Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Dizel motorların sessiz sedasız çalışan, arka planda tüm o kurum yükünü sırtlayan parçası tıkandığında, sistem bir anda nefes alamaz hale geliyor. Egzoz gazı rahatça dışarı atılamadığı için silindirlerin içinde biriken o muazzam ısı, motor bloğunun sıcaklığını adeta bir fırın gibi yukarı çekmeye başlıyor. Gösterge panelindeki o küçük hararet ibresinin yukarı doğru tırmanışını izlerken, aslında motorun içeride nasıl bir basınç ve sıcaklık kıskacında kaldığını hayal etmek bile zor... İşte tam bu noktada, egzoz hattındaki tıkanıklığın doğrudan motorun soğutma sıvısına ekstra yük bindirdiğini ve hararet riskini ciddi şekilde tetiklediğini yaşayarak öğreniyoruz.
Aracın kendi kendini temizleme mekanizması olan rejenerasyon süreci, DPF zaten doluyken veya arızalıyken sürekli devreye girmeye çalışarak işleri daha da sarpa sardırıyor. Beyin, filtreyi temizlemek adına egzoz sıcaklığını bilinçli olarak 600 derecelerin üzerine çıkarmak için silindirlere ekstra yakıt gönderiyor, sürekli bir çaba, bitmek bilmeyen bir döngü... Filtre açılmadığı sürece bu yüksek ısılı süreç inatla devam ediyor ve motor kompartımanındaki genel sıcaklık kontrol edilemez boyutlara ulaşıyor. Egzoz manifoldundan yayılan bu aşırı sıcaklık, radyatörün ve soğutma fanlarının kapasitesini zorlayarak motorun normal çalışma sıcaklığının çok üzerine çıkmasına, yani bildiğimiz hararete zemin hazırlıyor.
Uzun yolda giderken bir anda motorun çekişten düştüğünü hissettiğinizde, aklınıza ilk gelen şey genellikle basit bir yakıt problemi olur ama durum pek öyle değil. Tıkanmış bir partikül filtresi motorun üzerindeki yükü o kadar artırır ki, ünite resmen kendi ürettiği egzoz gazının içinde boğulmaya başlar. Sıkışan gazların yarattığı geri basınç, pistonların hareketini zorlaştırırken motoru normalden çok daha fazla güç üretmeye, dolayısıyla daha fazla ısınmaya zorlar. Hani dik bir yokuşu sırtınızda tonlarca yükle tırmanmaya çalışırsınız da nefesiniz kesilir, ter içinde kalırsınız ya...
Hararet göstergesinin kırmızı çizgisine yaklaşmadan önce aslında otomobil bize pek çok ipucu verir, ancak biz çoğunlukla bunları görmezden gelmeyi seçeriz. Gösterge panelinde aniden beliren o sarı renkli filtre sembolü ya da motor arıza lambası, aslında soğutma sisteminin de tehlike altında olduğunun ilk habercilerindendir. Eğer araç bu uyarıların ardından gaz yemiyorsa, egzozdan normalden daha koyu veya kokulu bir duman yükseliyorsa, motorun aşırı ısınma fazına geçmesi an meselesidir demektir. Böyle bir durumda sürüşe inatla devam etmek, silindir kapak contasının yanmasından motor bloğunun çatlamasına kadar uzanan son derece masraflı bir hasar faturasıyla yüzleşmek anlamına gelebilir.
Servis yollarına düşmeden önce, bu tür bir sıkışma hisseder hissetmez aracın yükünü hafifletmek, kenara çekip motorun rölantide biraz soluklanmasına izin vermek en doğrusu olacaktır. Doğrudan kontağı kapatmak yerine, devri düşürerek egzoz hattındaki o birikmiş sıcaklığın yavaşça tahliye edilmesini sağlamak, sistemi ani ısı şoklarından korur. Partikül filtresinin bakımını düzenli yaptırmak, sadece emisyon değerlerini düşürmekle kalmaz, aynı zamanda motorun termal dengesini koruyarak hararet gibi büyük arızaların da önüne geçer. Sonuçta, motorun rahat nefes alması, onun serin ve sağlıklı çalışmasının en temel kuralıdır...
Aracın kendi kendini temizleme mekanizması olan rejenerasyon süreci, DPF zaten doluyken veya arızalıyken sürekli devreye girmeye çalışarak işleri daha da sarpa sardırıyor. Beyin, filtreyi temizlemek adına egzoz sıcaklığını bilinçli olarak 600 derecelerin üzerine çıkarmak için silindirlere ekstra yakıt gönderiyor, sürekli bir çaba, bitmek bilmeyen bir döngü... Filtre açılmadığı sürece bu yüksek ısılı süreç inatla devam ediyor ve motor kompartımanındaki genel sıcaklık kontrol edilemez boyutlara ulaşıyor. Egzoz manifoldundan yayılan bu aşırı sıcaklık, radyatörün ve soğutma fanlarının kapasitesini zorlayarak motorun normal çalışma sıcaklığının çok üzerine çıkmasına, yani bildiğimiz hararete zemin hazırlıyor.
Uzun yolda giderken bir anda motorun çekişten düştüğünü hissettiğinizde, aklınıza ilk gelen şey genellikle basit bir yakıt problemi olur ama durum pek öyle değil. Tıkanmış bir partikül filtresi motorun üzerindeki yükü o kadar artırır ki, ünite resmen kendi ürettiği egzoz gazının içinde boğulmaya başlar. Sıkışan gazların yarattığı geri basınç, pistonların hareketini zorlaştırırken motoru normalden çok daha fazla güç üretmeye, dolayısıyla daha fazla ısınmaya zorlar. Hani dik bir yokuşu sırtınızda tonlarca yükle tırmanmaya çalışırsınız da nefesiniz kesilir, ter içinde kalırsınız ya...
Hararet göstergesinin kırmızı çizgisine yaklaşmadan önce aslında otomobil bize pek çok ipucu verir, ancak biz çoğunlukla bunları görmezden gelmeyi seçeriz. Gösterge panelinde aniden beliren o sarı renkli filtre sembolü ya da motor arıza lambası, aslında soğutma sisteminin de tehlike altında olduğunun ilk habercilerindendir. Eğer araç bu uyarıların ardından gaz yemiyorsa, egzozdan normalden daha koyu veya kokulu bir duman yükseliyorsa, motorun aşırı ısınma fazına geçmesi an meselesidir demektir. Böyle bir durumda sürüşe inatla devam etmek, silindir kapak contasının yanmasından motor bloğunun çatlamasına kadar uzanan son derece masraflı bir hasar faturasıyla yüzleşmek anlamına gelebilir.
Servis yollarına düşmeden önce, bu tür bir sıkışma hisseder hissetmez aracın yükünü hafifletmek, kenara çekip motorun rölantide biraz soluklanmasına izin vermek en doğrusu olacaktır. Doğrudan kontağı kapatmak yerine, devri düşürerek egzoz hattındaki o birikmiş sıcaklığın yavaşça tahliye edilmesini sağlamak, sistemi ani ısı şoklarından korur. Partikül filtresinin bakımını düzenli yaptırmak, sadece emisyon değerlerini düşürmekle kalmaz, aynı zamanda motorun termal dengesini koruyarak hararet gibi büyük arızaların da önüne geçer. Sonuçta, motorun rahat nefes alması, onun serin ve sağlıklı çalışmasının en temel kuralıdır...