Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Küçük bir yumruğun havada kestiği o sessizlik, bütün bir evi saniyeler içinde sarstığında ne yapacağını bilemez insan; abi ya, vallahi billahi o an bütün bildiklerini unutuyorsun.
Çocuk dediğin, içine sığdıramadığı kocaman dünyasını bazen dişleriyle, bazen duvara fırlattığı oyuncaklarla anlatmaya çalışır; yani o minik kalpte kopan fırtınayı görmezden gelmek en büyük hatadır.
Neden böyle yapıyor bu çocuklar, durup kendimize hiç sorduk mu acaba; yoksa sadece "yaramaz" ya da "hırçın" etiketi yapıştırıp işin içinden sıyrılmayı mı seçiyoruz kolayca?
Kendi çocukluğumdan kalan hırpalanmış anıları düşündüğümde fark ediyorum ki, öfke aslında duyulmayan bir çığlıktan başka bir şey değilmiş; hani o içine atıp da bir türlü dökemediğin zehir gibi.
Onu susturmak yerine dinlemeyi denemek lazım, çünkü bağırıp çağıran bir çocuğun arkasında aslında korkudan titreyen küçük bir benlik saklıdır; evet, tam olarak bu yüzden sabır gerekir.
Saldırganlık bir karakter kusuru falan değil, aksine sınırları zorlayan minik bir ruhun imdat çağrısıdır; bunu böyle okumak, bütün o gerilimi bir anda başka bir boyuta taşır.
Bazen sadece sarılmak, o öfke krizini okyanustaki bir damla gibi buharlaştırır; inan bana, parmakla gösterilen kurallar değil, şefkatli bir dokunuş çözer en sert düğümleri.
Çocuk dediğin, içine sığdıramadığı kocaman dünyasını bazen dişleriyle, bazen duvara fırlattığı oyuncaklarla anlatmaya çalışır; yani o minik kalpte kopan fırtınayı görmezden gelmek en büyük hatadır.
Neden böyle yapıyor bu çocuklar, durup kendimize hiç sorduk mu acaba; yoksa sadece "yaramaz" ya da "hırçın" etiketi yapıştırıp işin içinden sıyrılmayı mı seçiyoruz kolayca?
Kendi çocukluğumdan kalan hırpalanmış anıları düşündüğümde fark ediyorum ki, öfke aslında duyulmayan bir çığlıktan başka bir şey değilmiş; hani o içine atıp da bir türlü dökemediğin zehir gibi.
Onu susturmak yerine dinlemeyi denemek lazım, çünkü bağırıp çağıran bir çocuğun arkasında aslında korkudan titreyen küçük bir benlik saklıdır; evet, tam olarak bu yüzden sabır gerekir.
Saldırganlık bir karakter kusuru falan değil, aksine sınırları zorlayan minik bir ruhun imdat çağrısıdır; bunu böyle okumak, bütün o gerilimi bir anda başka bir boyuta taşır.
Bazen sadece sarılmak, o öfke krizini okyanustaki bir damla gibi buharlaştırır; inan bana, parmakla gösterilen kurallar değil, şefkatli bir dokunuş çözer en sert düğümleri.