Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Vallahi her sonbahar ve kış kapıyı çaldığında içimize çöken o malum endişeyi hepimiz çok iyi biliyoruz sanırım. Çocuk birdenbire halsizleşiyor, kolunu kaldıracak gücü kalmıyor ve o her zamanki neşeli cıvıltısı bir anda kesiliveriyor. İşte tam o anda, "Acaba basit bir soğuk algınlığı mı yoksa bu defa gerçekten grip mi yakaladı?" sorusu beynimizi kemirmeye başlıyor bile. Aslında aradaki en büyük fark, gribin sanki bir kamyon çarpmış gibi birdenbire, aniden bastırması... Soğuk algınlığı yavaş yavaş, nazlana nazlana gelirken, grip dediğimiz o illet bir gün içinde çocuğu yatağa serebiliyor. Bir bakıyorsunuz sabah hiçbir şeyi olmayan afacan, akşama doğru ateşler içinde kıvranıyor ve ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz.
Ateş konusu zaten başlı başına bir karın ağrısı, annelerin babaların uykusunu kaçıran en büyük kabus herhalde. Gripte o ateş öyle kolay kolay otuz yedi buçuklarda falan da kalmıyor abi ya, bir anda otuz sekiz, otuz dokuz derecelere fırlayıveriyor ki insan panik yapmadan duramıyor. Tabii hemen ilaçlara sarılmamak, sakin kalıp çocuğun genel durumunu süzmek lazım ama gelin de bunu o an kalbi güm güm atan ebeveyne anlatın. Vücut o yabancı virüsle savaşırken ısıyı yükseltiyor aslında, yani bu son derece doğal bir savunma mekanizması ama yine de o alından süzülen ter damlalarını görmek... Neyse ki bol sıvı desteği ve ılık duşlar imdadımıza yetişiyor da biraz olsun nefes alabiliyoruz.
Sadece ateşle kalsa iyi, o kuru ve inatçı öksürük yok mu, insanı gerçekten canından bezdirir. Göğüsten gelen, hırıltılı ve sanki çocuğun ciğerini söküyormuş gibi hissettiren o öksürük nöbetleri genellikle gribin en sadık yoldaşıdır. Çocuk nefes almakta zorlanır, boğazı tahriş olur ve geceleri gözüne bir damla uyku girmez. Biz büyükler bile bu öksürükle baş edemezken o küçücük bedenlerin ne kadar hırpalandığını tahmin etmek hiç de zor değil. Bu aşamada odanın havasını nemli tutmak, belki başının altına bir yastık daha koyup dik yatmasını sağlamak o kadar hayat kurtarıcı oluyor ki...
Bir de şu bitmek bilmeyen vücut ve eklem ağrıları var ki, çocuklar bunu tam olarak kelimelere dökemedikleri için genellikle sürekli mızmızlanarak ya da ağlayarak belli ederler. "Anne bacağım acıyor, baba kolum ağrıyor" diye sızlanıp dururlar veya sadece kucaktan inmek istemezler. Biz de bazen büyüme ağrısıdır falan deyip geçiştiririz ama aslında virüs tüm kas sistemini esir almıştır çoktan. Vücuttaki o kırgınlık, o ağır halsizlik çocuğu tamamen halsiz bırakır ve normalde yüzüne bakmayacağı oyuncakların yanında öylece uzanıp kalmasına sebep olur. Hani insanın canı hiçbir şey yapmak istemez ya, dünya yıkılsa umrunda olmaz, aynen o hesap...
İştahsızlık da bu tablonun tuzu biberi oluyor vallahi billahi, o çok sevdiği makarnayı bile önüne koysanız kafasını öteye çevirir o an. Zorla bir kaşık çorba içirmeye çalışırsınız, ağzında büyütür de büyütür, en sonunda ya yutamaz ya da midesi bulanır. Grip virüsü sindirim sistemini de öyle bir etkiliyor ki, bazen sadece iştahsızlıkla kalmıyor, peşine mide bulantısı, kusma hatta ishal bile eklenebiliyor. "Yemezse direnci düşer" diye arkasından tabakla koşmak yerine, onu hiç zorlamadan, sadece içebildiği kadar su, taze sıkılmış meyve suyu ya da ılık bir ıhlamur vermek çok daha mantıklı aslında.
Gözlerin kan çanağı gibi kızarması, sulanması ve ışığa bakarken çocukların gözlerini kaçırması da pek bilinmeyen ama çok sık rastlanan grip alametlerindendir. Bakarsınız çocuğun gözlerinin feri sönmüş, uykulu uykulu ve mahzun bakıyor etrafa... Baş ağrısı da cabası tabii ama bunu yine küçük çocuklar tam tarif edemez, alınlarını ovalayıp dururlar sadece. Bu süreçte evi biraz loş tutmak, televizyon veya tablet ekranlarından tamamen uzaklaştırmak o yorgun zihinlerini ve gözlerini dinlendirmek adına yapılacak en güzel şey olabilir. Zaten o halsizlikle muhtemelen sadece uyumak isteyeceklerdir, bırakın uyusunlar, çünkü vücut en güzel uykuda onarır kendini...
Ateş konusu zaten başlı başına bir karın ağrısı, annelerin babaların uykusunu kaçıran en büyük kabus herhalde. Gripte o ateş öyle kolay kolay otuz yedi buçuklarda falan da kalmıyor abi ya, bir anda otuz sekiz, otuz dokuz derecelere fırlayıveriyor ki insan panik yapmadan duramıyor. Tabii hemen ilaçlara sarılmamak, sakin kalıp çocuğun genel durumunu süzmek lazım ama gelin de bunu o an kalbi güm güm atan ebeveyne anlatın. Vücut o yabancı virüsle savaşırken ısıyı yükseltiyor aslında, yani bu son derece doğal bir savunma mekanizması ama yine de o alından süzülen ter damlalarını görmek... Neyse ki bol sıvı desteği ve ılık duşlar imdadımıza yetişiyor da biraz olsun nefes alabiliyoruz.
Sadece ateşle kalsa iyi, o kuru ve inatçı öksürük yok mu, insanı gerçekten canından bezdirir. Göğüsten gelen, hırıltılı ve sanki çocuğun ciğerini söküyormuş gibi hissettiren o öksürük nöbetleri genellikle gribin en sadık yoldaşıdır. Çocuk nefes almakta zorlanır, boğazı tahriş olur ve geceleri gözüne bir damla uyku girmez. Biz büyükler bile bu öksürükle baş edemezken o küçücük bedenlerin ne kadar hırpalandığını tahmin etmek hiç de zor değil. Bu aşamada odanın havasını nemli tutmak, belki başının altına bir yastık daha koyup dik yatmasını sağlamak o kadar hayat kurtarıcı oluyor ki...
Bir de şu bitmek bilmeyen vücut ve eklem ağrıları var ki, çocuklar bunu tam olarak kelimelere dökemedikleri için genellikle sürekli mızmızlanarak ya da ağlayarak belli ederler. "Anne bacağım acıyor, baba kolum ağrıyor" diye sızlanıp dururlar veya sadece kucaktan inmek istemezler. Biz de bazen büyüme ağrısıdır falan deyip geçiştiririz ama aslında virüs tüm kas sistemini esir almıştır çoktan. Vücuttaki o kırgınlık, o ağır halsizlik çocuğu tamamen halsiz bırakır ve normalde yüzüne bakmayacağı oyuncakların yanında öylece uzanıp kalmasına sebep olur. Hani insanın canı hiçbir şey yapmak istemez ya, dünya yıkılsa umrunda olmaz, aynen o hesap...
İştahsızlık da bu tablonun tuzu biberi oluyor vallahi billahi, o çok sevdiği makarnayı bile önüne koysanız kafasını öteye çevirir o an. Zorla bir kaşık çorba içirmeye çalışırsınız, ağzında büyütür de büyütür, en sonunda ya yutamaz ya da midesi bulanır. Grip virüsü sindirim sistemini de öyle bir etkiliyor ki, bazen sadece iştahsızlıkla kalmıyor, peşine mide bulantısı, kusma hatta ishal bile eklenebiliyor. "Yemezse direnci düşer" diye arkasından tabakla koşmak yerine, onu hiç zorlamadan, sadece içebildiği kadar su, taze sıkılmış meyve suyu ya da ılık bir ıhlamur vermek çok daha mantıklı aslında.
Gözlerin kan çanağı gibi kızarması, sulanması ve ışığa bakarken çocukların gözlerini kaçırması da pek bilinmeyen ama çok sık rastlanan grip alametlerindendir. Bakarsınız çocuğun gözlerinin feri sönmüş, uykulu uykulu ve mahzun bakıyor etrafa... Baş ağrısı da cabası tabii ama bunu yine küçük çocuklar tam tarif edemez, alınlarını ovalayıp dururlar sadece. Bu süreçte evi biraz loş tutmak, televizyon veya tablet ekranlarından tamamen uzaklaştırmak o yorgun zihinlerini ve gözlerini dinlendirmek adına yapılacak en güzel şey olabilir. Zaten o halsizlikle muhtemelen sadece uyumak isteyeceklerdir, bırakın uyusunlar, çünkü vücut en güzel uykuda onarır kendini...