Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Çenendeki o daracık alanda, etin altında sessiz sedasız bekleyen bir yabancı var. Büyümek istiyor, güneşi görmek istiyor ama yer yok; sıkışıp kalmış kemiğin karanlığına. Hani bazen durup dururken içini bir huzursuzluk kaplar ya, işte öyle sinsi bir sızıyla hatırlatır kendini. Çıkamadığı için orada öylece duran, sana ait ama sana yük olan o şey gömülü diş işte.
Vallahi billahi bazen sırf varlığı bile yetiyor insanın asabını bozmaya. Aynanın karşısına geçip ağzını kocaman açarsın, bakarsın bakarsın ama hiçbir şey göremezsin. Çünkü o derindedir, köklerin dünyasında kendine yer açmaya çalışıyordur. Komşu dişleri itekler, çene kemiğini zorlar, gizli gizli planlar yapar... Yani anlayacağın, yüzeyde sakin bir deniz varken dipte fırtınalar kopuyor.
Git bir röntgen çektir abi, ne demek istediğimi o zaman çok net anlayacaksın. Doktor o siyah beyaz filmi önüne koyduğunda şaşırıp kalırsın; yamuk duran, yan yatmış, adeta sana meydan okuyan bir kemik parçası. Kendi kendine sorarsın haliyle, bu zamana kadar nerede saklandın sen diye. Yolunu kaybetmiş bir yolcu gibi, yönünü şaşırmış öylece bekliyor etin altında.
Aslında bakarsan tam bir evrimsel tembellik hikayesi bu. Atalarımız çiğnemiş çiğnemiş, çeneleri kocamanmış; bizimkiler ise devir değiştikçe küçülmüş, modernleşmiş. E haliyle en arkadan gelen o son misafire, yirmiliklere yer kalmamış bu daracık evde. Sıkış tepiş bir otobüste kendine yer bulmaya çalışan son yolcu gibi çırpınıp duruyor garibim.
Bazen hiç dokunmasan mı diye düşünüyor insan, öylece bıraksan ne olur ki sanki? Ama işte rahat durmuyor; kist yapıyor, enfeksiyon kapıyor, yanındaki sapasağlam dişi çürütüyor. Bir sabah uyanıyorsun ki yanağın balon gibi şişmiş, ağzını açamıyorsun bile. İhmal etmeye gelmez bu işler, benden sana dost tavsiyesi.
Er ya da geç o cerrahın koltuğuna oturulacak, o kesin. Korkunun ecele faydası yok derler ya, tam olarak o hesap işte. Küçük bir operasyon, hafif bir tıkırtı ve çıt... Yıllardır içinde saklanan o gizemli parça artık avucunun içinde. Sonrası biraz çorba, biraz dondurma ve derin bir nefes. Keyfini çıkar o hafifliğin, yüklerinden kurtulmak her zaman güzeldir.
Vallahi billahi bazen sırf varlığı bile yetiyor insanın asabını bozmaya. Aynanın karşısına geçip ağzını kocaman açarsın, bakarsın bakarsın ama hiçbir şey göremezsin. Çünkü o derindedir, köklerin dünyasında kendine yer açmaya çalışıyordur. Komşu dişleri itekler, çene kemiğini zorlar, gizli gizli planlar yapar... Yani anlayacağın, yüzeyde sakin bir deniz varken dipte fırtınalar kopuyor.
Git bir röntgen çektir abi, ne demek istediğimi o zaman çok net anlayacaksın. Doktor o siyah beyaz filmi önüne koyduğunda şaşırıp kalırsın; yamuk duran, yan yatmış, adeta sana meydan okuyan bir kemik parçası. Kendi kendine sorarsın haliyle, bu zamana kadar nerede saklandın sen diye. Yolunu kaybetmiş bir yolcu gibi, yönünü şaşırmış öylece bekliyor etin altında.
Aslında bakarsan tam bir evrimsel tembellik hikayesi bu. Atalarımız çiğnemiş çiğnemiş, çeneleri kocamanmış; bizimkiler ise devir değiştikçe küçülmüş, modernleşmiş. E haliyle en arkadan gelen o son misafire, yirmiliklere yer kalmamış bu daracık evde. Sıkış tepiş bir otobüste kendine yer bulmaya çalışan son yolcu gibi çırpınıp duruyor garibim.
Bazen hiç dokunmasan mı diye düşünüyor insan, öylece bıraksan ne olur ki sanki? Ama işte rahat durmuyor; kist yapıyor, enfeksiyon kapıyor, yanındaki sapasağlam dişi çürütüyor. Bir sabah uyanıyorsun ki yanağın balon gibi şişmiş, ağzını açamıyorsun bile. İhmal etmeye gelmez bu işler, benden sana dost tavsiyesi.
Er ya da geç o cerrahın koltuğuna oturulacak, o kesin. Korkunun ecele faydası yok derler ya, tam olarak o hesap işte. Küçük bir operasyon, hafif bir tıkırtı ve çıt... Yıllardır içinde saklanan o gizemli parça artık avucunun içinde. Sonrası biraz çorba, biraz dondurma ve derin bir nefes. Keyfini çıkar o hafifliğin, yüklerinden kurtulmak her zaman güzeldir.