Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Gece yarısı aniden gelen o boğuk ağlama sesini duymayan anne baba var mıdır, vallahi sanmıyorum. Bizim ufaklıkların o neşeli, evi birbirine katan sesleri bir anda bıçak gibi kesiliveriyor işte; sonra bakıyorsunuz çocuk köşede büzülmüş, yutkunurken bile gözlerinden yaş geliyor. Boğaz enfeksiyonu dediğimiz şey tam olarak bu, kapıyı çalmadan, öyle paldır küldür giriyor hayatımıza. Hani o bademciklerin üzeri beyaz beyaz olur ya, hah işte o görüntüyü bir kere gören ebeveyn zaten bir daha asla unutmuyor.
Aslında her boğazı ağrıyan çocukta hemen antibiyotiğe sarılmamak lazım, bunu artık hepimiz az çok öğrendik sanırım. Virüsler var, bakteriler var; tıp dünyası bunlara farklı farklı yaklaşıyor ama gel de bunu ateşi 39 dereceye fırlamış çocuğun başında bekleyen anneye anlat abi ya... Ateş demişken, virütik olanlarda genelde burun akıntısı ve öksürük de eşlik ediyor bu duruma ki işin rengi o zaman biraz değişiyor. Eğer çocuk sadece yutkunamıyor, ateşi yüksek seyrediyor ve burnu hiç akmıyorsa, işte orada durup bir düşünmek, belki de o meşhur beta mikrobundan şüphelenmek gerekiyor.
Biz toplum olarak her şeye bir ıhlamur kaynatıp geçirmeyi çok seviyoruz, yalan yok şimdi. Ama çocuk resmen katı hiçbir şeyi yutamıyorsa, çorbanın bile yüzüne bakmıyorsa o boğazın içi muhtemelen yangın yeridir. Bazen öyle bir hal alıyor ki, çocuk tükürüğünü bile yutamıyor, ağzının suyu akıyor dışarıya... O yaşlarda bunu ifade etmek de zor tabii, çocuk sadece mızmızlanıyor, ağlıyor, boynum acıyor deyip duruyor.
Doktorların akut tonsillofaranjit dediği o illet, bizim bildiğimiz bademcik şişmesi aslında, kelimelere çok takılmamak lazım. Boyunlarındaki o küçük bezeler var ya, dokununca böyle misket gibi elinize gelir, onlar işte vücudun savunma mekanizmasının "biz şu an savaşıyoruz" deme şekli. Eğer o bezeler çok büyüdüyse ve çocuğun halsizliği kolunu kaldıracak cinsten değilse, iş ciddi olabilir... Yani her zaman geçici bir farenjit deyip geçmemek, resmi doğru okumak şart.
Şu iştahsızlık meselesi de canımızı çok sıkıyor bizim, çocuk iki gün bir şey yemeyince dünyamız başımıza yıkılıyor sanki. Ama kendimizden pay biçelim; boğazımız acırken canımız iskender mi çekiyor, hayır, sadece serin bir şeyler içmek istiyoruz. Çocuklara da zorla yemek yedirmeye çalışmak yerine, boğazını yumuşatacak, ne bileyim, ılık bir çorba ya da belki oda sıcaklığında bir komposto vermek çok daha mantıklı bir hareket. Bir de o halsizlik yok mu, o cıvıl cıvıl çocuk gidiyor, yerine sürekli uyumak isteyen, parmağını bile kıpırdatmayan bir gölge geliyor resmen.
Kulak ağrısı da çok kafa karıştırır bu süreçte, çocuk kulağını çekiştirip durur ama asıl suçlu boğazdır aslında. Boğazdaki o sinir hatları kulakla o kadar bağlantılı ki, enfeksiyon orayı vurduğunda acısı direkt kulağa vuruyor, bizimki de "kulağım ağrıyor" diye ağlıyor haliyle. Vallahi billahi bazen insan ne yapacağını şaşırıyor, kulak enfeksiyonu mu yoksa boğaz mı derken kendimizi acilde buluyoruz.
Neticede bu çocukluk dönemi böyle hastalıklarla, ateş nöbetleriyle büyüme dönemi, hepimiz bu yollardan geçtik bir şekilde. Önemli olan o belirtileri doğru süzmek, çocuğun genel durumunu iyi gözlemlemek ve tabii ki işi uzmanına bırakmayı bilmek...
Aslında her boğazı ağrıyan çocukta hemen antibiyotiğe sarılmamak lazım, bunu artık hepimiz az çok öğrendik sanırım. Virüsler var, bakteriler var; tıp dünyası bunlara farklı farklı yaklaşıyor ama gel de bunu ateşi 39 dereceye fırlamış çocuğun başında bekleyen anneye anlat abi ya... Ateş demişken, virütik olanlarda genelde burun akıntısı ve öksürük de eşlik ediyor bu duruma ki işin rengi o zaman biraz değişiyor. Eğer çocuk sadece yutkunamıyor, ateşi yüksek seyrediyor ve burnu hiç akmıyorsa, işte orada durup bir düşünmek, belki de o meşhur beta mikrobundan şüphelenmek gerekiyor.
Biz toplum olarak her şeye bir ıhlamur kaynatıp geçirmeyi çok seviyoruz, yalan yok şimdi. Ama çocuk resmen katı hiçbir şeyi yutamıyorsa, çorbanın bile yüzüne bakmıyorsa o boğazın içi muhtemelen yangın yeridir. Bazen öyle bir hal alıyor ki, çocuk tükürüğünü bile yutamıyor, ağzının suyu akıyor dışarıya... O yaşlarda bunu ifade etmek de zor tabii, çocuk sadece mızmızlanıyor, ağlıyor, boynum acıyor deyip duruyor.
Doktorların akut tonsillofaranjit dediği o illet, bizim bildiğimiz bademcik şişmesi aslında, kelimelere çok takılmamak lazım. Boyunlarındaki o küçük bezeler var ya, dokununca böyle misket gibi elinize gelir, onlar işte vücudun savunma mekanizmasının "biz şu an savaşıyoruz" deme şekli. Eğer o bezeler çok büyüdüyse ve çocuğun halsizliği kolunu kaldıracak cinsten değilse, iş ciddi olabilir... Yani her zaman geçici bir farenjit deyip geçmemek, resmi doğru okumak şart.
Şu iştahsızlık meselesi de canımızı çok sıkıyor bizim, çocuk iki gün bir şey yemeyince dünyamız başımıza yıkılıyor sanki. Ama kendimizden pay biçelim; boğazımız acırken canımız iskender mi çekiyor, hayır, sadece serin bir şeyler içmek istiyoruz. Çocuklara da zorla yemek yedirmeye çalışmak yerine, boğazını yumuşatacak, ne bileyim, ılık bir çorba ya da belki oda sıcaklığında bir komposto vermek çok daha mantıklı bir hareket. Bir de o halsizlik yok mu, o cıvıl cıvıl çocuk gidiyor, yerine sürekli uyumak isteyen, parmağını bile kıpırdatmayan bir gölge geliyor resmen.
Kulak ağrısı da çok kafa karıştırır bu süreçte, çocuk kulağını çekiştirip durur ama asıl suçlu boğazdır aslında. Boğazdaki o sinir hatları kulakla o kadar bağlantılı ki, enfeksiyon orayı vurduğunda acısı direkt kulağa vuruyor, bizimki de "kulağım ağrıyor" diye ağlıyor haliyle. Vallahi billahi bazen insan ne yapacağını şaşırıyor, kulak enfeksiyonu mu yoksa boğaz mı derken kendimizi acilde buluyoruz.
Neticede bu çocukluk dönemi böyle hastalıklarla, ateş nöbetleriyle büyüme dönemi, hepimiz bu yollardan geçtik bir şekilde. Önemli olan o belirtileri doğru süzmek, çocuğun genel durumunu iyi gözlemlemek ve tabii ki işi uzmanına bırakmayı bilmek...