Çocuk psikoloğuna ne zaman gidilmeli?

Çocuk psikoloğuna ne zaman gidilmeli?

Hakan Ulu

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
427
Tepkime puanı
0
Hakan Ulu
Odanın köşesinde öylece duran, günlerdir tek bir parçası bile yerinden oynamamış o ahşap bloklar var ya... İşte onlar bazen dilsiz bir çığlıktır, sessiz bir feryattır aslında. Bakıyorsun çocuğun yüzüne, gülüyor gibi ama gözlerindeki o hırçın bulutu görmemek için kör olmak lazım abi. Her şeye aniden parlayan, hırçınlaşan ya da tam tersine kendi karanlığına çekilip kabuğuna gömülen bir ruh... Bir şeylerin yolunda gitmediğini hissettiğin o ilk an, o göğsüne oturan ince sızı var ya, işte tam o an çalınmalı o kapı.

Uykular diyorum, bir çocuğun sığınağı olması gereken o geceler ne ara kabuslarla bölünen birer mayın tarlasına döndü vallahi anlamıyorum. Yatağını ıslatmalar yeniden başladıysa, o çok sevdiği uykudan her gece çığlık çığlığa uyanıyorsa bir çocuk, ruhu can çekişiyordur da sesini duyuramıyordur bize. Durup durup "korkuyorum" demeler, kapı eşiklerinden dönememeler... Sadece geçici bir dönem deyip geçiştirmek, canından can giden o küçücük varlığa yapılacak en büyük haksızlık belki de.

Okul kapısında elini öyle sıkı tutuyor ki, sanki bıraksan dipsiz bir uçuruma yuvarlanacak gibi bir dehşet var gözlerinde. Arkadaşlarının arasına karışmak istemiyor, o cıvıl cıvıl oyun parkları ona adeta birer azap köşesi gibi geliyor artık. Akranlarıyla bağ kuramayan, sürekli bir kenarda tek başına bekleyen o mahzun bakış... İçindeki fırtınayı kelimelere dökemediği için hırçınlaşan, tırnaklarını kemiren, etini sıkan o parmaklar aslında bir imdat çağrısı yayıyor etrafa.

Bazen de tam tersi olur, her şeye boyun eğen, aşırı uslu, adeta görünmez olmaya çalışan o sessiz çocuklar... Biz onları "ne kadar akıllı, hiç üzmüyor" diye severken, içlerinde kim bilir hangi fırtınalar kopuyor, hangi korkular birikiyor baş başa kaldıklarında. Kendi sesinden bile ürken, hata yapmaktan ölesiye korkan o minik kalbe bir can simidi atmak gerekir bazen. Kendini tamamen dış dünyaya kapatmış, sanki bu dünyada hiç yer kaplamak istemiyormuş gibi süzülen bir gölge...

Boşanmalar, kayıplar, taşınmalar... Büyüklerin bile taşımakta zorlandığı o ağır yükleri o küçücük omuzlara yükleyip "zamanla alışır" demek ne büyük bir yanılgı yahu. Hayatın o sert rüzgarları estiğinde, çocukların dünyasındaki o kırılgan fay hatları derin çatlaklar bırakıyor arkasında. Düzeni bozulan, güvenli limanını kaybeden bir çocuğun hırçınlaşması da, tamamen susması da aslında o sarsıntının doğrudan bir sonucudur şüphesiz.

Bir uzmanın o şefkatli, yargılamayan odasına girmek için illaki büyük bir felaket yaşanmasını beklememek gerek herhalde. Anne baba olarak her şeye yetemediğimizi, bazen bizim de tıkandığımızı kabul etmek o kadar zor ki... Ama işte, sırf o daha mutlu büyüsün, yarınlara daha sağlam bassın ayakları diye o profesyonel ele teslim etmek gerekir bazen süreci. Yolları açmak, o karanlık labirentten çıkışı birlikte bulmak için...
 
Geri