Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Düşük riski, öyle kelimesi kadar soğuk ve mesafeli bir durum değil aslında, direkt hayatın içinden bir gerçeklik. Doktor muayenesinden çıktınız, kulakta o uğultu: "Biraz risk var, dikkat edelim." Peki şimdi ne olacak, sürekli yatakta dümdüz yatmak mı lazım? Vallahi billahi alakası yok, kendinizi eve kapatıp dünyadan soyutlamanın hiçbir alemi yok yani. Sadece adımları biraz daha sakin atmak, bedenin ne fısıldadığını iyi duymak gerekiyor o kadar.
Ağır kaldırmama mevzusu var bir de, hani şu meşhur pazar poşetleri ya da evin içindeki mobilyaların yerini değiştirme sevdası... Yahu arkadaş, bırakıverin o koltuk da iki ay aynı yerde kalsın, ne olacak sanki? Kendinizi zorlamanın, "Ben güçlüyüm, bana bir şey olmaz" diye diretmenin hiç sırası değil şimdi. Hafif olmak, hafif yaşamak lazım bu dönemde. Bedeni yoran her dert, aslında o riski biraz daha tetikliyor, bunu hiç unutmamak gerek.
Stres dediğin şey zaten her kötülüğün başı, gebelikte ise tam bir baş belası. Kafada kurulan o senaryolar, ya şöyle olursa ya böyle biterse diye uykuyu kaçıran geceler... İnanın, o kaygıların çoğunun altı bomboş çıkıyor sonunda. Biraz akışına bırakmak, zihni o karanlık odalardan çıkarmak gerekiyor. Sakin bir yürüyüş, belki derin bir nefes...
Beslenme çantasını yeniden düzenleme vakti geldi de geçiyor bile. Mucizevi bir iksir aramaya gerek yok, olay tamamen temiz ve taze beslenmekten ibaret. Paketli gıdalar, ne idüğü belirsiz o soslar bir süre mutfağa hiç uğramasın. Sebzenin, meyvenin en doğalı hangisiyse ona yönelmek lazım. Vücuda ne kadar az kimyasal girerse, o içerideki minik can da o kadar güvende hisseder kendini.
Hafif sancılar ya da garip lekelenmeler mi fark ettiniz? Hemen panik yapıp ortalığı ayağa kaldırmaya gerek yok ama kulak arkası da edilmez bu işler. Doktoru arayıp "Böyle bir durum var abiler" demek en temizi. İhmal etmemek ama evhamdan da ölmemek... Aradaki o ince çizgiyi tutturduğun an zaten işin büyük kısmını çözmüş oluyorsun.
Dinlenmek deyince herkesin aklına yatak döşek yatmak geliyor, bu da ayrı bir hata. Kastettiğimiz şey, gün içinde kendine nefes alma alanları yaratmak, koşturmacayı azaltmak. İş hayatı, ev telaşı, bitmeyen misafirler... Hepsine biraz mesafe koymak şart. Bu dönemde sizin konforunuzdan, o sakinlikten daha değerli hiçbir şey olamaz herhalde.
Ayakkabı seçiminden tutun da içilen suyun miktarına kadar her küçük detay bu süreçte bir yapbozun parçası haline geliyor. Yüksek ökçeli ayakkabılarla sokaklarda fink atmak ne kadar mantıklı şimdi, bir düşünün? Ya da günde bir bardak suyla günü kapatmak... Vücudu susuz bırakmamak, her daim nemli ve canlı tutmak o kadar mühim ki...
Sonuçta bu bir süreç ve elbet geçecek, öyle ya da böyle nihayete erecek. Önemli olan bu yolda yürürken adımları sağlam, kafayı rahat tutmak. Kendinize iyi bakın, gerisi zaten bir şekilde yoluna giriyor...
Ağır kaldırmama mevzusu var bir de, hani şu meşhur pazar poşetleri ya da evin içindeki mobilyaların yerini değiştirme sevdası... Yahu arkadaş, bırakıverin o koltuk da iki ay aynı yerde kalsın, ne olacak sanki? Kendinizi zorlamanın, "Ben güçlüyüm, bana bir şey olmaz" diye diretmenin hiç sırası değil şimdi. Hafif olmak, hafif yaşamak lazım bu dönemde. Bedeni yoran her dert, aslında o riski biraz daha tetikliyor, bunu hiç unutmamak gerek.
Stres dediğin şey zaten her kötülüğün başı, gebelikte ise tam bir baş belası. Kafada kurulan o senaryolar, ya şöyle olursa ya böyle biterse diye uykuyu kaçıran geceler... İnanın, o kaygıların çoğunun altı bomboş çıkıyor sonunda. Biraz akışına bırakmak, zihni o karanlık odalardan çıkarmak gerekiyor. Sakin bir yürüyüş, belki derin bir nefes...
Beslenme çantasını yeniden düzenleme vakti geldi de geçiyor bile. Mucizevi bir iksir aramaya gerek yok, olay tamamen temiz ve taze beslenmekten ibaret. Paketli gıdalar, ne idüğü belirsiz o soslar bir süre mutfağa hiç uğramasın. Sebzenin, meyvenin en doğalı hangisiyse ona yönelmek lazım. Vücuda ne kadar az kimyasal girerse, o içerideki minik can da o kadar güvende hisseder kendini.
Hafif sancılar ya da garip lekelenmeler mi fark ettiniz? Hemen panik yapıp ortalığı ayağa kaldırmaya gerek yok ama kulak arkası da edilmez bu işler. Doktoru arayıp "Böyle bir durum var abiler" demek en temizi. İhmal etmemek ama evhamdan da ölmemek... Aradaki o ince çizgiyi tutturduğun an zaten işin büyük kısmını çözmüş oluyorsun.
Dinlenmek deyince herkesin aklına yatak döşek yatmak geliyor, bu da ayrı bir hata. Kastettiğimiz şey, gün içinde kendine nefes alma alanları yaratmak, koşturmacayı azaltmak. İş hayatı, ev telaşı, bitmeyen misafirler... Hepsine biraz mesafe koymak şart. Bu dönemde sizin konforunuzdan, o sakinlikten daha değerli hiçbir şey olamaz herhalde.
Ayakkabı seçiminden tutun da içilen suyun miktarına kadar her küçük detay bu süreçte bir yapbozun parçası haline geliyor. Yüksek ökçeli ayakkabılarla sokaklarda fink atmak ne kadar mantıklı şimdi, bir düşünün? Ya da günde bir bardak suyla günü kapatmak... Vücudu susuz bırakmamak, her daim nemli ve canlı tutmak o kadar mühim ki...
Sonuçta bu bir süreç ve elbet geçecek, öyle ya da böyle nihayete erecek. Önemli olan bu yolda yürürken adımları sağlam, kafayı rahat tutmak. Kendinize iyi bakın, gerisi zaten bir şekilde yoluna giriyor...