Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Ayna karşısında kendi gülüşüne bakarken insanın içi bi' tuhaf oluyor, vallahi billahi bazen o ufak detay bütün ruh halini ele geçiriveriyor.
Zirkonyum dediğin şey başka abi ya, bildiğin ışığı geçiriyor; hani şu eskiden ağzımızda parıldayan o tuhaf gri metal yığınları var ya, heh işte onların tahtını öyle bir salladı ki bir daha da iflah olmazlar. Doğal dişin o içten gelen derinliği var ya, hah işte zirkonyum onu birebir yakalıyor, alt yapısı beyaz olunca diş etinin dibinde o sevimsiz mor gölge de tarih oluyor gidiyor.
Eczacıdan ilaç alır gibi kaplama seçilmez tabii, işin aslı esası başka.
Porselen laminat dediğin, adamın adeta tırnağı kadar incecik bir zar; adamlar neredeyse dişin ön yüzeyini hiç törpülemeden yapıştırıyorlar bunu, bi' nevi dişin makyajı gibi düşün. Arkadaşım yaptırdı, kahve içerken bile içi rahat, sanki kendi dişiymiş gibi... Ama tabii herkesin çene yapısı buna uygun düşmüyor ki, kimi dişler biraz fazla inatçı çıkabiliyor, o zaman da yaprak porselen hikayesi yarıda kalabiliyor.
Peki o metal destekli klasik porselenlerin hali ne olacak şimdi?
Yılların kurdu onlar, devlet hastanelerinden tut özel kliniklere kadar herkesin ağzından en az bir kere geçmiştir o metal alt yapılılar; sağlamlığına diyecek yok hani, tank gibi maşallah. Yıllarca arkada, sağda solda çiğneme yükünü sırtlar da sırtlar... Ama zamanla o diş etine yakın kısımlar var ya, işte oralarda bi' çekilme olunca hooop ortaya çıkıveriyor o gri hat, estetik falan kalmıyor ortada, insan gülmeye korkuyor valla.
E, ne yapmalı şimdi insan? Zirkonyum mu, e-max mi, yoksa düz porselen mi?
E-max dediğin malzeme var ya, tam bir sanat eseri abicim; cam seramikten yontup çıkarıyorlar sanki elmas gibi işleyerek. Özellikle ön dişlerde öyle bir duruşu var ki, parıltısı resmen "ben buradayım" diyor ama arka dişlerin o vahşi çiğneme kuvvetine gelince biraz nazlanıyor sanki, çabuk pes edebilir oralarda. Her malzemenin kendine göre bir huyu suyu var kısacası; biri sağlam ama kaba, diğeri narin ama şahane...
Ağız dediğin yer bu, öyle her rastgele malzemeyi kaldırmaz ki, insan dikkat etmeli.
Günün sonunda aynaya baktığında içinde ukte kalmasın istiyorsan, hekiminle oturup uzun uzun konuşacaksın; hangi dişin ne kadar yük çektiğini, diş etinin yapısının nasıl olduğunu hesaplamadan atlamamak lazım bu işlere. Vallahi billahi sonra pişmanlığı çekmek diş ağrısından beter geliyor adama, benden söylemesi.
Zirkonyum dediğin şey başka abi ya, bildiğin ışığı geçiriyor; hani şu eskiden ağzımızda parıldayan o tuhaf gri metal yığınları var ya, heh işte onların tahtını öyle bir salladı ki bir daha da iflah olmazlar. Doğal dişin o içten gelen derinliği var ya, hah işte zirkonyum onu birebir yakalıyor, alt yapısı beyaz olunca diş etinin dibinde o sevimsiz mor gölge de tarih oluyor gidiyor.
Eczacıdan ilaç alır gibi kaplama seçilmez tabii, işin aslı esası başka.
Porselen laminat dediğin, adamın adeta tırnağı kadar incecik bir zar; adamlar neredeyse dişin ön yüzeyini hiç törpülemeden yapıştırıyorlar bunu, bi' nevi dişin makyajı gibi düşün. Arkadaşım yaptırdı, kahve içerken bile içi rahat, sanki kendi dişiymiş gibi... Ama tabii herkesin çene yapısı buna uygun düşmüyor ki, kimi dişler biraz fazla inatçı çıkabiliyor, o zaman da yaprak porselen hikayesi yarıda kalabiliyor.
Peki o metal destekli klasik porselenlerin hali ne olacak şimdi?
Yılların kurdu onlar, devlet hastanelerinden tut özel kliniklere kadar herkesin ağzından en az bir kere geçmiştir o metal alt yapılılar; sağlamlığına diyecek yok hani, tank gibi maşallah. Yıllarca arkada, sağda solda çiğneme yükünü sırtlar da sırtlar... Ama zamanla o diş etine yakın kısımlar var ya, işte oralarda bi' çekilme olunca hooop ortaya çıkıveriyor o gri hat, estetik falan kalmıyor ortada, insan gülmeye korkuyor valla.
E, ne yapmalı şimdi insan? Zirkonyum mu, e-max mi, yoksa düz porselen mi?
E-max dediğin malzeme var ya, tam bir sanat eseri abicim; cam seramikten yontup çıkarıyorlar sanki elmas gibi işleyerek. Özellikle ön dişlerde öyle bir duruşu var ki, parıltısı resmen "ben buradayım" diyor ama arka dişlerin o vahşi çiğneme kuvvetine gelince biraz nazlanıyor sanki, çabuk pes edebilir oralarda. Her malzemenin kendine göre bir huyu suyu var kısacası; biri sağlam ama kaba, diğeri narin ama şahane...
Ağız dediğin yer bu, öyle her rastgele malzemeyi kaldırmaz ki, insan dikkat etmeli.
Günün sonunda aynaya baktığında içinde ukte kalmasın istiyorsan, hekiminle oturup uzun uzun konuşacaksın; hangi dişin ne kadar yük çektiğini, diş etinin yapısının nasıl olduğunu hesaplamadan atlamamak lazım bu işlere. Vallahi billahi sonra pişmanlığı çekmek diş ağrısından beter geliyor adama, benden söylemesi.