Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Hadi kalkıyoruz dedikleri an o yataktan doğrulmak ölüm gibi gelir insana, bilirim. Oysa o ilk adım... Vallahi billahi bütün sihrin başladığı yer tam da orası. Vücut bir kere o dikey pozisyona geçti mi, hani sanki tüm organlar derin bir nefes alıp "Tamam, hayattayız ve işimize geri dönüyoruz" der gibi tıkır tıkır çalışmaya başlıyor. Doktorların "Erken mobilizasyon" dediği, bizim ise düpedüz "Aman canım iki adım atmak işte" diye hafife aldığımız o eylem var ya, aslında iyileşmenin ta kendisi.
Peki, hemen mi? Yani narkozun etkisi tam geçmeden, kafa hala bir milyonken mi basacağız o soğuk hastane zeminine? Tabii ki hayır ama sandığınızdan çok daha çabuk. Eskiden ameliyat olanı haftalarca pamuklara sarıp yatırırlardı, şimdi devir değişti abi ya. Sezaryen mi oldun, safra keseni mi aldırdın, yoksa fıtık mı? Hiç fark etmez. Ameliyathaneden çıkıp odaya geldikten, şöyle kendinizi toparlayıp ilk sıvı gıdayı aldıktan birkaç saat sonra o hemşire kapıda bitiverir. Kaçış yok. O ilk adımı öyle ya da böyle atacaksınız.
Yatmak kan akışını yavaşlatıyor, damarlarda kanın göllenmesine yol açıyor ki bu da en büyük kabusumuz olan pıhtı riskini, yani o meşhur trombozu tetikliyor işte. Hareket etmek, yürümek, bacak kaslarını çalıştırmak o pıhtı canavarını daha doğmadan boğuyor desek yeridir. Damarların bayram etmesi, kanın vücutta fırıl fırıl dönmesi lazım. O yatakta kalındığı her dakika, iyileşme sürecine konulan bir takoz gibi adeta.
Ağrın olacak mı? Muhtemelen evet. Kimse size ameliyattan sonra koridorda vals yapacaksınız demiyor sonuçta. Ama işin garibi, yürüdükçe o bıçak saplanır gibi olan ağrının hafiflediğini, kasların gevşediğini fark edeceksiniz. Vücut hareket ettikçe kendi doğal ağrı kesicilerini salgılıyor çünkü. Yani canım yanıyor diye yatakta büzüşüp kalmak, ağrıyı azaltmıyor, aksine oradaki kasları daha da katılaştırıp ıstırabı uzatıyor...
Bağırsaklar... Ameliyat geçiren herkesin ortak derdi, o meşhur gaz çıkarma mevzusu. Narkoz tüm sistemi uyuşturduğu için o zavallı bağırsaklar da bir süreliğine nakavt oluyor. Onları dürtüp uyandırmanın, "Hadi bakalım, mesai başladı" demenin en kestirme yolu ayaklanmaktır. Koridorda o turları atmaya başladığınızda, içinizdeki o şişliğin yavaş yavaş dağıldığını hissetmek acayip bir rahatlama getirir insana. Yürümezseniz o gaz orada sıkışır kalır, sonra bir de onun sancısıyla uğraş dur.
Herkesin bünyesi, her ameliyatın boyutu bir değil elbet; büyük bir açık batın ameliyatı geçirenle, kapalı bir diz ameliyatı olanın temposu aynı olamaz. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın, yan odadaki teyze fırtına gibi esiyor diye gaza gelip sınırlarınızı zorlamayın sakın. Önemli olan maraton koşmak değil, sadece o ritmi yakalamak. Küçük adımlarla başlayın, önce yatağın kenarına oturup ayakları sallandırın, sonra bir iki adım, ertesi gün odanın kapısına kadar...
Akciğerleri de unutmamak lazım, hani o narkozun ağırlığıyla sönen, tembelleşen akciğerleri... Derin nefes alıp yürümek, o ciğerlerin köşesinde bucağında kalmış sönük hava keseciklerini patır patır açıyor. Eğer kalkıp yürümezseniz, o durağanlık Allah korusun zatürreye kadar davetiye çıkarabilir. Göğsünüzün sıkıştığını hissettiğiniz an bilin ki o yatak sizi aşağı çekiyor, hemen bir destek isteyip doğrulun.
Refakatçiniz kolunuza girdiğinde ona tamamen çuval gibi asılmayın, sadece dengenizi korumak için yardım alın. Kendi gücünüzü hissetmeniz, o psikolojik eşiği aşmanız için çok önemli bu. "Ben yapabiliyorum, yürüyebiliyorum" düşüncesi beyne gittiği an, iyileşme süreci de vites yükseltiyor vallahi. Kendinize güvenin, vücudunuz sandığınızdan çok daha güçlü ve o eski ayarlarına dönmek için can atıyor aslında...
Peki, hemen mi? Yani narkozun etkisi tam geçmeden, kafa hala bir milyonken mi basacağız o soğuk hastane zeminine? Tabii ki hayır ama sandığınızdan çok daha çabuk. Eskiden ameliyat olanı haftalarca pamuklara sarıp yatırırlardı, şimdi devir değişti abi ya. Sezaryen mi oldun, safra keseni mi aldırdın, yoksa fıtık mı? Hiç fark etmez. Ameliyathaneden çıkıp odaya geldikten, şöyle kendinizi toparlayıp ilk sıvı gıdayı aldıktan birkaç saat sonra o hemşire kapıda bitiverir. Kaçış yok. O ilk adımı öyle ya da böyle atacaksınız.
Yatmak kan akışını yavaşlatıyor, damarlarda kanın göllenmesine yol açıyor ki bu da en büyük kabusumuz olan pıhtı riskini, yani o meşhur trombozu tetikliyor işte. Hareket etmek, yürümek, bacak kaslarını çalıştırmak o pıhtı canavarını daha doğmadan boğuyor desek yeridir. Damarların bayram etmesi, kanın vücutta fırıl fırıl dönmesi lazım. O yatakta kalındığı her dakika, iyileşme sürecine konulan bir takoz gibi adeta.
Ağrın olacak mı? Muhtemelen evet. Kimse size ameliyattan sonra koridorda vals yapacaksınız demiyor sonuçta. Ama işin garibi, yürüdükçe o bıçak saplanır gibi olan ağrının hafiflediğini, kasların gevşediğini fark edeceksiniz. Vücut hareket ettikçe kendi doğal ağrı kesicilerini salgılıyor çünkü. Yani canım yanıyor diye yatakta büzüşüp kalmak, ağrıyı azaltmıyor, aksine oradaki kasları daha da katılaştırıp ıstırabı uzatıyor...
Bağırsaklar... Ameliyat geçiren herkesin ortak derdi, o meşhur gaz çıkarma mevzusu. Narkoz tüm sistemi uyuşturduğu için o zavallı bağırsaklar da bir süreliğine nakavt oluyor. Onları dürtüp uyandırmanın, "Hadi bakalım, mesai başladı" demenin en kestirme yolu ayaklanmaktır. Koridorda o turları atmaya başladığınızda, içinizdeki o şişliğin yavaş yavaş dağıldığını hissetmek acayip bir rahatlama getirir insana. Yürümezseniz o gaz orada sıkışır kalır, sonra bir de onun sancısıyla uğraş dur.
Herkesin bünyesi, her ameliyatın boyutu bir değil elbet; büyük bir açık batın ameliyatı geçirenle, kapalı bir diz ameliyatı olanın temposu aynı olamaz. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın, yan odadaki teyze fırtına gibi esiyor diye gaza gelip sınırlarınızı zorlamayın sakın. Önemli olan maraton koşmak değil, sadece o ritmi yakalamak. Küçük adımlarla başlayın, önce yatağın kenarına oturup ayakları sallandırın, sonra bir iki adım, ertesi gün odanın kapısına kadar...
Akciğerleri de unutmamak lazım, hani o narkozun ağırlığıyla sönen, tembelleşen akciğerleri... Derin nefes alıp yürümek, o ciğerlerin köşesinde bucağında kalmış sönük hava keseciklerini patır patır açıyor. Eğer kalkıp yürümezseniz, o durağanlık Allah korusun zatürreye kadar davetiye çıkarabilir. Göğsünüzün sıkıştığını hissettiğiniz an bilin ki o yatak sizi aşağı çekiyor, hemen bir destek isteyip doğrulun.
Refakatçiniz kolunuza girdiğinde ona tamamen çuval gibi asılmayın, sadece dengenizi korumak için yardım alın. Kendi gücünüzü hissetmeniz, o psikolojik eşiği aşmanız için çok önemli bu. "Ben yapabiliyorum, yürüyebiliyorum" düşüncesi beyne gittiği an, iyileşme süreci de vites yükseltiyor vallahi. Kendinize güvenin, vücudunuz sandığınızdan çok daha güçlü ve o eski ayarlarına dönmek için can atıyor aslında...