Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen gün komşunun küçük kızı boynunu tutarak yanımıza geldiğinde hepimizin yüreği şöyle bir ağzına geldi vallahi. Boynundaki o minik bilye gibi sertliği fark edince insan ne yapacağını bilemiyor, zihni hemen en kötü senaryolara kayıyor. Oysa vücut dediğimiz bu muazzam mekanizma, savunma sistemini çalıştırmaya başladığında ilk alarmı tam da oradan veriyor.
Çocuklar yetişkinler gibi değil ki; sokaktan mikrobu kaparlar, okulda rüzgarı yerler ve pat diye vücut pusuya düşer. O minik lenf düğümleri aslında küçük birer kışla gibi çalışıyor, içeri yabancı bir asker girdiğinde hemen şişip alarm veriyor. Basit bir soğuk algınlığı bile o bezenin mercimek kadar büyümesine yetip artıyor işte...
Hani bazen bademcikleri şişer de yutkunamaz ya çocuk, işte tam o esnada çene altındaki bezler de ben buradayım demeye başlar. Boğaz enfeksiyonları, kulak ağrıları veya diş çıkarırken yaşanan o sıkıntılı süreçler hep bu şişliklerin arkasındaki gizli kahramanlar. Hatta Beceriksizce düşüp dizini kanattığında bile bacağındaki veya kasığındaki o bezler hemen reaksiyon gösterebilir.
Biz anneler, babalar veya teyzeler olarak o fındık kadar şişliği ellediğimiz an dünyamız başımıza yıkılıyor sanıyoruz bazen. Abi yok öyle hemen felaket tellallığı yapmaya gerek, vücut sadece mikropla savaşıyor. Bazen sadece hafif bir nezle atlatıyordur da bizim haberimiz bile yoktur...
Peki bu bezelerin ne zaman masum olduğunu, ne zaman tehlike çanı çaldığını nasıl anlayacağız? Eğer o beze dokunduğunuzda yumuşaksa, sağa sola kayıyorsa ve çocuk bastırdığınızda acıdığını söylüyorsa genelde korkacak bir şey çıkmıyor. Sert, tahta gibi duran ve yeri hiç değişmeyen o dokular insanı kıllandırıyor işte.
Geceleri durduk yere ter içinde uyanıyorsa çocuk veya sebebi belirsiz bir kilo kaybı başladıysa zihnimizde soru işaretleri belirmeli. Aftır, ufak bir griptir derken haftalardır geçmeyen ve giderek büyüyen bir yumru gördüğümüzde işin rengi değişiyor elbette. Öyle durumlarda doktorun yolunu tutmakta fayda var, hiç vakit kaybetmeden...
Bazen de mahalledeki o sevimli sokak kedisini seveyim derken tırmalanır hani ufaklık. Kedinin tırnağındaki küçücük bir mikrop bile koltuk altındaki lenf bezini bir anda davul gibi yapabilir. Biz zannederiz ki büyük bir hastalık var, meğerse sebebi dün parkta oynanan o masum oyunmuş.
Yine de içimizin rahat etmesi her şeyden önemli, kendi kendimize evde teşhis koymaya çalışmak sadece uykularımızı kaçırıyor. Panik yapmadan ama gözümüzü de üstünden ayırmadan bir uzmana göstermek en temiz yol. Çocuk bu nihayetinde; büyüyecek, düşecek, iyileşecek ve vücudu bu yolla bağışıklık kazanmayı öğrenecek.
Çocuklar yetişkinler gibi değil ki; sokaktan mikrobu kaparlar, okulda rüzgarı yerler ve pat diye vücut pusuya düşer. O minik lenf düğümleri aslında küçük birer kışla gibi çalışıyor, içeri yabancı bir asker girdiğinde hemen şişip alarm veriyor. Basit bir soğuk algınlığı bile o bezenin mercimek kadar büyümesine yetip artıyor işte...
Hani bazen bademcikleri şişer de yutkunamaz ya çocuk, işte tam o esnada çene altındaki bezler de ben buradayım demeye başlar. Boğaz enfeksiyonları, kulak ağrıları veya diş çıkarırken yaşanan o sıkıntılı süreçler hep bu şişliklerin arkasındaki gizli kahramanlar. Hatta Beceriksizce düşüp dizini kanattığında bile bacağındaki veya kasığındaki o bezler hemen reaksiyon gösterebilir.
Biz anneler, babalar veya teyzeler olarak o fındık kadar şişliği ellediğimiz an dünyamız başımıza yıkılıyor sanıyoruz bazen. Abi yok öyle hemen felaket tellallığı yapmaya gerek, vücut sadece mikropla savaşıyor. Bazen sadece hafif bir nezle atlatıyordur da bizim haberimiz bile yoktur...
Peki bu bezelerin ne zaman masum olduğunu, ne zaman tehlike çanı çaldığını nasıl anlayacağız? Eğer o beze dokunduğunuzda yumuşaksa, sağa sola kayıyorsa ve çocuk bastırdığınızda acıdığını söylüyorsa genelde korkacak bir şey çıkmıyor. Sert, tahta gibi duran ve yeri hiç değişmeyen o dokular insanı kıllandırıyor işte.
Geceleri durduk yere ter içinde uyanıyorsa çocuk veya sebebi belirsiz bir kilo kaybı başladıysa zihnimizde soru işaretleri belirmeli. Aftır, ufak bir griptir derken haftalardır geçmeyen ve giderek büyüyen bir yumru gördüğümüzde işin rengi değişiyor elbette. Öyle durumlarda doktorun yolunu tutmakta fayda var, hiç vakit kaybetmeden...
Bazen de mahalledeki o sevimli sokak kedisini seveyim derken tırmalanır hani ufaklık. Kedinin tırnağındaki küçücük bir mikrop bile koltuk altındaki lenf bezini bir anda davul gibi yapabilir. Biz zannederiz ki büyük bir hastalık var, meğerse sebebi dün parkta oynanan o masum oyunmuş.
Yine de içimizin rahat etmesi her şeyden önemli, kendi kendimize evde teşhis koymaya çalışmak sadece uykularımızı kaçırıyor. Panik yapmadan ama gözümüzü de üstünden ayırmadan bir uzmana göstermek en temiz yol. Çocuk bu nihayetinde; büyüyecek, düşecek, iyileşecek ve vücudu bu yolla bağışıklık kazanmayı öğrenecek.