeni misafire alışma süreci bazen böyle ufak tefek protestolarla, küçük hormonal dalgalanmalarla kendini gösterebiliyor.
Şunu kafaya yazmak lazım; gebelik süresince yaşanan hiçbir kanama fizyolojik bir adet kanamasıyla aynı kefeye konulamaz. Neden dikey bir ayrım var burada? Çünkü adet, gebeliğin gerçekleşmediğinin; kanama ise bazen sadece rahim ağzındaki hassasiyetin ya da progesteron hormonunun geçici olarak nazlanmasının bir kanıtıdır. Bazen de sadece çok yorulmuşsunuzdur, vücut vitesi düşür diye sinyal gönderiyordur... Tabii işin ucunda dış gebelik ya da düşük riski gibi ciddi senaryolar da olabileceği için, her ne kadar "ya normaldir" desek de bir uzmana görünmekte fayda var.
Peki, insan kendi bedenini hiç mi tanıyamaz? Elbette tanır ama hormonlar öyle bir oyun oynuyor ki bazen, her zaman tıkır tıkır işleyen o mekanizma bir anda yön değiştiriyor. Bir bakmışsınız ağrısız, sızısız, sadece birkaç gün süren ve rengi kahverengiye çalan o garip sıvı kafanızı bulandırmış... Eğer miktar olarak yoğunsa, rengi parlak kırmızıysa ve kasıklarınızda adeta bir şeyler kopuyormuş gibi şiddetli kramplar hissediyorsanız, orada durup bir düşünmek gerekebilir. İşin doğrusu, her leke tehlike çanları çalıyor demek olmasa da tedbiri elden bırakmamak her zaman en mantıklı yoldur.
İmplantasyon kanaması denilen o yerleşme anı, tam da beklenen adet gününe denk gelince işler iyice çorba oluyor tabii. Bebek kendine yer açarken kılcal damarları çatlatıyor, hafif bir lekelenme yapıyor ve siz "eyvah, yine olmadı" derken aslında içeride bambaşka bir inşaat başlamış oluyor. Şüphe insanı bitirir abi ya, bir tarafta hamilelik belirtileri bir tarafta peddeki o kırmızı lekeler... Hücre bölünmesi hızla devam ederken vücudun bu yeni misafire alışma süreci bazen böyle ufak tefek protestolarla, küçük hormonal dalgalanmalarla kendini gösterebiliyor.
Şunu kafaya yazmak lazım; gebelik süresince yaşanan hiçbir kanama fizyolojik bir adet kanamasıyla aynı kefeye konulamaz. Neden dikey bir ayrım var burada? Çünkü adet, gebeliğin gerçekleşmediğinin; kanama ise bazen sadece rahim ağzındaki hassasiyetin ya da progesteron hormonunun geçici olarak nazlanmasının bir kanıtıdır. Bazen de sadece çok yorulmuşsunuzdur, vücut vitesi düşür diye sinyal gönderiyordur... Tabii işin ucunda dış gebelik ya da düşük riski gibi ciddi senaryolar da olabileceği için, her ne kadar "ya normaldir" desek de bir uzmana görünmekte fayda var.
Peki, insan kendi bedenini hiç mi tanıyamaz? Elbette tanır ama hormonlar öyle bir oyun oynuyor ki bazen, her zaman tıkır tıkır işleyen o mekanizma bir anda yön değiştiriyor. Bir bakmışsınız ağrısız, sızısız, sadece birkaç gün süren ve rengi kahverengiye çalan o garip sıvı kafanızı bulandırmış... Eğer miktar olarak yoğunsa, rengi parlak kırmızıysa ve kasıklarınızda adeta bir şeyler kopuyormuş gibi şiddetli kramplar hissediyorsanız, orada durup bir düşünmek gerekebilir. İşin doğrusu, her leke tehlike çanları çalıyor demek olmasa da tedbiri elden bırakmamak her zaman en mantıklı yoldur.