Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
O koltuğa oturmanın yarattığı o hafif ürpertiyi bilmeyen yoktur; hani şu bembeyaz, steril kokulu odada, arkaya doğru yavaşça yaslandığımız o ilk an... Aslında her şey o kadar da korkunç değil, vallahi bak. İlk adımda hekiminiz, canınız hiç acımasın diye o bölgeyi tatlı tatlı uyuşturur. Sprey sıkılır önce, arkasından küçük bir dokunuş… Birkaç dakika içinde yanağınızın yarısını hissetmemeye başlarsınız zaten. İşte o an, zihnimizdeki o devasa korku balonunun ilk söndüğü andır.
Çürüğün o pürüzlü, can sıkan dokusunu dişten tamamen temizlemek, bu işin en hassas, en sanatsal kısmıdır herhalde. O meşhur vızıltılı aletler çalışmaya başladığında insan bir an durup "Ne gerek vardı bu tatlılara" diye sormadan edemiyor abi ya. Ama yapacak bir şey yok, o temizlik şart. Hekim, dişin içini adeta titiz bir heykeltıraş gibi milim milim işleyerek pırıl pırıl hale getirir. Geriye sadece tertemiz, sağlıklı bir boşluk kalana kadar...
Bembeyaz ve dişinizle tamamen birebir duran o modern kompozit dolgular, günümüzde adeta birer kurtarıcı gibi imdadımıza yetişiyor. Hani eskiden o gri, metalik görüntüler vardı ya... Onları artık tamamen unuttuk diyebiliriz. Hekim, dişin rengine birebir uyan o özel malzemeyi tabaka tabaka boşluğa yerleştirmeye başlar. Her tabakada o mavi ışık veren cihaz devreye girer; dıt sesiyle birlikte malzeme saniyeler içinde sertleşiverir.
Mükemmel bir diş dolgusu, sanki orada hiçbir işlem yapılmamış gibi hissettirdiği an gerçekten amacına ulaşmıştır. Dolgu bitince hekiminiz "Hadi bir ısırın bakalım" der ve size o mavi karbon kağıtlarından birini ısırtır. Eğer bir yükseklik, bir fazlalık varsa hemen orada incecik törpülenir. Dilinizi dişinizin üzerinde gezdirdiğinizde o pürüzsüzlüğü hissetmek... İşte o an derin bir nefes alıp "Neyse ki bitti" dersiniz ya, dünyalara bedel.
Çürüğün o pürüzlü, can sıkan dokusunu dişten tamamen temizlemek, bu işin en hassas, en sanatsal kısmıdır herhalde. O meşhur vızıltılı aletler çalışmaya başladığında insan bir an durup "Ne gerek vardı bu tatlılara" diye sormadan edemiyor abi ya. Ama yapacak bir şey yok, o temizlik şart. Hekim, dişin içini adeta titiz bir heykeltıraş gibi milim milim işleyerek pırıl pırıl hale getirir. Geriye sadece tertemiz, sağlıklı bir boşluk kalana kadar...
Bembeyaz ve dişinizle tamamen birebir duran o modern kompozit dolgular, günümüzde adeta birer kurtarıcı gibi imdadımıza yetişiyor. Hani eskiden o gri, metalik görüntüler vardı ya... Onları artık tamamen unuttuk diyebiliriz. Hekim, dişin rengine birebir uyan o özel malzemeyi tabaka tabaka boşluğa yerleştirmeye başlar. Her tabakada o mavi ışık veren cihaz devreye girer; dıt sesiyle birlikte malzeme saniyeler içinde sertleşiverir.
Mükemmel bir diş dolgusu, sanki orada hiçbir işlem yapılmamış gibi hissettirdiği an gerçekten amacına ulaşmıştır. Dolgu bitince hekiminiz "Hadi bir ısırın bakalım" der ve size o mavi karbon kağıtlarından birini ısırtır. Eğer bir yükseklik, bir fazlalık varsa hemen orada incecik törpülenir. Dilinizi dişinizin üzerinde gezdirdiğinizde o pürüzsüzlüğü hissetmek... İşte o an derin bir nefes alıp "Neyse ki bitti" dersiniz ya, dünyalara bedel.