Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Motor kaputunun altında sessiz sedasız çalışan o devasa mekanizma, aslında her an bir ısı savaşı verir. Sürücü koltuğunda keyifle giderken panelde aniden beliren o kırmızı termometre simgesi, motorun bu savaşı kaybetmek üzere olduğunun en net, en yalın kanıtıdır. Yılların verdiği direksiyon tecrübesine dayanarak söylüyorum; o lamba yandığı an macera aramayı bırakıp gerçeklerle yüzleşmek zorundasınız. Çoğu sürücü "biraz daha gideyim, şurada dururum" der ama motor metalinin sıcağa dayanma sınırı sandığınızdan çok daha düşüktür... Yol kenarına çekip sağ salim durmak, o an yapabileceğiniz en akıllıca hamledir.
Soğutma sıvısının eksilmesi, bir motorun başına gelebilecek en sinsi felaketlerin davetiyesidir. Sistemde dolaşan o renkli su, motorun kalbindeki harareti alıp radyatöre taşıyamazsa ne olur biliyor musunuz? Silindir kapağı sıcaktan eğrilir, contalar yanar ve bir bakmışsınız sanayide motor indirmek zorunda kalmışsınız. Bazen ufacık bir hortum çatlağı, bazen gevşemiş bir kelepçe yüzünden koca motoru elinize alırsınız. Düzenli olarak kaputu kaldırıp o plastik depodaki sıvı seviyesini kontrol etmek bu yüzden hayati... Bir bilseniz, o iki dakikalık kontrolün sizi kaç bin liralık masraftan kurtaracağını.
Vantilatör kayışı koptuğunda ya da devirdaim pompası pes ettiğinde hararet göstergesinin yukarı doğru tırmanışını izlemek tam bir kabustur. Radyatörün arkasındaki o dev fan dönmeyi bıraktığı an, dur-kalk trafikte arabanın içinde adeta bir bomba taşımaya başlarsınız. Hareket halindeyken rüzgar motoru bir nebze serinletir ama yoğun trafikte sıkışıp kaldığınızda o fan hayati önem taşır. Eğer lambanın yandığını fark ettiyseniz ve trafik ilerlemiyorsa, yapılacak ilk iş kaloriferi en sıcak dereceye getirip son ses açmaktır. İçerisi hamam gibi olur, canınız sıkılır belki ama motorun üstündeki o ölümcül yükü kabine çekerek motoru rahatlatmış olursunuz; geçici de olsa bir nefes payı...
Termostat denen o küçücek parça arızalanıp kapalı kaldığında, soğutma sıvısı radyatöre gidemez ve motorun içinde hapsolur. Düşünün ki çok sıcak bir havada üzerinizde kalın bir palto var ve düğmeleri sıkışmış, çıkaramıyorsunuz. İşte motor tam olarak bu hissiyatı yaşar ve sıcaklık saniyeler içinde tavan yapar. Gösterge panelindeki kırmızı ışık, bu içsel sıkışmanın dışarıya vuran çığlığıdır aslında. Bir bilene danışmak, gerekirse çekici çağırmak o an gururunuzu incitebilir ama cüzdanınızı kesinlikle korur. Kumar oynamaya gerek yok, o lamba şakaya gelmez.
Hararet yapmış bir motorun kaputunu hemen açıp radyatör kapağına yapışmak, yapılabilecek en büyük, en tehlikeli çılgınlıktır! O kapağı açtığınız an yüzünüze fışkıracak olan yüz derecelik basınçlı buhar, hayatınız boyunca unutamayacağınız acı bir tecrübeye dönüşebilir. Arabayı güvenli bir yere çekin, kontağı kapatın ve sadece bekleyin... Bırakın metal kendi kendine soğusun, o vahşi sıcaklık havaya karışsın. Sabır, direksiyon başındaki en büyük erdemdir derler ya, işte tam bu anlar için söylenmiş bir sözdür.
Soğutma sıvısının eksilmesi, bir motorun başına gelebilecek en sinsi felaketlerin davetiyesidir. Sistemde dolaşan o renkli su, motorun kalbindeki harareti alıp radyatöre taşıyamazsa ne olur biliyor musunuz? Silindir kapağı sıcaktan eğrilir, contalar yanar ve bir bakmışsınız sanayide motor indirmek zorunda kalmışsınız. Bazen ufacık bir hortum çatlağı, bazen gevşemiş bir kelepçe yüzünden koca motoru elinize alırsınız. Düzenli olarak kaputu kaldırıp o plastik depodaki sıvı seviyesini kontrol etmek bu yüzden hayati... Bir bilseniz, o iki dakikalık kontrolün sizi kaç bin liralık masraftan kurtaracağını.
Vantilatör kayışı koptuğunda ya da devirdaim pompası pes ettiğinde hararet göstergesinin yukarı doğru tırmanışını izlemek tam bir kabustur. Radyatörün arkasındaki o dev fan dönmeyi bıraktığı an, dur-kalk trafikte arabanın içinde adeta bir bomba taşımaya başlarsınız. Hareket halindeyken rüzgar motoru bir nebze serinletir ama yoğun trafikte sıkışıp kaldığınızda o fan hayati önem taşır. Eğer lambanın yandığını fark ettiyseniz ve trafik ilerlemiyorsa, yapılacak ilk iş kaloriferi en sıcak dereceye getirip son ses açmaktır. İçerisi hamam gibi olur, canınız sıkılır belki ama motorun üstündeki o ölümcül yükü kabine çekerek motoru rahatlatmış olursunuz; geçici de olsa bir nefes payı...
Termostat denen o küçücek parça arızalanıp kapalı kaldığında, soğutma sıvısı radyatöre gidemez ve motorun içinde hapsolur. Düşünün ki çok sıcak bir havada üzerinizde kalın bir palto var ve düğmeleri sıkışmış, çıkaramıyorsunuz. İşte motor tam olarak bu hissiyatı yaşar ve sıcaklık saniyeler içinde tavan yapar. Gösterge panelindeki kırmızı ışık, bu içsel sıkışmanın dışarıya vuran çığlığıdır aslında. Bir bilene danışmak, gerekirse çekici çağırmak o an gururunuzu incitebilir ama cüzdanınızı kesinlikle korur. Kumar oynamaya gerek yok, o lamba şakaya gelmez.
Hararet yapmış bir motorun kaputunu hemen açıp radyatör kapağına yapışmak, yapılabilecek en büyük, en tehlikeli çılgınlıktır! O kapağı açtığınız an yüzünüze fışkıracak olan yüz derecelik basınçlı buhar, hayatınız boyunca unutamayacağınız acı bir tecrübeye dönüşebilir. Arabayı güvenli bir yere çekin, kontağı kapatın ve sadece bekleyin... Bırakın metal kendi kendine soğusun, o vahşi sıcaklık havaya karışsın. Sabır, direksiyon başındaki en büyük erdemdir derler ya, işte tam bu anlar için söylenmiş bir sözdür.