Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Kas katılığı modern insanın görünmez prangasıdır, bunu kabul edelim. Bütün gün o masanın başında iki büklüm oturup sonra da tek hamlede zımba gibi kalkmayı bekliyoruz; vallahi mucize bu. Vücudumuz aslında sürekli paslanmaya meyilli bir makine gibi çalışıyor ve biz onu yağlamayı hep unutuyoruz. Sabahları yataktan kalkarken o ilk birkaç saniyede hissettiğimiz o tuhaf, hantal ağırlık var ya... İşte tam o an sinir sistemimiz çığlık çığlığa esnemek istiyor aslında. Kendimize yapacağımız en büyük iyilik, gün içinde sadece beş dakikalığına da olsa durup o liflerin uzamasına izin vermek.
Esnemeyen bir beden, rüzgarda kırılmaya mahkum kuru bir ağaç dalından farksızdır. Esneklik dediğimiz şey sadece jimnastikçilerin ya da yoga hocalarının tekelinde olan bir lüks değil abi, tamamen hayatta kalma meselesi. Kasları şöyle bir gerip bırakmak, dokuların arasına sıkışmış o kirli kanı pompalayıp yerine taptaze oksijen dolduruyor. Dolaşım hızlanınca zihin de berraklaşıyor haliyle. Şöyle derin bir nefes alıp kollarını yukarı doğru uzattığında gelen o ani hafifleme hissini bir düşün; o his yalan söyleyemez.
Kronik bel ve boyun ağrılarının arkasında yatan asıl suçlu, çoğunlukla ihmal ettiğimiz o gergin arka bacak kaslarıdır. İnsan vücudu o kadar muazzam bir zincir ki, ayak parmağındaki bir kasılma gidip ta sırtındaki omura yük bindirebiliyor. Biz ise ağrıyı hep yanlış yerde arıyor, hemen kremlere, ilaçlara sarılıyoruz. Halbuki günde iki kez, düzenli ve sakin ritimlerle kasları esnetmek o eklemlerin üzerindeki baskıyı tık diye alıveriyor. Kendini kasmadan, zorlamadan, sadece sınırlarını hafifçe esneterek yaşamak... Akıllıca bir hareket mekanizması tam olarak budur işte.
Spor salonlarında deli gibi ağırlık kaldırıp esneme seansını pas geçenleri gördükçe içim acıyor yeminle. Kas dediğin şey sadece şişirilen bir balon değil, aynı zamanda elastikiyeti olan dinamik bir dokudur. Esnetilmeyen kaslar zamanla kısalır, sertleşir ve en ufak ters bir harekette cart diye sakatlanıverir. Antrenman sonrasında o beş-on dakikalık soğuma ve esneme hareketlerini angarya görmekten vazgeçtiğimiz gün, performansımız da katlanacak. Vücuduna esneklik kazandırmak, gelecekteki sakatlıklara karşı alınabilecek en ucuz ve en etkili sigortadır.
Stres ilk önce zihne değil, doğrudan kaslara yerleşir ve orayı kendine mesken tutar. Hani bazen omuzların kulaklarına kadar dikilir ya, farkında bile olmadan sürekli bir savunma halindesindir. İşte o anlarda derin bir nefesle birlikte göğüs kafesini açacak o hareketleri yapmak, beyne "her şey yolunda, güvendesin" sinyali gönderir. Zihni rahatlatmanın yolu bazen felsefe yapmaktan değil, sadece bedeni serbest bırakmaktan geçer. Kendini o gerginliğin pençesinden kurtarmak, ruhunu da hafifletmek aslında senin elinde...
Esnemeyen bir beden, rüzgarda kırılmaya mahkum kuru bir ağaç dalından farksızdır. Esneklik dediğimiz şey sadece jimnastikçilerin ya da yoga hocalarının tekelinde olan bir lüks değil abi, tamamen hayatta kalma meselesi. Kasları şöyle bir gerip bırakmak, dokuların arasına sıkışmış o kirli kanı pompalayıp yerine taptaze oksijen dolduruyor. Dolaşım hızlanınca zihin de berraklaşıyor haliyle. Şöyle derin bir nefes alıp kollarını yukarı doğru uzattığında gelen o ani hafifleme hissini bir düşün; o his yalan söyleyemez.
Kronik bel ve boyun ağrılarının arkasında yatan asıl suçlu, çoğunlukla ihmal ettiğimiz o gergin arka bacak kaslarıdır. İnsan vücudu o kadar muazzam bir zincir ki, ayak parmağındaki bir kasılma gidip ta sırtındaki omura yük bindirebiliyor. Biz ise ağrıyı hep yanlış yerde arıyor, hemen kremlere, ilaçlara sarılıyoruz. Halbuki günde iki kez, düzenli ve sakin ritimlerle kasları esnetmek o eklemlerin üzerindeki baskıyı tık diye alıveriyor. Kendini kasmadan, zorlamadan, sadece sınırlarını hafifçe esneterek yaşamak... Akıllıca bir hareket mekanizması tam olarak budur işte.
Spor salonlarında deli gibi ağırlık kaldırıp esneme seansını pas geçenleri gördükçe içim acıyor yeminle. Kas dediğin şey sadece şişirilen bir balon değil, aynı zamanda elastikiyeti olan dinamik bir dokudur. Esnetilmeyen kaslar zamanla kısalır, sertleşir ve en ufak ters bir harekette cart diye sakatlanıverir. Antrenman sonrasında o beş-on dakikalık soğuma ve esneme hareketlerini angarya görmekten vazgeçtiğimiz gün, performansımız da katlanacak. Vücuduna esneklik kazandırmak, gelecekteki sakatlıklara karşı alınabilecek en ucuz ve en etkili sigortadır.
Stres ilk önce zihne değil, doğrudan kaslara yerleşir ve orayı kendine mesken tutar. Hani bazen omuzların kulaklarına kadar dikilir ya, farkında bile olmadan sürekli bir savunma halindesindir. İşte o anlarda derin bir nefesle birlikte göğüs kafesini açacak o hareketleri yapmak, beyne "her şey yolunda, güvendesin" sinyali gönderir. Zihni rahatlatmanın yolu bazen felsefe yapmaktan değil, sadece bedeni serbest bırakmaktan geçer. Kendini o gerginliğin pençesinden kurtarmak, ruhunu da hafifletmek aslında senin elinde...