Çocuklarda depresyon olur mu?

Çocuklarda depresyon olur mu?

Hakan Ulu

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
427
Tepkime puanı
0
Hakan Ulu
Klinik pratikte çocukluk dönemi minör ya da majör depresif ataklarını yetişkin semptomatolojisiyle eş tutmak en büyük metodolojik hatadır vallahi. Prefrontal korteks gelişimi henüz tamamlanmadığı için, o minicik bedenlerdeki serotonin ve noradrenalin geri alım mekanizmaları bambaşka bir klinik tabloyla sinyal verir bize. Çocuk hayata küsmez aslında, irritabilite dediğimiz o aşırı öfke ve hırçınlık nöbetleriyle bağırır adeta. Selektif serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI) dozajlamasında bile pediyatrik farmakokinetik dinamikleri hesaba katmak zorundasınız; öyle yetişkin reçetesiyle falan yürümez bu işler... Hani bazen durup dururken parlar ya bu çocuklar, işte tam olarak o an nörobiyolojik bir imdat çağrısı izliyor olabilirsiniz.

Somatizasyon mekanizması, pediatrik popülasyondaki affektif bozuklukların en sadık maskesidir abi ya. Karın ağrısı, geçmeyen bulantılar, nedeni bulunamayan baş dönmeleri... Gastrointestinal sistem ile merkezi sinir sistemi arasındaki o çift yönlü aks, çocuğun ruhsal disfonksiyonunu fiziksel bir ağrı olarak somutlaştırır her defasında. Kliniğe gelen ebeveynlere bakıyorum, ellerinde endoskopi sonuçları, ultrason raporları ile kapı kapı geziyorlar. Halbuki limbik sistemdeki o aşırı uyarılma, kortizol seviyelerini yukarı çekerek doğrudan bağıl organları vuruyor; yani mesele midede değil, ruhun tam merkezinde aslında...

Anhedoni kavramını çocuk üzerinden okumak gerçekten ciddi bir uzmanlık ve keskin bir gözlem yeteneği gerektirir. Çocuk dediğin oyun oynar, değil mi? Ama elindeki en sevdiği oyuncağı bile fırlatıp atıyorsa, dopaminerjik ödül yollarında bir tıkanıklık, bir reseptör duyarsızlaşması var demektir mutlaka. Keyif alamama hali, motivasyon eksikliği ve derin bir isteksizlik... Eskiden sınıfta parmak kaldıran, arkadaşlarıyla koşturan o çocuk gidiyor, yerine adeta enerjisi çekilmiş bir gölge geliyor. Nöroplastisite yeteneği bu yaşlarda çok yüksek olduğu için erken müdahale hayat kurtarır, aksi takdirde kronikleşen bir disfori tüm ergenlik dönemini ipotek altına alabilir.

Bilişsel davranışçı terapi ekollerinin çocuk odaklı adaptasyonlarında, otomatik olumsuz düşüncelerin tespiti için oyun terapisi entegrasyonu şarttır bana göre. Çocuk diliyle konuşmayan bir terapist, dorsal anterior singulat korteksin savunma mekanizmalarını asla aşamaz. Çocuk içindeki o yoğun suçluluk duygusunu doğrudan kelimelere dökemez ki... Resimlerindeki koyu renk tonları, oyun hamurunu agresifçe ezişi, hep o bilinçdışı anksiyetenin ve baskılanmış majör depresif belirtilerin dışavurumudur. Algısal çarpıtmaları yakalamak, o yaş grubunda adeta iğneyle kuyu kazmaya benzer.

Uyku mimarisindeki bozulmalar da çok net birer biyobelirteçtir, uykusuzluk ya da tam tersi aşırı uyuma eğilimi... Rem uykusu latansındaki kısalmalar, çocuklarda yetişkinlerdeki kadar belirgin olmasa da sirkadiyen ritim bozukluğu doğrudan duygu durum regülasyonunu sekteye uğratır. Gece sık sık uyanan, kabuslar gören ya da sabahları yataktan kalkmakta muazzam bir direnç gösteren çocukta melatonin sentez süreçlerini incelemek gerekir. Nöroendokrin aks bir kez bozulmaya görsün, arkasından iştah değişiklikleri ve büyüme hormonu supresyonu da zincirleme şekilde gelir zaten.

Genetik yatkınlık ve epigenetik faktörlerin kombinasyonu, çocukluk çağı depresyonunun etiyolojisinde devasa bir paya sahip, buna inanmak lazım. Ailede duygu durum bozukluğu öyküsü varsa, BDNF (beyin türevli nörotrofik faktör) gen ekspresyonu çevresel stresörlerle çok daha hızlı manipüle olabiliyor. Evdeki o gergin hava, anne babanın kronik anksiyetesi, çocuğun hassas nöral ağlarında doğrudan toksik stres etkisi yaratıyor desek yeridir. Yani genler silahı dolduruyor, çevre ise tetiği çekiyor...
 
Geri