Diş dolgusu nasıl yapılır?

Diş dolgusu nasıl yapılır?

Cengiz Demir

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
421
Tepkime puanı
0
Cengiz Demir
O soğuk koltuğa oturup başını arkaya yasladığın o ilk an var ya... Tependeki o devasa, gözünü alan beyaz ışık yanar. Hani kaçacak hiçbir yerin kalmadığını hissettiğin o keskin saniye. İşte her şey tam olarak orada, o garip teslimiyet hissiyle başlıyor aslında. Diş hekiminin elindeki o küçük aynayı ağzının içinde hafifçe gezdirmesi, o meşhur metal aletle tık tık vurması... Vallahi billahi o tık tık sesini her duyduğumda içimden bir şeyler kopuyor sanki, sanki o minicik sarsıntı doğrudan ruhuma ulaşıyor. Sonra o tanıdık, keskin teşhis cümlesi gelir; "Burada küçük bir çürüğümüz var, temizleyip dolduralım." Hadi bakalım, kurtuluş yok.

Peki ne yapıyorlar orada içeride, hiç merak ettin mi? Yani sadece bir delik kapanmıyor orada, adeta yıkılan bir binanın temeli yeniden atılıyor. Önce o bölgeyi tamamen uyuşturuyorlar ki zaten işin en cafcaflı, en "nefesimi tutayım da bitsin" dediğin yeri de o iğne anı... İğnenin ucu etine değer, bir sızı yayılır ve yavaş yavaş yanağının, dudağının sana ait olmadığını hissetmeye başlarsın. Kendi dudağına yabancılaşmak ne garip bir histir abi ya, insan dokunur da kendi tenini hissedemez ya hani... İşte o uyuşukluk çöktüğü an, geri dönüşü olmayan o yolculuk resmen başlıyor demektir.

O gürültülü alet çalışmaya başladığında... Hani şu tiz sesiyle beyninin kıvrımlarında yankılanan, adeta kemiğe işleyen o alet. Onun adı aeratör, yani bildiğin yüksek hızlı matkap aslında. O alet dişindeki o siyahlaşmış, yumuşamış, ömrünü tamamlamış çürük dokuyu milim milim kazıyor. Diş hekimi orada adeta bir heykeltıraş gibi çalışıyor, fazlalıkları atıyor, sağlıklı dokuya ulaşana kadar o sert mineyi oyuyor. Bazen o su fışkırtan aletle ağzını yıkarken, o garip koku burnuna gelir ya... İşte o koku, aslında dişinin içindeki o savaşın, o büyük temizliğin kokusudur. Temizlik şart dostum, temizlemeden üstünü kapatırsan içeride o canavar yaşamaya devam eder çünkü.

Sonra o oyulan yerin kuru kalması gerekiyor, sıcacık ve kupkuru bir vaha gibi... Tükürük emici yan tarafta höpür höpür çalışırken, hekim o minicik deliğe özel asitler sürüyor, pürüzlendiriyor yüzeyi. Neden biliyor musun? Yeni gelecek o dolgu maddesi dişe sıkı sıkı tutunabilsin, aralarında milimetrik bir boşluk bile kalmasın diye. Oraya sürülen o mavi jeller, sonra fıss diye sıkılan o kurutucu hava... İnsan o anlarda ağzını ne kadar açık tutabileceğini sorguluyor, çenene kramplar giriyor adeta. Ama sabretmek lazım, o titiz hazırlık olmazsa o dolgu iki gün sonra "elveda" der sana.

Şimdi o deliği doldurma zamanı geldi, sahne kompozit dolgunun! Hani şu diş rengindeki estetik mucize... Hekim o hamur kıvamındaki malzemeyi küçük aletlerle o oyuğun içine yerleştiriyor, parmağıyla ya da özel spatulalarıyla ona dişinin eski orijinal formunu, o doğal kıvrımlarını geri kazandırıyor. Üstelik iş sadece doldurmakla bitmiyor, o malzemeyi dondurmak için tepesinden o mavi ışığı tutuyorlar. Hani şu gözünü kapatmanı istedikleri, o parlak mavi ışık... Işık değdiği an o yumuşacık hamur saniyeler içinde adeta taşa dönüşüyor, dişinin bir parçası oluveriyor. Gerçekten mucizevi bir kimya bu, düşünsene, birkaç saniye önce şekil alan şey şimdi çiğneme gücüne meydan okuyor.

Son dokunuşlar her zaman en kritik olanlardır, bana güven. O mavi-kırmızı ıs ısırma kağıtlarını ağzına koyup "çiğneyin, sağa sola sürtün" dediklerinde sakın geçiştirmeye kalkma. Orada en ufak bir yükseklik kalsa, eve gittiğinde o uyuşukluk geçince dünyayı sana dar eder o minicik fazlalık. Diş hekimi o fazlalığı almak için o zımpara gibi aletle dolgunun üstünden geçer, törpüler, parlatır. Dilini o bölgeye götürdüğünde pürüzsüz, sanki hep oradaymış gibi doğal bir his kalana kadar uğraşır durur. Ve sonunda o koltuk dikleşir, ağzını çalkalarsın ve derin bir nefes alırsın... Geçti gitti işte, artık o sızlayan çürük yok, onun yerinde sapasağlam yeni bir dostun var.
 
Geri