Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen sabah bizim ufaklık yine yatakta bir sağa dönüyor bir sola dönüyor, burnunu yastığa sürte sürte bir hal oldu garibim. Hani dersiniz ki çocuk geceden beri maraton koşmuş, öyle bir nefes nefese kalma hali... Sabah bi uyandı, gözlerin altı mosmor, sanki bütün gece uyuyan o değilmiş gibi bir de üstüne o meşhur hapşırık nöbetleri başlamaz mı? Ha bire "Anne burnum kaşınıyor, baba içim gıdıklanıyor" diye dolanıp duruyor ortalıkta. İşte biz anne babaların bahar ya da ev tozu kabusu tam olarak böyle bir sabah perdesiyle açılıyor genellikle. Çocukta alerjik rinit dediğimiz o illet, aslında tam da bu sessiz sedasız başlayan ama hayatı zindan eden burun didiklemeleriyle kendini ele veriyor işte.
Bizim komşunun kızı Ece’yi parkta ne zaman görsem elinde hep bir mendil, gözlerini oğuşturup duruyor. Vallahi billahi içim gidiyor onu öyle gördükçe, çocuk resmen etrafa bakamıyor kızarıklıktan. Sadece polen zamanı da değil üstelik, bazen evin içindeki o görünmez tozlar, tüylü oyuncaklar bile tetikliyor bu durumu. Hani bazen diyoruz ya "yok canım üşütmüştür, geçer iki güne" diye... Ama bakıyorsun o akıntı hiç durmuyor, su gibi akıp gidiyor mübarek. Üstelik o burun kaşıntısı yüzünden eli hep yukarı doğru gidiyor çocukların; biz buna tıp dünyasında alerjik selam diyorlarmış, geçen bir doktordan duydum. Elini burnuna tersçe sürüp yukarı kaldırma hareketi yani...
Geceleri o hırıltılı ses oda sesizliğinde yankılanmaya başladı mı insan ister istemez geriliyor yatakta. Acaba burnu tıkalı olduğu için mi ağzı açık uyuyor, yoksa başka bir derdi mi var diye düşünüp duruyor insan sabaha kadar. Ağız açık uyuyunca ne oluyor peki? Sabahında o kuruyan boğaz yüzünden huysuz, iştahsız ve tabiri caizse barut gibi bir çocuk uyanıyor erkenden. Okula giden çocuklarda konsantrasyon falan da kalmıyor haliyle, düşünsenize ders boyu burnunuzun içi kaşınıyor, kafayı derse mi verirsiniz yoksa o kaşıntıya mı? Zaten bu yüzden okul başarıları bile etkilenebiliyor bu dönemlerde, öğretmenleri bile fark ediyor çocuktaki o durgunluğu veya aşırı hareketliliği.
Bazen durup dururken gelen o peş peşe hapşırıklara ne demeli peki? Bir başlıyorlar, üç, beş, yedi... Say say bitmiyor, çocuk resmen yoruluyor hapşırmaktan, sarsılıyor minik gövdesi. Eğer çocuğunuz durduk yere, hiç ateş falan yokken, halsiz düşmeden böyle seri hapşırık krizlerine giriyorsa orada bir durup düşünmek lazım sanki. Grip zannedip antibiyotiğe, şuruba sarılan o kadar çok aile var ki etrafımızda, üzülüyor insan boşa yüklenen o ilaçları görünce. Bu işin gripten en büyük farkı ne biliyor musunuz; ateş olmuyor, o burun salgısı sarı yeşil değil de hep şeffaf, hep su gibi kalıyor.
Geçenlerde bir arkadaşım dert yanıyordu, "Bizim oğlanın gözleri sürekli yaşarıyor, çapaklanıyor sanki ama tam da öyle değil" diye. Meğer o da alerjidenmiş abi ya, rinit sadece burnu vurmuyor ki, gözleri de kıpkırmızı yapıyor, sulandırıyor. Çocuk sürekli gözünü kaşımak istiyor, kaşıdıkça daha çok kızarıyor, tam bir kısır döngü yani... Hani gözlerinin altında böyle koyu renkli halkalar beliriş ya bazen, hah işte o halkalar aslında burundaki tıkanıklığın göz çevresindeki damarları sıkıştırmasından oluyormuş. Yani o morluklar uykusuzluktan ziyade içerideki o gizli savaşın, o yoğun alerjik reaksiyonun bir işareti aslında...
Eğer evde sürekli boğazını temizlemeye çalışan, şöyle "hık hık" diye sesler çıkaran bir ufaklık varsa gıcık kaptı diye düşünmeyin hemen. O burun arkasından sızan akıntı var ya, işte o sızıntı boğazı sürekli rahatsız ediyor, gıdıklıyor içeriden. Çocuk da ne yapsın, o hissi yok etmek için sürekli boğazını temizleme ihtiyacı hissediyor, bazen bu durum kuru bir öksürüğe bile çevirebiliyor kendini. Özellikle geceleri yatağa yatınca artan o inatçı öksürükler yok mu... İnsanın sabrını zorlar cinsten, tam uyudu dersin, hop bir öksürük kriziyle çocuk da uyanır sen de dikilirsin yatağın tepesine.
Şimdi siz söyleyin, evde ne zaman temizlik yapsanız, elektrik süpürgesini çalıştırsanız çocuk peş peşe hapşırmaya başlıyorsa bu bir tesadüf olabilir mi? Ya da ne bileyim, peluş ayısıyla oynadıktan sonra gözleri kan çanağına dönüyorsa... Aslında çocuklar vücut dilleriyle bize her şeyi anlatıyorlar da biz bazen fazla evham yapıp yönümüzü şaşırıyoruz galiba. En iyisi bir uzmanın kapısını çalıp, o alerji testlerini yaptırıp düşmanı erkenden tanımak galiba...
Bizim komşunun kızı Ece’yi parkta ne zaman görsem elinde hep bir mendil, gözlerini oğuşturup duruyor. Vallahi billahi içim gidiyor onu öyle gördükçe, çocuk resmen etrafa bakamıyor kızarıklıktan. Sadece polen zamanı da değil üstelik, bazen evin içindeki o görünmez tozlar, tüylü oyuncaklar bile tetikliyor bu durumu. Hani bazen diyoruz ya "yok canım üşütmüştür, geçer iki güne" diye... Ama bakıyorsun o akıntı hiç durmuyor, su gibi akıp gidiyor mübarek. Üstelik o burun kaşıntısı yüzünden eli hep yukarı doğru gidiyor çocukların; biz buna tıp dünyasında alerjik selam diyorlarmış, geçen bir doktordan duydum. Elini burnuna tersçe sürüp yukarı kaldırma hareketi yani...
Geceleri o hırıltılı ses oda sesizliğinde yankılanmaya başladı mı insan ister istemez geriliyor yatakta. Acaba burnu tıkalı olduğu için mi ağzı açık uyuyor, yoksa başka bir derdi mi var diye düşünüp duruyor insan sabaha kadar. Ağız açık uyuyunca ne oluyor peki? Sabahında o kuruyan boğaz yüzünden huysuz, iştahsız ve tabiri caizse barut gibi bir çocuk uyanıyor erkenden. Okula giden çocuklarda konsantrasyon falan da kalmıyor haliyle, düşünsenize ders boyu burnunuzun içi kaşınıyor, kafayı derse mi verirsiniz yoksa o kaşıntıya mı? Zaten bu yüzden okul başarıları bile etkilenebiliyor bu dönemlerde, öğretmenleri bile fark ediyor çocuktaki o durgunluğu veya aşırı hareketliliği.
Bazen durup dururken gelen o peş peşe hapşırıklara ne demeli peki? Bir başlıyorlar, üç, beş, yedi... Say say bitmiyor, çocuk resmen yoruluyor hapşırmaktan, sarsılıyor minik gövdesi. Eğer çocuğunuz durduk yere, hiç ateş falan yokken, halsiz düşmeden böyle seri hapşırık krizlerine giriyorsa orada bir durup düşünmek lazım sanki. Grip zannedip antibiyotiğe, şuruba sarılan o kadar çok aile var ki etrafımızda, üzülüyor insan boşa yüklenen o ilaçları görünce. Bu işin gripten en büyük farkı ne biliyor musunuz; ateş olmuyor, o burun salgısı sarı yeşil değil de hep şeffaf, hep su gibi kalıyor.
Geçenlerde bir arkadaşım dert yanıyordu, "Bizim oğlanın gözleri sürekli yaşarıyor, çapaklanıyor sanki ama tam da öyle değil" diye. Meğer o da alerjidenmiş abi ya, rinit sadece burnu vurmuyor ki, gözleri de kıpkırmızı yapıyor, sulandırıyor. Çocuk sürekli gözünü kaşımak istiyor, kaşıdıkça daha çok kızarıyor, tam bir kısır döngü yani... Hani gözlerinin altında böyle koyu renkli halkalar beliriş ya bazen, hah işte o halkalar aslında burundaki tıkanıklığın göz çevresindeki damarları sıkıştırmasından oluyormuş. Yani o morluklar uykusuzluktan ziyade içerideki o gizli savaşın, o yoğun alerjik reaksiyonun bir işareti aslında...
Eğer evde sürekli boğazını temizlemeye çalışan, şöyle "hık hık" diye sesler çıkaran bir ufaklık varsa gıcık kaptı diye düşünmeyin hemen. O burun arkasından sızan akıntı var ya, işte o sızıntı boğazı sürekli rahatsız ediyor, gıdıklıyor içeriden. Çocuk da ne yapsın, o hissi yok etmek için sürekli boğazını temizleme ihtiyacı hissediyor, bazen bu durum kuru bir öksürüğe bile çevirebiliyor kendini. Özellikle geceleri yatağa yatınca artan o inatçı öksürükler yok mu... İnsanın sabrını zorlar cinsten, tam uyudu dersin, hop bir öksürük kriziyle çocuk da uyanır sen de dikilirsin yatağın tepesine.
Şimdi siz söyleyin, evde ne zaman temizlik yapsanız, elektrik süpürgesini çalıştırsanız çocuk peş peşe hapşırmaya başlıyorsa bu bir tesadüf olabilir mi? Ya da ne bileyim, peluş ayısıyla oynadıktan sonra gözleri kan çanağına dönüyorsa... Aslında çocuklar vücut dilleriyle bize her şeyi anlatıyorlar da biz bazen fazla evham yapıp yönümüzü şaşırıyoruz galiba. En iyisi bir uzmanın kapısını çalıp, o alerji testlerini yaptırıp düşmanı erkenden tanımak galiba...