Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Sanayiye her yolum düştüğünde ustaların o tenekeleri nasıl büyük bir hürmetle açtığına bakar dururum. Bir yağ kutusunun üstünde yazan iki tane harf ve rakam grubunun aslında arabanın kalbini koruyan kalkan olduğunu kaçımız biliyoruz ki? Yağ dediğin sadece kayganlaştırmaz... Sürtünmeyi sıfırlamaya çalışırken bir yandan da motorun o cehennem sıcağını sırtında taşır.
Çorba kıvamı desem çok mu basite kaçmış olurum, bilmiyorum. Hani soğukta buzdolabından çıkardığınız bal kaşıkla zor akar ya, işte viskozite tam olarak o direncin adı. Sıvının akmaya karşı gösterdiği o inatçı duruş. İnce yağ şıp diye sızar her yere, kalın yağ ise ağır ağır ilerler... Ama ikisinin de yeri ayrı.
Arabanın kaputunu açtınız, elinize yağ kutusunu aldınız ve üstünde 5W-30 yazıyor. İnsan ilk bakışta gizli bir kod sanıyor tabii. Şöyle düşünebilirsiniz: Baştaki 'W' harfi kış anlamına gelen Winter'dan geliyor, yani soğuk havadaki uysallığı. Yanındaki rakam küçüldükçe Yağ dondurucu soğukta bile motoru rahatça çalıştıracak kadar ince kalabiliyor.
Peki ya sondaki o diğer rakam? İşte o da yazın ortasında, motor cayır cayır yanarken yağın ne kadar dayanıklı kalacağını gösteriyor. Sıcaklık arttıkça yağ su gibi olmasın, metal metale sürtüp o canım motoru çizmesin diye verilen bir garanti. Yüksek rakam, sıcakta kalın kalan koruyucu bir tabaka demek aslında.
Sırf daha iyi korur zannedip kışın ortasında kapkalın yağ koymaya kalkarsanız ne olur dersiniz? Sabaha karşı ilk marşa bastığınızda motor yağı pompalayamaz, o ilk birkaç saniyede aşınmanın kralı yaşanır. Ya da tam tersi, çöl sıcağında su gibi incecik yağ kullanırsanız... Yağ filmi yırtılır gider, tutunamaz.
Eski arabaların diliyle yenilerin dili bir değil ki. Yılların yıprattığı, parçaları gevşemiş yaşlı bir motora yeni nesil incecik yağ koyarsanız o yağ uçar gider, eksilir. Ama son teknoloji, daracık toleranslarla üretilmiş bir motora da kalın yağ doldurursanız kanallardan geçemez, arabayı boğarsınız.
Ağustos sıcağında uzun yola çıkmadan önce mi yağ değişeceksiniz, yoksa Erzurum'un ayazına girmeden mi? İhtiyacınız olan cevabı aslında sizden iyi kimse bilemez, bir de tabii ki arabanızın o el kitapçığı. Üreticinin belirlediği rakamlardan çok sapmamak, maceraya girmemek en güzeli.
Arabanızın motoru kendi sesini çıkardığında, o pürüzsüz çalışma tıkırtısını duyduğunuzda anlıyorsunuz doğru yağı seçtiğinizi. Yağ deyip geçmeyin, motorun damarlarında dolaşan kan bu. Onu doğru viskoziteyle besleyin ki, yolda bırakan siz olmayın...
Çorba kıvamı desem çok mu basite kaçmış olurum, bilmiyorum. Hani soğukta buzdolabından çıkardığınız bal kaşıkla zor akar ya, işte viskozite tam olarak o direncin adı. Sıvının akmaya karşı gösterdiği o inatçı duruş. İnce yağ şıp diye sızar her yere, kalın yağ ise ağır ağır ilerler... Ama ikisinin de yeri ayrı.
Arabanın kaputunu açtınız, elinize yağ kutusunu aldınız ve üstünde 5W-30 yazıyor. İnsan ilk bakışta gizli bir kod sanıyor tabii. Şöyle düşünebilirsiniz: Baştaki 'W' harfi kış anlamına gelen Winter'dan geliyor, yani soğuk havadaki uysallığı. Yanındaki rakam küçüldükçe Yağ dondurucu soğukta bile motoru rahatça çalıştıracak kadar ince kalabiliyor.
Peki ya sondaki o diğer rakam? İşte o da yazın ortasında, motor cayır cayır yanarken yağın ne kadar dayanıklı kalacağını gösteriyor. Sıcaklık arttıkça yağ su gibi olmasın, metal metale sürtüp o canım motoru çizmesin diye verilen bir garanti. Yüksek rakam, sıcakta kalın kalan koruyucu bir tabaka demek aslında.
Sırf daha iyi korur zannedip kışın ortasında kapkalın yağ koymaya kalkarsanız ne olur dersiniz? Sabaha karşı ilk marşa bastığınızda motor yağı pompalayamaz, o ilk birkaç saniyede aşınmanın kralı yaşanır. Ya da tam tersi, çöl sıcağında su gibi incecik yağ kullanırsanız... Yağ filmi yırtılır gider, tutunamaz.
Eski arabaların diliyle yenilerin dili bir değil ki. Yılların yıprattığı, parçaları gevşemiş yaşlı bir motora yeni nesil incecik yağ koyarsanız o yağ uçar gider, eksilir. Ama son teknoloji, daracık toleranslarla üretilmiş bir motora da kalın yağ doldurursanız kanallardan geçemez, arabayı boğarsınız.
Ağustos sıcağında uzun yola çıkmadan önce mi yağ değişeceksiniz, yoksa Erzurum'un ayazına girmeden mi? İhtiyacınız olan cevabı aslında sizden iyi kimse bilemez, bir de tabii ki arabanızın o el kitapçığı. Üreticinin belirlediği rakamlardan çok sapmamak, maceraya girmemek en güzeli.
Arabanızın motoru kendi sesini çıkardığında, o pürüzsüz çalışma tıkırtısını duyduğunuzda anlıyorsunuz doğru yağı seçtiğinizi. Yağ deyip geçmeyin, motorun damarlarında dolaşan kan bu. Onu doğru viskoziteyle besleyin ki, yolda bırakan siz olmayın...