Ateşli havalede ilk yardım nasıl yapılır?

Ateşli havalede ilk yardım nasıl yapılır?

Ceren Kalaycı

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
423
Tepkime puanı
0
Ceren Kalaycı
Gecenin bir yarısı, ev sessizliğe gömülmüşken birden o tuhaf hırıltıyı duyarsınız ya... İşte o an zaman durur, insanın damarlarındaki kan çekilir vallahi. Küçücük bir bedenin kollarınızın arasında aniden kasılıp kalması, gözlerinin bir noktaya dikilmesi öyle bir çaresizlik ki... Başına gelmeyen bilemez, yaşayanın da ömründen ömür gider o birkaç dakikada. Kendimizi kaybediyoruz, ne yapacağımızı şaşırıp feryat figan bağırıyoruz haklı olarak. Ama işte tam o saniyelerde o korkuya teslim olmamak, o buz gibi soğukkanlılığı bir yerlerden bulup çıkarmak zorundayız.

İlk refleksimiz ne oluyor peki? Hemen çocuğu kucaklayıp musluğun altına sokmak, buz gibi sularla yıkamak... Yapmayın, kurban olayım bunu yapmayın abi ya. Vücut zaten alev alev yanarken o ani soğuk şok, o küçücük bünyeye yarardan çok zarar getiriyor, sistemi tamamen altüst ediyor. Şöyle düşünün; harareti tavan yapmış bir motorun üzerine buzlu su dökmek gibi bir şey bu, çatlatırsınız motoru... Sakince kıyafetleri gevşetmek, üzerindeki o kalın kazakları, battaniyeleri hemen sıyırıp atmak ilk yapacağımız iş olmalı. Nefes alsın çocuk, bir rahatlasın teni.

O çırpınışları durdurmak için çocuğun üzerine abandığımızı, kollarını bacaklarını zorla tutmaya çalıştığımızı çok gördük, kendimiz de yaptık belki zamanında. Ama o kasılmaları güç kullanarak engellemeye çalışmak o kadar tehlikeli ki... Kemikleri kırılır mazallah, kasları zedelenir. Bırakın, o an o nöbet kendi seyrini tamamlasın, sadece etrafındaki sert eşyaları uzaklaştırın ki kafasını gözünü bir yere çarpmasın. Yan yatırın hemen, hani o acil servislerde "koma pozisyonu" dedikleri şey var ya, işte tam öyle. Ağzından salya gelirse boğazına kaçmasın, rahatça aksın gitsin diye...

Soğan koklatmak, kolonya basmak, ağzını kaşıkla zorla açmaya çalışmak da bizim buraların meşhur ama dert açan adetlerindendir maalesef. Dilini yutacak sanıp parmağımızı ağzına sokarız, çocuk can havliyle parmağımızı koparacak gibi ısırır ya da biz onun dişlerini kırarız... Vallahi billahi hiçbir faydası yok bu zorlamaların. Dişlerini sıkıyorsa bırakın sıkılı kalsın, zorla aralamaya çalışmanın kimseye bir hayrı dokunmuyor bu zamana kadar. Sadece yanında durun, başını yumuşak bir şeyle destekleyin ve o nöbetin geçmesini bekleyin.

Ateş dediğin şey aslında vücudun o mikroplarla, hastalıklarla aslanlar gibi savaştığının en net kanıtı, yani düşman değil aslında bir işaretçi. Ama işte o derece birden fırlayınca beynin elektrik devresi kısa devre yapıyor bir anlık. Genelde birkaç dakika sürer bu durum, saatler gibi gelse de aslında saniyeler akıp gider sadece. Süreyi aklınızda tutmaya çalışın, ne kadar sürdü bu nöbet? Hekimlerin bize ilk soracağı şey bu olacak çünkü. Beş dakikayı geçiyorsa zaten hiç vakit kaybetmeden ambulansı çağırmak, profesyonelleri devreye sokmak gerekiyor acilen.

Nöbet bittiğinde o küçücük beden öyle bir yorgun düşer ki, derin bir uykuya dalmak ister hemen. Müsaade edin uyusun, dinlensin zavallı... Tabii ki hemen ardından bir çocuk doktorunun yolunu tutacağız, altında yatan asıl sebebi bulmak için o muayene şart. Bizim görevimiz o fırtına anında liman olmak, sakin kalıp doğru adımları atmak. Unutmayalım, korku bulaşıcıdır derler ama soğukkanlılık da öyle...
 
Geri