Çocuk psikolojisi nedir?

Çocuk psikolojisi nedir?

Ceren Kalaycı

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
423
Tepkime puanı
0
Ceren Kalaycı
Bizim ufaklık geçen gün salonun ortasında durmuş, elindeki kırmızı kamyonu saatlerce halının çizgileri üzerinde sürüyordu; ne bir ses ne bir soluk, sanki o an dünyanın en mühim işini yapıyormuş gibi bir ciddiyetle... Arada bir durup bana bakıyor, o kocaman gözleriyle sanki "Buradayım, beni görüyor musun?" der gibi sessizce fısıldıyordu içinden. İşte tam o an anlıyor insan; o küçük bedenlerin içinde ne fırtınalar kopuyor, ne büyük dünyalar inşa ediliyor da bizim haberimiz olmuyor. Biz büyükler her şeyi kelimelerle çözmeye alışmışız ya, vallahi billahi yanılıyoruz; onların dili bambaşka, sessizlikleri bile o kadar çok şey anlatıyor ki aslında...

Eski bir dostum anlatmıştı, kızı ilkokula başladığı ilk hafta her sabah karın ağrısıyla uyanırmış, hastane hastane gezmişler de tek bir fiziksel sebep bulamamışlar. Sonra fark etmişler ki meğer o minicik omuzlar, okulun o kalabalık koridorlarında kaybolma korkusunu taşıyamamış, yük ağır gelmiş tabii. Hani biz de bazen işe gitmek istemez, içimiz daralır ya, tam olarak öyle bir his işte; ama onlar bunu "karnım ağrıyor" diye tercüme ediyor hayata. Çocuk ruhu dediğimiz o kırılgan coğrafyada hiçbir tepki boşuna verilmez, her hırçınlığın, her içe kapanmanın altında mutlaka keşfedilmeyi bekleyen gizli bir harita yatar...

Geçenlerde mahalle parkında bir anne gördüm, salıncak sırası yüzünden feryat figan ağlayan oğluna "Bunda ağlayacak ne var, altı üstü bir oyuncak" diye çıkışıyordu tatlı sert bir tonla. O an gidip sarılmak istedim kadına, "Ah be ablacım," diyecektim, "onun dünyasında o salıncak şu an hayatın ta kendisi, elinden alınan en kıymetli hazine..." Bizim için önemsiz görünen küçücük bir detay, bir çocuğun iç dünyasında depremler yaratabiliyor bazen. Onların hissettiği öfkeyi ya da hayal kırıklığını küçümsemeden, sadece yanlarında durup o duyguyu yaşamalarına izin vermek o kadar hayati ki...

Yıllar önce bir gazete haberi için çocuk esirgeme kurumundaki miniklerle vakit geçirmiştim; orada öğrendiğim en büyük ders, sevginin de ötesinde, çocukların en çok "görülmeye" ihtiyaç duyduğuydu. Hani bir resim yapıp koşa koşa yanınıza gelirler de gururla gösterirler ya, işte o an aslında "Bak ben buradayım ve bir şeyler üretebiliyorum, beni fark et" demektir o çaba. Sadece başımızı sallayıp "Güzel olmuş" demek yetmiyor inan olsun; o resimdeki eğri büğrü güneşi, yamuk ağacı gerçekten görmek, onunla o anı paylaşmak gerekiyor...

Bazen kendi çocukluğuma dönüp bakıyorum da, babamın bana kızdığı o tek anı dün gibi hatırlarken, aldığı onlarca oyuncağın adını bile hatırlamıyorum şimdi. Bellek dediğimiz o gizemli kutu, maddiyatı hemen eliyor da geriye sadece hisleri, güveni ya da güvensizliği bırakıyor nedense. Çocuk yetiştirirken her adımı mükemmel atmaya çalışmak beyhude bir çaba, zaten mükemmel anne baba diye bir şey de yok bu hayatta... Önemli olan hata yaptığımızda bile o sıcaklığı, o güvenli liman hissini onlara hissettirebilmek galiba.
 
Geri