Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Mutfaktaki o koca masayı, o hep beraber oturulan akşam yemeklerini sil baştan düzenlemek öyle dışarıdan göründüğü kadar kolay bir iş değil, vallahi bak... Eve giren paketli gıdaları bir günde çöpe atmaya kalkarsan o evde savaş çıkar, bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Ben her zaman önce kendi tabağımıza bakmamız, kendi alışkanlıklarımızı masaya yatırmamız gerektiğini savunuyorum. Çocuk dediğin senin ne söylediğine değil, tabağına neyi nasıl koyduğuna bakıyor çünkü; onun önündeki çikolatayı alıp kendi kahvenin yanına bisküvi koyarsan bu iş baştan yatar. Yasaklar koymak, katı kurallarla evi bir kışlaya çevirmek yerine mutfağın dilini değiştirmek, oradaki havayı yumuşatmak gerekiyor. Evdeki o çekmeceleri gizlice abur cuburla doldurmaktan vazgeçtiğimiz gün, aslında tedavinin yarısını sessiz sedasız halletmiş oluyoruz... Hem çocuğun gözü önünde canının çektiği her şeyi yiyip hem de ona 'sen bunu yiyemezsin' demeyeceksin, bu adaletsizlik çocukta çok daha derin yaralar açıyor maalesef.
Spora gitsin, koşsun, kalori yaksın diye çocuğu bir askeri kamp disiplinine sokmaya çalışmak bana her zaman çok büyük bir hata gibi gelmiştir. Ya hu, bu daha çocuk; onun dünyası oyunla, eğlenceyle, keşfetmekle dönüyor. Sen tutup onu bir koşu bandının üzerine çıkarırsan ya da zorla sevmediği bir spor salonuna kapatırsan o hareket etme eylemini bir ceza gibi algılamaya başlar. Ceza olarak görülen hiçbir şey de hayat boyu sürecek bir alışkanlığa dönüşmez, yarım kalır... Bizim burada yapmamız gereken şey hareketi hayatın içine çaktırmadan, sinsice sızdırmak aslında. Akşamüstü beraber çıkıp iki tur yürümek, parkta yakalamç oynamak ya da evde müziği son ses açıp saçma sapan dans etmek... İnanın bana o pahalı spor kulüplerinin üyeliklerinden çok daha fazla işe yarıyor bu samimi anlar. Hareket etmeyi bir mecburiyet olmaktan çıkarıp hayatın doğal bir neşesi haline getirdiğimizde, o fazla kilolar da zaten kendiliğinden eriyip gitmeye başlıyor.
Bazen de o tabaktaki fazla yemeklerin arkasında bambaşka bir kırgınlık, okulda yaşanan bir yalnızlık ya da bizim hiç fark etmediğimiz sessiz bir çığlık yatıyor olabiliyor. Vallahi billahi, çocuklar duygularını bizim gibi kelimelere dökemedikleri için çoğu zaman o içlerindeki boşluğu, o kaygıyı yemekle doldurmaya çalışıyorlar. 'Benim çocuğum neden durduramıyor kendini?' diye sormadan önce, o küçücük dünyasında neler dönüyor, arkadaşlarıyla arası nasıl, ona odaklanmak lazım. Sadece tabağındaki porsiyonu azaltmak yetmiyor işte, o tabağa uzanan elin arkasındaki duyguyu anlamak asıl mesele... Sevildiğini, her haliyle kabul edildiğini hisseden bir çocuk, o tabağı bir sığınak olarak görmekten vazgeçiyor zamanla. Kendini güvende hissettikçe, o tıkınma nöbetleri de, odasında gizli gizli bir şeyler atıştırmalar da yavaş yavaş tarih oluyor.
Spora gitsin, koşsun, kalori yaksın diye çocuğu bir askeri kamp disiplinine sokmaya çalışmak bana her zaman çok büyük bir hata gibi gelmiştir. Ya hu, bu daha çocuk; onun dünyası oyunla, eğlenceyle, keşfetmekle dönüyor. Sen tutup onu bir koşu bandının üzerine çıkarırsan ya da zorla sevmediği bir spor salonuna kapatırsan o hareket etme eylemini bir ceza gibi algılamaya başlar. Ceza olarak görülen hiçbir şey de hayat boyu sürecek bir alışkanlığa dönüşmez, yarım kalır... Bizim burada yapmamız gereken şey hareketi hayatın içine çaktırmadan, sinsice sızdırmak aslında. Akşamüstü beraber çıkıp iki tur yürümek, parkta yakalamç oynamak ya da evde müziği son ses açıp saçma sapan dans etmek... İnanın bana o pahalı spor kulüplerinin üyeliklerinden çok daha fazla işe yarıyor bu samimi anlar. Hareket etmeyi bir mecburiyet olmaktan çıkarıp hayatın doğal bir neşesi haline getirdiğimizde, o fazla kilolar da zaten kendiliğinden eriyip gitmeye başlıyor.
Bazen de o tabaktaki fazla yemeklerin arkasında bambaşka bir kırgınlık, okulda yaşanan bir yalnızlık ya da bizim hiç fark etmediğimiz sessiz bir çığlık yatıyor olabiliyor. Vallahi billahi, çocuklar duygularını bizim gibi kelimelere dökemedikleri için çoğu zaman o içlerindeki boşluğu, o kaygıyı yemekle doldurmaya çalışıyorlar. 'Benim çocuğum neden durduramıyor kendini?' diye sormadan önce, o küçücük dünyasında neler dönüyor, arkadaşlarıyla arası nasıl, ona odaklanmak lazım. Sadece tabağındaki porsiyonu azaltmak yetmiyor işte, o tabağa uzanan elin arkasındaki duyguyu anlamak asıl mesele... Sevildiğini, her haliyle kabul edildiğini hisseden bir çocuk, o tabağı bir sığınak olarak görmekten vazgeçiyor zamanla. Kendini güvende hissettikçe, o tıkınma nöbetleri de, odasında gizli gizli bir şeyler atıştırmalar da yavaş yavaş tarih oluyor.