Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
O koltuğa oturana kadar her şey bir şekilde tatlı rüyadır da, hani o lokal anestezi iğnesi diş etine ilk dokunduğu an var ya... İşte orada film kopuyor abi. Gömülü diş ameliyatı dedikleri şey aslında tam bir mimari kazı çalışması, bildiğin çene kemiğinin altına gizlenmiş bir inat hikayesi. Cerrah önce o diş etini neşterle şöyle bir aralıyor, altındaki saklı manzarayı görmek için perdeyi kaldırıyor yani. Tabii sen o sırada sadece garip bir baskı ve kemik içindeki o metalik tıkırtıları duyuyorsun, acı yok ama hissetmek de bir garip be kardeşim...
Doktorun elindeki o meşhur aeratör motoru çalışmaya başladı mı tamam diyorsun, şimdi kemiği yontma vakti geldi. Çünkü o yirmilik diş öyle dümdüz yukarı çıkacak yer bulamamış, gitmiş çene kemiğinin içine iyice gömülmüş, resmen oraya yuva yapmış zalim. Hekim ne yapıyor peki? Mecburen dişin üzerini kapatan o sert kemik dokusunu yavaş yavaş, milim milim kaldırıyor ki dişe ulaşacak bir koridor açılsın. İnan bana o esnada salgılanan soğutma suyunun sesi bile insanın içini bir tuhaf etmeye yetiyor vallahi.
Bazen diş öyle bir pozisyonda duruyor ki, tek parça halinde oradan söküp almak imkansız ötesi bir şey haline geliyor. İşte tam bu virajda cerrah dişin gövdesini ikiye, hatta gerekirse üçe bölüyor; separe etmek diyorlar teknik olarak buna. Parçalayıp küçük lokmalar halinde çıkarmak hem çene kemiğini koruyor hem de o bölgedeki anatomik boşluğu minimum hasarla atlatmanı sağlıyor. Bir parça gidiyor, arkasından kökün diğer ucu geliyor, yani anlayacağın içeride resmen bir bulmaca çözülüyor o an...
Kökler de o derin yataktan tamamen tahliye edildikten sonra işin en kritik kısmına, temizlik aşamasına geçiliyor ki burası çok mühim. Küretaj denilen o özel kaşık benzeri aletle dişin eski yuvası, yani o alveol boşluğu iyice kazınıyor, içeride hiçbir enfeksiyonlu doku veya folikül artığı kalmasın diye. Eğer orası düzgün temizlenmezse sonradan başa bela olacak bir alveolit tablosu kaçınılmaz olur, ki bunu düşmanımın başına bile vermesinler. Sonra bol bol serum fizyolojikle yıkanıyor o bölge, resmen tazyikli suyla dezenfekte ediliyor ortalık.
Dikiş aşamasına gelindiğinde insan hafiften bir rahatlama nefesi alıyor, artık tünelin ucu göründü çünkü. O açılan diş eti kanadı, primer kapatma dediğimiz yöntemle eski yerine düzgünce yerleştirilip ipek ya da kendiliğinden eriyen iplerle tek tek dikiliyor. Sıkı ama dokuyu germeyecek şekilde atılan o düğümler, ameliyat sonrası kanamayı durdurmanın ve oradaki kan pıhtısını korumanın en güvenli yolu. Ağzına o steril gazlı bezi sıkıştırıp "Bunu bir saat boyunca sımsıkı ısıracaksın" dedikleri an, aslında senin gerçek imtihanının başladığı andır...
Ameliyat bitti diye sevinmek için çok erken, asıl mevzu o uyuşukluk geçmeye başlayınca vizyona giriyor. Eve gidip aynaya baktığında o yanağının yavaş yavaş şiştiğini, içeriye yerleştirilen tamponun kanla ıslandığını göreceksin, korkma bu işin doğası böyle. İlk yirmi dört saat boyunca dışarıdan yapacağın o buz kompresi var ya, işte o senin hayatını kurtaracak, ödemi dindirecek tek çare. Bir de hekimin yazdığı o antibiyotik ve ağrı kesici reçetesine harfiyen uymak zorundasın, kafana göre "Geçti bu ya" deyip ilacı kesmek yok...
Sıcak çay kahve tutkun varsa birkaç gün unutacaksın mecbur, tamamen püre kıvamında ve ılık besleneceksin arkadaş. Dilin sürekli o dikişlerin olduğu yere gidecek, kurcalamak isteyeceksin ama vallahi billahi o dili orada rahat tutman lazım. O dikişlerin arasında oluşan fibrin tablosu yaranın iyileşme motorudur, onu oradan sigara dumanıyla ya da sert yiyeceklerle söküp atarsan iyileşme süreci tam bir kabusa döner. Sabredeceksin, o çene bir hafta içinde eski esnekliğine kavuşacak, başka yolu yok...
Doktorun elindeki o meşhur aeratör motoru çalışmaya başladı mı tamam diyorsun, şimdi kemiği yontma vakti geldi. Çünkü o yirmilik diş öyle dümdüz yukarı çıkacak yer bulamamış, gitmiş çene kemiğinin içine iyice gömülmüş, resmen oraya yuva yapmış zalim. Hekim ne yapıyor peki? Mecburen dişin üzerini kapatan o sert kemik dokusunu yavaş yavaş, milim milim kaldırıyor ki dişe ulaşacak bir koridor açılsın. İnan bana o esnada salgılanan soğutma suyunun sesi bile insanın içini bir tuhaf etmeye yetiyor vallahi.
Bazen diş öyle bir pozisyonda duruyor ki, tek parça halinde oradan söküp almak imkansız ötesi bir şey haline geliyor. İşte tam bu virajda cerrah dişin gövdesini ikiye, hatta gerekirse üçe bölüyor; separe etmek diyorlar teknik olarak buna. Parçalayıp küçük lokmalar halinde çıkarmak hem çene kemiğini koruyor hem de o bölgedeki anatomik boşluğu minimum hasarla atlatmanı sağlıyor. Bir parça gidiyor, arkasından kökün diğer ucu geliyor, yani anlayacağın içeride resmen bir bulmaca çözülüyor o an...
Kökler de o derin yataktan tamamen tahliye edildikten sonra işin en kritik kısmına, temizlik aşamasına geçiliyor ki burası çok mühim. Küretaj denilen o özel kaşık benzeri aletle dişin eski yuvası, yani o alveol boşluğu iyice kazınıyor, içeride hiçbir enfeksiyonlu doku veya folikül artığı kalmasın diye. Eğer orası düzgün temizlenmezse sonradan başa bela olacak bir alveolit tablosu kaçınılmaz olur, ki bunu düşmanımın başına bile vermesinler. Sonra bol bol serum fizyolojikle yıkanıyor o bölge, resmen tazyikli suyla dezenfekte ediliyor ortalık.
Dikiş aşamasına gelindiğinde insan hafiften bir rahatlama nefesi alıyor, artık tünelin ucu göründü çünkü. O açılan diş eti kanadı, primer kapatma dediğimiz yöntemle eski yerine düzgünce yerleştirilip ipek ya da kendiliğinden eriyen iplerle tek tek dikiliyor. Sıkı ama dokuyu germeyecek şekilde atılan o düğümler, ameliyat sonrası kanamayı durdurmanın ve oradaki kan pıhtısını korumanın en güvenli yolu. Ağzına o steril gazlı bezi sıkıştırıp "Bunu bir saat boyunca sımsıkı ısıracaksın" dedikleri an, aslında senin gerçek imtihanının başladığı andır...
Ameliyat bitti diye sevinmek için çok erken, asıl mevzu o uyuşukluk geçmeye başlayınca vizyona giriyor. Eve gidip aynaya baktığında o yanağının yavaş yavaş şiştiğini, içeriye yerleştirilen tamponun kanla ıslandığını göreceksin, korkma bu işin doğası böyle. İlk yirmi dört saat boyunca dışarıdan yapacağın o buz kompresi var ya, işte o senin hayatını kurtaracak, ödemi dindirecek tek çare. Bir de hekimin yazdığı o antibiyotik ve ağrı kesici reçetesine harfiyen uymak zorundasın, kafana göre "Geçti bu ya" deyip ilacı kesmek yok...
Sıcak çay kahve tutkun varsa birkaç gün unutacaksın mecbur, tamamen püre kıvamında ve ılık besleneceksin arkadaş. Dilin sürekli o dikişlerin olduğu yere gidecek, kurcalamak isteyeceksin ama vallahi billahi o dili orada rahat tutman lazım. O dikişlerin arasında oluşan fibrin tablosu yaranın iyileşme motorudur, onu oradan sigara dumanıyla ya da sert yiyeceklerle söküp atarsan iyileşme süreci tam bir kabusa döner. Sabredeceksin, o çene bir hafta içinde eski esnekliğine kavuşacak, başka yolu yok...