Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyon başına geçmek için can attığınızı çok iyi biliyorum ama o iş öyle sandığınız kadar basit değil işte. Ameliyat masasına yatıp kalktıktan sonra hayatın hemen kaldığı yerden devam edeceğini düşünüyoruz, vallahi yanılıyoruz. Bedenin kendi içinde verdiği o büyük savaşı, hücrelerin o harıl harıl tamirat mesaisini görmezden gelmek resmen kendi bacağımıza sıkmak demek. Hele bir de işin içine o koca metal yığınını trafikte kontrol etme sorumluluğu girince...
Refleksleriniz eski hızında mı sanıyorsunuz, hadi oradan derler adama. Anestezi dediğimiz o illet, vücuttan öyle iki günde hop diye atılmıyor, zihnin kıvrımlarında bir yerlerde o sersemlik hissi günlerce sinsice pusuya yatıyor. Ani bir fren yapmanız gerektiğinde o pedala basacak gücü bacağınızda bulabilecek misiniz, yoksa canınız acıyacak diye saliselik bir tereddüt mü yaşayacaksınız? İşte tam da bu yüzden, doktorunuz "tamam" demeden o kontağı çevirmek büyük bir kumar.
Ağrı kesicilerin o yalancı baharına kesinlikle aldanmayın derim, en büyük tuzak buradadır. İlaçların etkisiyle kendinizi kral gibi hissederken, reflekslerinizin aslında ne kadar uyuştuğunu fark bile edemezsiniz. Eczaneden aldığınız o kutuların üzerindeki "araç ve makine kullanmayınız" uyarısı süs olsun diye yazılmıyor ya abi... Ağrıyı hissetmiyor oluşunuz, kaslarınızın o ani manevraya hazır olduğu anlamına gelmiyor, bunu kafanıza iyice kazıyın.
Emniyet kemerini taktığınız an dikişlerinize binecek o yükü hiç hesaba kattınız mı peki? Küçücük bir tümsekten geçerken arabanın içindeki o sarsıntı, içeride yeni yeni kaynayan dokuları resmen birbirinden ayırmaya çalışır. Dikişlerin patlaması riski bir yana, o an can havliyle direksiyonu kırıp başka bir belaya yol açmak işten bile değil. Yani anlayacağınız, yaranız tamamen kapanmadan, o bölgedeki hassasiyet bitmeden yola çıkma fikrini aklınızdan bile geçirmeyin.
Sigorta şirketlerinin bu durumlarda nasıl çirkefleşebileceğini, işi yokuşa sürmek için nasıl fırsat kolladığını az çok bilirsiniz. Doktor raporunuzda "araç kullanabilir" ibaresi yokken bir kazaya karışırsanız, haklıyken haksız duruma düşmek an meselesidir. Hem kendi canınızı hem başkalarının hayatını tehlikeye atmak yetmiyorsa, bir de üstüne hukuki olarak suçlu ilan edilmeyi göze alabiliyorsanız buyurun geçin koltuğa... Maddi manevi altından kalkamayacağınız yüklerin altına girmeye ne gerek var şimdi?
Yavaş yavaş, küçük adımlarla başlamak en mantıklısı aslında, hemen trafiğin göbeğine atlamanın alemi yok. Önce gidin arabanın içinde bir oturun, pedallara basmayı deneyin, sağa sola dönüp aynaları kontrol edin bakalım vücudunuz ne tepki veriyor. Şöyle mahalle arasında, kimsenin olmadığı tenha bir sokakta kısa bir tur atmak, kendinizi test etmek için harika bir fırsattır. Baktınız en ufak bir sızlama, bir halsizlik, bir göz kararması var; hemen sağa çekip anahtarı teslim edin yanınızdakine.
Kendi kendinizin doktoru olmaya çalışmayı bırakın artık, bu işin şakası yok. Her ameliyatın, her bedenin iyileşme süreci tamamen kendine has, başkasında iki günde biten ağrı sizde iki hafta sürebilir. En doğrusu, kontrol randevusuna gittiğinizde hekiminize açık açık "Ben ne zaman şoför koltuğuna oturabilirim?" diye sormaktır. Onun vereceği tarihe kadar sabretmek, hayatınızda vereceğiniz en akıllıca, en güvenli karar olacaktır şüphesiz.
Refleksleriniz eski hızında mı sanıyorsunuz, hadi oradan derler adama. Anestezi dediğimiz o illet, vücuttan öyle iki günde hop diye atılmıyor, zihnin kıvrımlarında bir yerlerde o sersemlik hissi günlerce sinsice pusuya yatıyor. Ani bir fren yapmanız gerektiğinde o pedala basacak gücü bacağınızda bulabilecek misiniz, yoksa canınız acıyacak diye saliselik bir tereddüt mü yaşayacaksınız? İşte tam da bu yüzden, doktorunuz "tamam" demeden o kontağı çevirmek büyük bir kumar.
Ağrı kesicilerin o yalancı baharına kesinlikle aldanmayın derim, en büyük tuzak buradadır. İlaçların etkisiyle kendinizi kral gibi hissederken, reflekslerinizin aslında ne kadar uyuştuğunu fark bile edemezsiniz. Eczaneden aldığınız o kutuların üzerindeki "araç ve makine kullanmayınız" uyarısı süs olsun diye yazılmıyor ya abi... Ağrıyı hissetmiyor oluşunuz, kaslarınızın o ani manevraya hazır olduğu anlamına gelmiyor, bunu kafanıza iyice kazıyın.
Emniyet kemerini taktığınız an dikişlerinize binecek o yükü hiç hesaba kattınız mı peki? Küçücük bir tümsekten geçerken arabanın içindeki o sarsıntı, içeride yeni yeni kaynayan dokuları resmen birbirinden ayırmaya çalışır. Dikişlerin patlaması riski bir yana, o an can havliyle direksiyonu kırıp başka bir belaya yol açmak işten bile değil. Yani anlayacağınız, yaranız tamamen kapanmadan, o bölgedeki hassasiyet bitmeden yola çıkma fikrini aklınızdan bile geçirmeyin.
Sigorta şirketlerinin bu durumlarda nasıl çirkefleşebileceğini, işi yokuşa sürmek için nasıl fırsat kolladığını az çok bilirsiniz. Doktor raporunuzda "araç kullanabilir" ibaresi yokken bir kazaya karışırsanız, haklıyken haksız duruma düşmek an meselesidir. Hem kendi canınızı hem başkalarının hayatını tehlikeye atmak yetmiyorsa, bir de üstüne hukuki olarak suçlu ilan edilmeyi göze alabiliyorsanız buyurun geçin koltuğa... Maddi manevi altından kalkamayacağınız yüklerin altına girmeye ne gerek var şimdi?
Yavaş yavaş, küçük adımlarla başlamak en mantıklısı aslında, hemen trafiğin göbeğine atlamanın alemi yok. Önce gidin arabanın içinde bir oturun, pedallara basmayı deneyin, sağa sola dönüp aynaları kontrol edin bakalım vücudunuz ne tepki veriyor. Şöyle mahalle arasında, kimsenin olmadığı tenha bir sokakta kısa bir tur atmak, kendinizi test etmek için harika bir fırsattır. Baktınız en ufak bir sızlama, bir halsizlik, bir göz kararması var; hemen sağa çekip anahtarı teslim edin yanınızdakine.
Kendi kendinizin doktoru olmaya çalışmayı bırakın artık, bu işin şakası yok. Her ameliyatın, her bedenin iyileşme süreci tamamen kendine has, başkasında iki günde biten ağrı sizde iki hafta sürebilir. En doğrusu, kontrol randevusuna gittiğinizde hekiminize açık açık "Ben ne zaman şoför koltuğuna oturabilirim?" diye sormaktır. Onun vereceği tarihe kadar sabretmek, hayatınızda vereceğiniz en akıllıca, en güvenli karar olacaktır şüphesiz.