Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Hastaneden eve geldiğiniz o ilk günün şaşkınlığını çok iyi bilirim; kucağınızda minicik, savunmasız bir can ve kafanızda deli sorular... En büyük kavga da hemen o akşam çıkar genelde: Bu çocuk ne zaman yıkanacak? Eskiler hemen banyoya sokmak ister, modern tıp ise "Durun, acele etmeyin," diye bağırır. Ben size doğrudan söyleyeyim, o göbek bağı düşmeden bebeği suya sokmak resmen bindiğiniz dalı kesmektir. Enfeksiyon riski dediğimiz o illet kapıda bekliyor vallahi, şakaya gelmez bu işler.
Bana inanmıyorsanız gidin en güvendiğiniz çocuk doktoruna sorun, alacağınız cevap değişmeyecektir. İlk günlerde o kadar hassas bir ciltle karşı karşıyayız ki, her gün yıkamak o güzelim teni kurutmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Haftada iki ya da en fazla üç kere banyo yaptırmak fazlasıyla yeterli, hatta artar bile... Zaten terlemiyor bu çocuklar, neyin kiri neyin temizliği Allah aşkına? Toz toprak içinde mi kalıyor sanki küçücük bebek?
Şimdi bazıları çıkıp "Ama göbek bağı düşene kadar kokar bu çocuk," falan diyecek, biliyorum. Yok öyle bir şey abi ya, uydurmayın kafanızdan! Islak mendil falan da sürmeyin o bölgelere, temiz bir bezi ılık suyla ıslatıp hafifçe silin, geçin. Silme banyosu denilen şey hayat kurtarır işte tam da bu dönemde. Bebeğin cildindeki o beyaz, kremsi tabaka var ya, verniks kazeoza deriz biz ona, o tabaka aslında onu koruyan en doğal zırh... Onu hemen sabunla köpükle yok etmeye çalışmak büyük hata, resmen korumasız bırakıyorsunuz çocuğu.
Suyu hazırlarken de termometreye falan çok güvenmeyin, kendi dirseğinizi sokun o suyun içine. Dirseğiniz yanmıyorsa, üşümüyorsa tamamdır işte, abartmaya gerek yok. Bir de şu banyo esnasında yaşanan o panik havası yok mu, beni benden alıyor. Sanki savaşa giriyoruz... Sakin olun yahu, siz sakin kalırsanız bebek de sakinleşir. O ağlamalar, çığlıklar aslında hep sizin o gerginliğinizden, o evhamlı hallerinizden kaynaklanıyor.
Göbek bağı düştükten sonraki o ilk gerçek banyoyu dün gibi hatırlıyorum, sanki dünyanın en zor işini yapacakmışız gibi bir gerginlik vardı havada... Oysa her şey sadece birkaç dakika sürüyor. Başını güzelce destekleyin, gerisini suya bırakın gitsin. Alt tarafı bir banyo işte, gözünüzde büyütüp hem kendinize hem o sabiye eziyet etmeyin derim.
Bana inanmıyorsanız gidin en güvendiğiniz çocuk doktoruna sorun, alacağınız cevap değişmeyecektir. İlk günlerde o kadar hassas bir ciltle karşı karşıyayız ki, her gün yıkamak o güzelim teni kurutmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Haftada iki ya da en fazla üç kere banyo yaptırmak fazlasıyla yeterli, hatta artar bile... Zaten terlemiyor bu çocuklar, neyin kiri neyin temizliği Allah aşkına? Toz toprak içinde mi kalıyor sanki küçücük bebek?
Şimdi bazıları çıkıp "Ama göbek bağı düşene kadar kokar bu çocuk," falan diyecek, biliyorum. Yok öyle bir şey abi ya, uydurmayın kafanızdan! Islak mendil falan da sürmeyin o bölgelere, temiz bir bezi ılık suyla ıslatıp hafifçe silin, geçin. Silme banyosu denilen şey hayat kurtarır işte tam da bu dönemde. Bebeğin cildindeki o beyaz, kremsi tabaka var ya, verniks kazeoza deriz biz ona, o tabaka aslında onu koruyan en doğal zırh... Onu hemen sabunla köpükle yok etmeye çalışmak büyük hata, resmen korumasız bırakıyorsunuz çocuğu.
Suyu hazırlarken de termometreye falan çok güvenmeyin, kendi dirseğinizi sokun o suyun içine. Dirseğiniz yanmıyorsa, üşümüyorsa tamamdır işte, abartmaya gerek yok. Bir de şu banyo esnasında yaşanan o panik havası yok mu, beni benden alıyor. Sanki savaşa giriyoruz... Sakin olun yahu, siz sakin kalırsanız bebek de sakinleşir. O ağlamalar, çığlıklar aslında hep sizin o gerginliğinizden, o evhamlı hallerinizden kaynaklanıyor.
Göbek bağı düştükten sonraki o ilk gerçek banyoyu dün gibi hatırlıyorum, sanki dünyanın en zor işini yapacakmışız gibi bir gerginlik vardı havada... Oysa her şey sadece birkaç dakika sürüyor. Başını güzelce destekleyin, gerisini suya bırakın gitsin. Alt tarafı bir banyo işte, gözünüzde büyütüp hem kendinize hem o sabiye eziyet etmeyin derim.