Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
O kaşığı bebeğin ağzına ilk uzattığın anı hatırlıyor musun, o içindeki devasa korkuyu? Kalbin güm güm atar, ellerin hafifçe titrer... Ya ters bir şey olursa? Vallahi billahi her annenin, her babanın uykularını kaçıran o meşhur kapı: Ek gıdaya geçiş.
Bebeğin cildinde aniden beliren o minik kızarıklıklar, birden patlayan döküntüler... "Normal pişik mi bu acaba?" diye sorarsın kendine. Yok abi, bazen vücut resmen avazı çıktığı kadar bağırıyor "Ben bu besini istemiyorum!" diye.
Dudak çevresindeki hafif bir kabarıklık bile aslında devasa bir alarm zili olabilir. Vücut o yabancı proteini gördüğü an savunma mekanizmasını öyle bir çalıştırıyor ki... Bazen sadece bir yanak kızarması, bazen tepeden tırnağa yayılan bir yangın.
Kusmalar... Öyle sıradan, sevimli bebek kusmalarından bahsetmiyorum ama. Fışkırır tarzda, durdurulamayan, bebeği perişan eden o fırtınalı kusmalar var ya? İşte o an anlayacaksın bir şeylerin yolunda gitmediğini.
Gözünün önünde eriyip biten, huzursuzluktan kendini yerden yere vuran bir bebek... Kakasında o incecik kan çizgisini gördüğün an başından aşağı dökülen o kaynar sular... Hücrelerine kadar hissedersin o çaresizliği.
Peki ne yapacağız, her yeni tadı denerken korkudan felç mi olacağız? Asla. Üç gün kuralı diyoruz ya hani, vallahi hayat kurtarır, billahi içinizi rahatlatır. Tek bir gıdayı üç gün boyunca azar azar verip bekleyeceksin, vücudun reaksiyonunu bir dedektif gibi izleyeceksin.
Aynı anda hem havucu hem patatesi hem yoğurdu dayarsan çocuğa... Hangi birinin dokunduğunu nasıl anlayacaksın ki? Çözemezsin, işin içinden çıkamazsın. Yavaş gideceksin, sabırla.
Solunum hırıltılı hale geldiyse, hani o hırıltı ciğerden geliyormuş gibi hissettirirse... Ya da göz kapakları, dudaklar aniden şişmeye başladıysa... Hiç durma, saniyenin bile önemi var. Saniyelerle yarışırsın o an.
Alerji dediğin şey sadece ciltte bitmiyor ki. Bağırsakları altüst ediyor, gaz krizlerini tırmandırıyor, uykuları bıçak gibi kesiyor. Çocuğun neden sürekli ağladığını çözemezsin bazen, meğer o minicik mide ne savaşlar veriyormuş içeride...
Yine mi aynı reaksiyon, yine mi aynı döküntü? Hemen o gıdayı kara listeye alacaksın. Bir süre tamamen uzak tutacaksın sofradan, unutmasını bekleyeceksin vücudun.
Bize zamanında "Bir şey olmaz, alıştıkça geçer" derlerdi, sakın dinleme! İnatlaşmayacaksın alerjiyle. Zorlamayacaksın o körpe bünyeyi.
Gözlemleyeceksin abi, bir doktor gibi, bir araştırmacı gibi her detayını not edeceksin gün gün. Ne yedi, ne zaman yedi, kaç saat sonra o tepki ortaya çıktı... Bu günlük senin en büyük silahın olacak.
Sonra mı? O günlüğü kaptığın gibi doktorun kapısını çalacaksın. Kendi kendine teşhis koymak yok, panik yapıp bebeğe dünyayı dar etmek hiç yok. Sakin kalacaksın, ipuçlarını takip edeceksin ve o minik bedenin sana anlattıklarını dinleyeceksin...
Bebeğin cildinde aniden beliren o minik kızarıklıklar, birden patlayan döküntüler... "Normal pişik mi bu acaba?" diye sorarsın kendine. Yok abi, bazen vücut resmen avazı çıktığı kadar bağırıyor "Ben bu besini istemiyorum!" diye.
Dudak çevresindeki hafif bir kabarıklık bile aslında devasa bir alarm zili olabilir. Vücut o yabancı proteini gördüğü an savunma mekanizmasını öyle bir çalıştırıyor ki... Bazen sadece bir yanak kızarması, bazen tepeden tırnağa yayılan bir yangın.
Kusmalar... Öyle sıradan, sevimli bebek kusmalarından bahsetmiyorum ama. Fışkırır tarzda, durdurulamayan, bebeği perişan eden o fırtınalı kusmalar var ya? İşte o an anlayacaksın bir şeylerin yolunda gitmediğini.
Gözünün önünde eriyip biten, huzursuzluktan kendini yerden yere vuran bir bebek... Kakasında o incecik kan çizgisini gördüğün an başından aşağı dökülen o kaynar sular... Hücrelerine kadar hissedersin o çaresizliği.
Peki ne yapacağız, her yeni tadı denerken korkudan felç mi olacağız? Asla. Üç gün kuralı diyoruz ya hani, vallahi hayat kurtarır, billahi içinizi rahatlatır. Tek bir gıdayı üç gün boyunca azar azar verip bekleyeceksin, vücudun reaksiyonunu bir dedektif gibi izleyeceksin.
Aynı anda hem havucu hem patatesi hem yoğurdu dayarsan çocuğa... Hangi birinin dokunduğunu nasıl anlayacaksın ki? Çözemezsin, işin içinden çıkamazsın. Yavaş gideceksin, sabırla.
Solunum hırıltılı hale geldiyse, hani o hırıltı ciğerden geliyormuş gibi hissettirirse... Ya da göz kapakları, dudaklar aniden şişmeye başladıysa... Hiç durma, saniyenin bile önemi var. Saniyelerle yarışırsın o an.
Alerji dediğin şey sadece ciltte bitmiyor ki. Bağırsakları altüst ediyor, gaz krizlerini tırmandırıyor, uykuları bıçak gibi kesiyor. Çocuğun neden sürekli ağladığını çözemezsin bazen, meğer o minicik mide ne savaşlar veriyormuş içeride...
Yine mi aynı reaksiyon, yine mi aynı döküntü? Hemen o gıdayı kara listeye alacaksın. Bir süre tamamen uzak tutacaksın sofradan, unutmasını bekleyeceksin vücudun.
Bize zamanında "Bir şey olmaz, alıştıkça geçer" derlerdi, sakın dinleme! İnatlaşmayacaksın alerjiyle. Zorlamayacaksın o körpe bünyeyi.
Gözlemleyeceksin abi, bir doktor gibi, bir araştırmacı gibi her detayını not edeceksin gün gün. Ne yedi, ne zaman yedi, kaç saat sonra o tepki ortaya çıktı... Bu günlük senin en büyük silahın olacak.
Sonra mı? O günlüğü kaptığın gibi doktorun kapısını çalacaksın. Kendi kendine teşhis koymak yok, panik yapıp bebeğe dünyayı dar etmek hiç yok. Sakin kalacaksın, ipuçlarını takip edeceksin ve o minik bedenin sana anlattıklarını dinleyeceksin...