Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
O karanlık çukurda sessizce sırasını bekleyen bir saatli bomba gibidir gömülü yirmilik diş; ne zaman patlayacağını asla kestiremezsiniz. Bir sabah uyanırsınız ve çenenizde o güne kadar hiç hissetmediğiniz bir ağırlık, kulağınıza vuran tuhaf bir sızı karşılar sizi. Çoğu insan korkudan köşe bucak kaçar, randevuları iptal eder, ağrı kesicilerle günü kurtarmaya çalışır ama nafile... Vallahi de billahi de o koltuğa er ya da geç oturulacak, o kaçışın sonu yok abi. Çene kemiğinin etine kemiğine sarılmış, dışarı çıkamadığı için içeride kendine yer açmaya çalışan o inatçı kökü orada bırakamazsınız. Cerrahın kapısını çaldığınızda aslında acıdan değil, bilinmezliğin yarattığı o tekinsiz sessizlikten ürkersiniz.
Lokal anestezi dediğin o küçük iğne, aslında korku filminin bittiği ve teslimiyetin başladığı o kırılma anıdır. Doktor elindeki enjektörle diş etine doğru yaklaşırken içinizden bir şeylerin çekildiğini hissedersiniz ama birkaç dakika sonra orası artık size ait değilmiş gibi hissetmeye başlarsınız; tam bir hissizlik hali, derin bir uyuşukluk... Hani derler ya, sinek ısırığı kadar bile değil diye, aynen öyle. Çene cerrahı o keskin neşterle diş etine küçük bir pencere açtığında hiçbir şey duymazsınız, sadece bir baskı, bir itme kuvveti... İşte o an anlarsınız ki, gömülü bir dişi yerinden sökmek bir tedavi değil, adeta bir mühendislik harikası, bildiğin yıkım ve yeniden yapım süreci.
Kemik dokusunu hafifçe aşındıran o turlama sesini duyduğunuzda içiniz bir hoş olabilir, diş hekimlerinin o meşhur aleti vırr diye çalışır ya... Doktor orada dişi tek parça halinde çıkaramayacağını bildiği için onu akıllıca bölmelere ayırır, küçük parçalar halinde tahliye eder. Dişi parça parça dışarı almak hem çene kemiğini korur hem de operasyon sonrası yaşanacak şişliği minimuma indirir; yani adamlar işi biliyor, strateji muazzam. Siz sadece tavanı izlerken, içeride hummalı bir kazı çalışması yürütülür. Bazen tek bir hamlede tık diye çıkar o koca kök, bazen de biraz nazlanır, cerrahla kök arasında gizli bir bilek güreşi başlar adeta...
Dikişlerin o incecik ipi diş etinizde gezinirken, bir savaş meydanından zaferle çıkmış gibi hafiflemiş hissedersiniz kendinizi. O atılan dikişler, açılan o küçük pencereyi kapatmak ve oradaki kan pıhtısını korumak için hayati önem taşır; orayı bir koruma kalkanı gibi sarar. Operasyon biter bitmez ağzınıza tıkıştırılan o steril gazlı bezi en az yarım saat boyunca öyle bir ısırmalısınız ki, içerideki kanama durmayı akıl edebilsin. "Aman canım ne olacak" deyip o bezi erken atarsan, o sızıntı bitmek bilmez, benden söylemesi. İlk gün tükürmek kesinlikle yasak, o ağızdaki basıncı değiştirmemek, o pıhtıyı yerinden oynatmamak gerekiyor yoksa...
Ertesi gün aynaya baktığınızda yüzünüzün bir tarafını hafifçe şişmiş, adeta içine bir ceviz saklamış gibi bulursanız hiç şaşırmayın, bu vücudun "ben buradayım ve iyileşiyorum" deme şeklidir. Buz torbasını havluya sarıp yanağınıza on dakika uygulayıp on dakika dinlendirerek o ödemi alt edebilirsiniz, bu işin altın kuralı soğuk komprestir. Ağrı kesicinin dozunu doktorun dediği saatten şaşmadan almak, o uyuşukluk geçerken başlayacak olan sızının önünü kesmek demektir. İlk yirmi dört saat boyunca çorbalar, püreler, yoğurtlar en yakın arkadaşınız olacak; sıcak çayları, kahveleri bir süreliğine unutun gitsin abi. Birkaç gün içinde o sızı yerini tatlı bir kaşıntıya bırakır ve siz o lanet dişten kurtulmanın verdiği o muazzam hafiflikle hayatınıza kaldığınız yerden devam edersiniz.
Lokal anestezi dediğin o küçük iğne, aslında korku filminin bittiği ve teslimiyetin başladığı o kırılma anıdır. Doktor elindeki enjektörle diş etine doğru yaklaşırken içinizden bir şeylerin çekildiğini hissedersiniz ama birkaç dakika sonra orası artık size ait değilmiş gibi hissetmeye başlarsınız; tam bir hissizlik hali, derin bir uyuşukluk... Hani derler ya, sinek ısırığı kadar bile değil diye, aynen öyle. Çene cerrahı o keskin neşterle diş etine küçük bir pencere açtığında hiçbir şey duymazsınız, sadece bir baskı, bir itme kuvveti... İşte o an anlarsınız ki, gömülü bir dişi yerinden sökmek bir tedavi değil, adeta bir mühendislik harikası, bildiğin yıkım ve yeniden yapım süreci.
Kemik dokusunu hafifçe aşındıran o turlama sesini duyduğunuzda içiniz bir hoş olabilir, diş hekimlerinin o meşhur aleti vırr diye çalışır ya... Doktor orada dişi tek parça halinde çıkaramayacağını bildiği için onu akıllıca bölmelere ayırır, küçük parçalar halinde tahliye eder. Dişi parça parça dışarı almak hem çene kemiğini korur hem de operasyon sonrası yaşanacak şişliği minimuma indirir; yani adamlar işi biliyor, strateji muazzam. Siz sadece tavanı izlerken, içeride hummalı bir kazı çalışması yürütülür. Bazen tek bir hamlede tık diye çıkar o koca kök, bazen de biraz nazlanır, cerrahla kök arasında gizli bir bilek güreşi başlar adeta...
Dikişlerin o incecik ipi diş etinizde gezinirken, bir savaş meydanından zaferle çıkmış gibi hafiflemiş hissedersiniz kendinizi. O atılan dikişler, açılan o küçük pencereyi kapatmak ve oradaki kan pıhtısını korumak için hayati önem taşır; orayı bir koruma kalkanı gibi sarar. Operasyon biter bitmez ağzınıza tıkıştırılan o steril gazlı bezi en az yarım saat boyunca öyle bir ısırmalısınız ki, içerideki kanama durmayı akıl edebilsin. "Aman canım ne olacak" deyip o bezi erken atarsan, o sızıntı bitmek bilmez, benden söylemesi. İlk gün tükürmek kesinlikle yasak, o ağızdaki basıncı değiştirmemek, o pıhtıyı yerinden oynatmamak gerekiyor yoksa...
Ertesi gün aynaya baktığınızda yüzünüzün bir tarafını hafifçe şişmiş, adeta içine bir ceviz saklamış gibi bulursanız hiç şaşırmayın, bu vücudun "ben buradayım ve iyileşiyorum" deme şeklidir. Buz torbasını havluya sarıp yanağınıza on dakika uygulayıp on dakika dinlendirerek o ödemi alt edebilirsiniz, bu işin altın kuralı soğuk komprestir. Ağrı kesicinin dozunu doktorun dediği saatten şaşmadan almak, o uyuşukluk geçerken başlayacak olan sızının önünü kesmek demektir. İlk yirmi dört saat boyunca çorbalar, püreler, yoğurtlar en yakın arkadaşınız olacak; sıcak çayları, kahveleri bir süreliğine unutun gitsin abi. Birkaç gün içinde o sızı yerini tatlı bir kaşıntıya bırakır ve siz o lanet dişten kurtulmanın verdiği o muazzam hafiflikle hayatınıza kaldığınız yerden devam edersiniz.