Çocuklarda psikolojik sorunlar nasıl anlaşılır?

Çocuklarda psikolojik sorunlar nasıl anlaşılır?

Sibel Hoca

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
13 Haz 2026
Mesajlar
368
Tepkime puanı
0
Sibel Hoca
Biz büyükler sanıyoruz ki stres, kaygı ya da o içimizi kemiren varoluşsal sıkıntılar sadece bizim dünyamıza ait... Oysa o minicik bedenlerin içinde ne fırtınalar kopuyor, bir bilseniz. Bazen bakıyorsunuz, o her zaman cıvıl cıvıl olan çocuk gitmiş, yerine odasından çıkmak istemeyen, sürekli duvarları izleyen biri gelmiş. Somatizasyon diyoruz biz buna klinikte; yani ruhun acısını bedenin üstlenmesi hali. Çocuğun durup dururken "karnım ağrıyor" diye kıvranması veya sabahları okula gitmeden hemen önce kusma nöbetleri geçirmesi aslında fizyolojik bir alarmdan ziyade, zihnin "burada yolunda gitmeyen bir şeyler var" çığlığıdır aslında. Vallahi billahi bazen en iyi çocuk doktorları bile günlerce tahlil yapar da hiçbir şey bulamaz, çünkü asıl mesele o küçücük kalbin derinliklerinde gizlidir...

Geçen gün eski bir meslektaşımla kahve içerken laf lafı açtı, o da aynı dertten muzdarip. Akran zorbalığı mı dersiniz, yoksa o bitmek bilmeyen sınav koşturmacasının getirdiği performans anksiyetesi mi... Çocuklarda regresyon dediğimiz şey tam da böyle zamanlarda, bir nevi savunma mekanizması olarak çıkıveriyor ortaya. Düşünsenize, koskoca ilkokul çocuğu birdenbire parmağını emmeye başlıyor ya da çoktan unuttuğu o gece altını ıslatma alışkanlığına geri dönüyor. "Neden böyle yapıyor, şımarıyor mu acaba?" diye düşünmeyin sakın, kesinlikle şımarıklık değil bu. Ruh, baş edemediği o ağır güncel travmalardan kaçmak için bildiği en güvenli limana, yani bebeklik döneminin o konforlu korunaklılığına sığınıyor bir nevi...

Bazen de tam tersi olur, hani o sakin, uysal, "gıkı çıkmaz" dediğimiz çocukların içinden adeta bir canavar fırlatır hayat. En ufak bir engellenmede, hani olur ya oyuncağı elinden kayıp düşünce bile öyle bir öfke patlaması yaşar ki şaşar kalırsınız. Dürtü kontrol bozukluğu ya da hiperaktiviteyle karıştırılan o ani parlamalar, aslında biriken o yoğun duygusal yükün dışa vurumu, bir nevi volkanik patlamadır. Evdeki o gergin havayı, anne babanın kendi arasındaki o soğuk savaşları sünger gibi çeken çocuk, günün sonunda o biriken statik elektriği nerede boşaltacağını bilemez tabii. Sahi, biz kendi içimizdeki huzursuzluğu yönetemezken, onlardan o taş gibi sağlam iradeyi göstermelerini beklemek ne kadar adil?

Bir de şu sessizce köşesine çekilenler var ki, asıl onların sessizliğinden korkmak lazım abi ya. Depresif hissettiklerinde öyle bizim gibi oturup dert yanmazlar, onun yerine sessizce sosyal izolasyona geçerler. Arkadaşlarıyla oynamayı bırakır, en sevdiği bilgisayar oyununun yüzüne bile bakmaz, tabağındaki yemeği öylece çatalla kurcalar durur... Anhedoni diyoruz buna, yani hayattan keyif alma yetisinin o yavaş yavaş, sinsice kaybolup gitmesi. Eğer çocuğunuzun gözlerindeki o parıltının söndüğünü hissediyorsanız, "ergenliktir geçer" deyip geçiştirmeyin ne olur, çünkü o sessizlik aslında en gürültülü yardım çağrısıdır...

Sınırlar, kurallar, sürekli bir şeyleri başarma zorunluluğu derken onları adeta birer küçük yetişkin gibi kodlamaya başladık galiba. Obsesif kompulsif eğilimler bile o kadar erken yaşlara indi ki artık, inanılır gibi değil. Çocuğun oyuncaklarını milimetrik olarak sıraya dizmesi, ellerini tahriş edene kadar günde elli kere yıkamak istemesi veya kapı eşiğinden geçerken sürekli belli bir ayağını kullanma takıntısı... Hepsi aslında o kontrol edemediği dış dünyayı, kendi mikro evreninde kurduğu katı kurallarla kontrol altında tutma çabası işte. Bir nevi kaygıyı yatıştırma ayini...
 
Geri