Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya bakıp kafayı hafifçe öne eğince o alttan beliren küçük fazlalık... İnsanın bütün neşesini kaçırmaya yetiyor bazen, yalan yok. Kilo versen gitmez, spor yapsan yüz kası çalıştırmak bir dert, öylece kalıyor orada huysuz bir misafir gibi. Aslında olay sadece yaş almak da değil, tamamen genetik bir miras ya da gün boyu telefona bakmaktan boynumuzun aldığı o tuhaf açı. Haliyle insan bir noktada "E peki ne yapacağız bu gıdıyı?" demeye başlıyor.
Şu ameliyatsız yöntemler var ya, hani şu iğneli enjeksiyonlar falan, son zamanlarda acayip moda oldu. Gidiyorsun bir kliniğe, doktor oraya yağ yakan ufak bir kokteyl enjekte ediyor ve o bölge kendi kendine eriyip gidiyor zamanla. Tabii öyle sihirli değnek değmiş gibi bir gecede olmuyor bu işler, biraz sabırlı olmak şart. Ama ne bileyim, bıçak altına yatma korkusu olanlar için resmen hayat kurtarıcı bir çıkış kapısı.
Eğer sorun sadece yağ değil de derinin kendini salmasıysa, orada işin rengi biraz değişiyor işte. Yaş ilerledikçe kolajen azalıyor, cilt o eski sıkılığını kaybediyor ve hoop, aşağı doğru bir sarkma başlıyor ister istemez. İşte tam bu aşamada ultrason ya da radyofrekans dalgaları kullanan o akıllı cihazlar devreye giriyor. Derinin altını resmen ütülüyorlar abi, içerideki o tembel hücreleri uyandırıp "Hadi bakalım, toparlanın" talimatı veriyorlar bir nevi.
Baktın ki ne cihazlar kâr ediyor ne de iğneler, o zaman cerrahi seçenekleri masaya yatırmanın vakti gelmiş demektir. Korkulacak bir şey yok vallahi, eski usul ağır ameliyatlar gibi değil artık bu süreçler. Küçük bir kanülle girip oradaki yağı tereyağından kıl çeker gibi alıyorlar, adına da liposuction diyorlar biliyorsun. Birkaç gün hafif bir şişlik, belki biraz morluk oluyor ama aynadaki o net çene hattını görünce insan hepsini unutuyor.
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, herkesin anatomisi, deri yapısı ve o gıdının sebebi birbirinden tamamen farklı. Komşun bir işlem yaptırır, pürüzsüz olur; sen yaptırırsın, istediğin sonucu vermez... O yüzden internetteki kulaktan dolma bilgilere veya sosyal medya fenomenlerinin "Mucizevi yöntem" dediği şeylere çok da körü körüne inanmamak lazım. En doğrusu, güvendiğin bir uzmanın karşısına geçip "Hocam, benim bu çene altıyla derdim ne, bana ne uyar?" diye açık açık sormak.
Bazen de olay sadece minik bir sarkmadır ve Fransız askısı denilen o özel iplerle yukarı doğru geriverirler ortalığı. Ameliyatsız, dikişsiz, öğle arasında yaptırıp işine geri dönebileceğin kadar pratik bir şey hatta. İpleri oraya yerleştirip yukarı doğru şöyle bir çekiyorlar, yüzünün ifadesi anında değişiyor, netleşiyor. Tabii bu iplerin de bir ömrü var, sonsuza kadar sürmüyor ama o konforlu süreç için kesinlikle değer diye düşünüyorum.
Hangi yöntemi seçersen seç, operasyondan sonraki o korse takma ya da bandaj süreci var ya, işte işin en can sıkıcı ama en önemli kısmı orası. Doktor "Bunu üç gün çıkarma" dediyse çıkarmayacaksın arkadaş, sıkılsan da bunalsan da o cildin oraya yapışması için o baskı şart. Yoksa yapılan bütün emekler, harcanan paralar resmen boşa gider, benden söylemesi.
Sonuçta kimse kusursuz olmak zorunda değil, hepimizin ufak tefek fazlalıkları, sarkmaları var ve bu çok normal. Ama aynaya her baktığında o görüntü seni mutsuz ediyorsa, modunu düşürüyorsa ve bütçen de elveriyorsa neden kendine bir iyilik yapmayasın ki? Hayat, sevmediğimiz detaylara takılıp kalmak için inanılmaz kısa...
Şu ameliyatsız yöntemler var ya, hani şu iğneli enjeksiyonlar falan, son zamanlarda acayip moda oldu. Gidiyorsun bir kliniğe, doktor oraya yağ yakan ufak bir kokteyl enjekte ediyor ve o bölge kendi kendine eriyip gidiyor zamanla. Tabii öyle sihirli değnek değmiş gibi bir gecede olmuyor bu işler, biraz sabırlı olmak şart. Ama ne bileyim, bıçak altına yatma korkusu olanlar için resmen hayat kurtarıcı bir çıkış kapısı.
Eğer sorun sadece yağ değil de derinin kendini salmasıysa, orada işin rengi biraz değişiyor işte. Yaş ilerledikçe kolajen azalıyor, cilt o eski sıkılığını kaybediyor ve hoop, aşağı doğru bir sarkma başlıyor ister istemez. İşte tam bu aşamada ultrason ya da radyofrekans dalgaları kullanan o akıllı cihazlar devreye giriyor. Derinin altını resmen ütülüyorlar abi, içerideki o tembel hücreleri uyandırıp "Hadi bakalım, toparlanın" talimatı veriyorlar bir nevi.
Baktın ki ne cihazlar kâr ediyor ne de iğneler, o zaman cerrahi seçenekleri masaya yatırmanın vakti gelmiş demektir. Korkulacak bir şey yok vallahi, eski usul ağır ameliyatlar gibi değil artık bu süreçler. Küçük bir kanülle girip oradaki yağı tereyağından kıl çeker gibi alıyorlar, adına da liposuction diyorlar biliyorsun. Birkaç gün hafif bir şişlik, belki biraz morluk oluyor ama aynadaki o net çene hattını görünce insan hepsini unutuyor.
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, herkesin anatomisi, deri yapısı ve o gıdının sebebi birbirinden tamamen farklı. Komşun bir işlem yaptırır, pürüzsüz olur; sen yaptırırsın, istediğin sonucu vermez... O yüzden internetteki kulaktan dolma bilgilere veya sosyal medya fenomenlerinin "Mucizevi yöntem" dediği şeylere çok da körü körüne inanmamak lazım. En doğrusu, güvendiğin bir uzmanın karşısına geçip "Hocam, benim bu çene altıyla derdim ne, bana ne uyar?" diye açık açık sormak.
Bazen de olay sadece minik bir sarkmadır ve Fransız askısı denilen o özel iplerle yukarı doğru geriverirler ortalığı. Ameliyatsız, dikişsiz, öğle arasında yaptırıp işine geri dönebileceğin kadar pratik bir şey hatta. İpleri oraya yerleştirip yukarı doğru şöyle bir çekiyorlar, yüzünün ifadesi anında değişiyor, netleşiyor. Tabii bu iplerin de bir ömrü var, sonsuza kadar sürmüyor ama o konforlu süreç için kesinlikle değer diye düşünüyorum.
Hangi yöntemi seçersen seç, operasyondan sonraki o korse takma ya da bandaj süreci var ya, işte işin en can sıkıcı ama en önemli kısmı orası. Doktor "Bunu üç gün çıkarma" dediyse çıkarmayacaksın arkadaş, sıkılsan da bunalsan da o cildin oraya yapışması için o baskı şart. Yoksa yapılan bütün emekler, harcanan paralar resmen boşa gider, benden söylemesi.
Sonuçta kimse kusursuz olmak zorunda değil, hepimizin ufak tefek fazlalıkları, sarkmaları var ve bu çok normal. Ama aynaya her baktığında o görüntü seni mutsuz ediyorsa, modunu düşürüyorsa ve bütçen de elveriyorsa neden kendine bir iyilik yapmayasın ki? Hayat, sevmediğimiz detaylara takılıp kalmak için inanılmaz kısa...