Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Gaza basıyorsun ama araba bir iki saniye sanki seni hiç duymamış gibi davranıyor. İşte o gıcık bekleyişin adı turbo gecikmesi, yani namıdiğer "turbo lag". Şehir içi trafikte sollamaya çıkarken tam da ihtiyacın olan o seri ivmelenme, o minik es esnasında buhar olup uçuyor. Aslında araç bozuk değil, sadece fiziğin kurallarına takılıyoruz.
Motorun egzozundan çıkan gaz yeterli basınca ulaşmadan o turbo pervanesi bir türlü dönmek bilmiyor. Sıkıntı tam olarak burada başlıyor zaten; sen gücü anında istiyorsun ama mekanik sistem "biraz bekle, önce ben bir dolayım" diyor. Hani bazen birine soru sorarsın da cevap vermeden önce şöyle bir durup yüzüne bakar ya... Tam olarak öyle bir his.
Devir saati 2000’i devirdiği an arka koltuğa yapışmanı sağlayan o aniden gelen devasa güç dalgası. Kimisi bu ani patlamaya bayılır, kimisi de şehir içinde gaza her bastığında arabanın silkelenmesinden nefret eder. Gücün doğrusal değil de böyle sürpriz yumurta gibi aniden gelmesi, sürüş keyfini bir anda bambaşka bir boyuta taşıyor.
Gaza aniden yüklenmek yerine pedala tatlı tatlı, kademeli dokunmayı denedin mi hiç? İnan bana, turboyu önceden beslemenin ve o gıcık boşluğu hissetmemenin en pratik yolu bu. Pedalı köklemek her zaman daha hızlı gideceğin anlamına gelmiyor; bazen motorla aynı dilde konuşmak, ritmi ona göre ayarlamak gerekiyor.
Yüksek vites düşük devirde gaza bastığında o hantal hissin katlanarak artması tesadüf değil. Motor çırpınıyor, egzoz gazı yetersiz kalıyor ve turbo adeta uykusundan uyanamıyor. Bir vites düşür bakayım, bak nasıl şahlanıyor o makine. Devri canlı tutmak, turboyu her an göreve hazır bekletmek demek.
Yeni nesil arabalarda bu sorunu çözmek için epey kafa patlattılar, çift turbo koydular, elektrikli destekler eklediler. Artık eski o vahşi, insanı aniden koltuğa fırlatan hissiyat biraz törpülendi elbette. Yine de direksiyon başındayken o gücün arkadan dolup geldiğini hissetmek, o minik bekleyişin ardından gelen o tatlı ivme... İnsana hala garip bir güven veriyor.
Motorun egzozundan çıkan gaz yeterli basınca ulaşmadan o turbo pervanesi bir türlü dönmek bilmiyor. Sıkıntı tam olarak burada başlıyor zaten; sen gücü anında istiyorsun ama mekanik sistem "biraz bekle, önce ben bir dolayım" diyor. Hani bazen birine soru sorarsın da cevap vermeden önce şöyle bir durup yüzüne bakar ya... Tam olarak öyle bir his.
Devir saati 2000’i devirdiği an arka koltuğa yapışmanı sağlayan o aniden gelen devasa güç dalgası. Kimisi bu ani patlamaya bayılır, kimisi de şehir içinde gaza her bastığında arabanın silkelenmesinden nefret eder. Gücün doğrusal değil de böyle sürpriz yumurta gibi aniden gelmesi, sürüş keyfini bir anda bambaşka bir boyuta taşıyor.
Gaza aniden yüklenmek yerine pedala tatlı tatlı, kademeli dokunmayı denedin mi hiç? İnan bana, turboyu önceden beslemenin ve o gıcık boşluğu hissetmemenin en pratik yolu bu. Pedalı köklemek her zaman daha hızlı gideceğin anlamına gelmiyor; bazen motorla aynı dilde konuşmak, ritmi ona göre ayarlamak gerekiyor.
Yüksek vites düşük devirde gaza bastığında o hantal hissin katlanarak artması tesadüf değil. Motor çırpınıyor, egzoz gazı yetersiz kalıyor ve turbo adeta uykusundan uyanamıyor. Bir vites düşür bakayım, bak nasıl şahlanıyor o makine. Devri canlı tutmak, turboyu her an göreve hazır bekletmek demek.
Yeni nesil arabalarda bu sorunu çözmek için epey kafa patlattılar, çift turbo koydular, elektrikli destekler eklediler. Artık eski o vahşi, insanı aniden koltuğa fırlatan hissiyat biraz törpülendi elbette. Yine de direksiyon başındayken o gücün arkadan dolup geldiğini hissetmek, o minik bekleyişin ardından gelen o tatlı ivme... İnsana hala garip bir güven veriyor.