Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyonun başına geçtiğinizde size o yolu hissettiren, virajlarda adeta rayda gidiyormuş izlenimi veren o eski dosttan bahsedelim biraz; Ford Focus. Türkiye yollarında adım başı karşımıza çıkan bu otomobil, sürüş dinamiği konusunda kendi sınıfının standartlarını tek başına belirledi desek yeridir fakat her güzelin bir kusuru olduğu gerçeği onun için de geçerli. Zaman geçtikçe, kilometreler devrildikçe bazı huysuzluklar baş gösteriyor elbette. Özellikle ikinci nesildeki o hidrolik direksiyon pompasının zamansız pes edişleri, üçüncü nesilde meşhur Powershift şanzımanın çıkardığı o bitmek bilmeyen kararsızlıklar ve titremeler... İnsan bazen arabayla resmen duygusal bir bağ kuruyor, onun dilinden anlamaya çalışıyor ama bu mekanik dertler devreye girince işin rengi biraz değişiyor haliyle.
Powershift demişken, bu çift kavramalı otomatik vites kutusunun yaşattığı maceralara ayrı bir parantez açmak gerekiyor sanki. Şehir içi trafiğinde dur-kalk yaparken arabanın altından gelen o garip vuruntu sesleri, birinci vitesten ikinci vitese geçerken yaşanan o sinir bozucu silkeleme hissi... Çoğu Focus sahibi bu durumdan ötürü sanayinin yolunu ezberledi, yetkili servislerin kapısını aşındırdı durdu. Debriyaj setinin erken aşınması ya da şanzıman beyninin (TCM) sıcak havayı görünce adeta kafayı yemesi, bu modelin en büyük baş ağrısı olarak tarihe geçti bile diyebiliriz. Eğer altınızdaki araç durup dururken vites değiştirmeyi reddediyorsa ya da rampada geri kaydırıyorsa, bilin ki o meşhur kutu size el sallamaya başlamıştır...
Motor kaputunu kaldırdığımızda ise karşımıza çıkan o devasa TDCi dizel motorlar, aslında tam bir ekonomi canavarı, uzun yol dostu. Gelgelelim, yakıt kalitesine karşı gösterdikleri o aşırı hassasiyet bazen can sıkıcı boyutlara ulaşabiliyor. Enjektörlerin tıkanması, partikül filtresinin (DPF) şehir içi kısa mesafe kullanımlarında hemen dolup temizlik uyarısı vermesi, Focus kullanıcılarının gayet iyi bildiği, artık kanıksadığı senaryolar arasında. Bir bakmışsınız araba çekişten düşmüş, gaza basıyorsunuz ama o eski atılganlığından eser kalmamış. İşte tam bu anlarda yakıt sistemini temiz tutmanın, kalitesiz istasyonlardan uzak durmanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlıyor insan.
Elektrik ve elektronik aksamda yaşanan o küçük ama insanı çileden çıkaran cinsten arızaları da unutmamak lazım. Durup dururken yanan arıza lambaları, gösterge panelinin kendi kendine gidip gelmesi, hatta bazen merkezi kilidin kendi kafasına göre takılması... Özellikle Focus 2 ve 2.5 makyajlı kasalarda gösterge panelindeki lehimlerin zamanla çatlaması yüzünden araba bir anda "motor sistem arızası" moduna geçiverir. Aslında motorda hiçbir şey yoktur, sadece arkadaki o küçücük elektronik kart yaşlanmıştır, soğuk lehim kurbanı olmuştur... Bir ustaya götürürsünüz, paneli söküp iki havyayla dokunur ve araba mucizevi bir şekilde kendine gelir ya, işte öyle garip bir elektrik altyapısı var bu serinin.
Süspansiyon sisteminin o sert ve kararlı yapısı virajlarda sizi ipten alır, orası kesin, ancak bu sertliğin getirdiği doğal bir fatura da var. Ön takımın, özellikle de z-rotların ve salıncak burçlarının bizim köstebek yuvası gibi yollarımızda erken pes etmesi kaçınılmaz bir son gibi. Arabadan gelen o lokurtu sesleri, kasislerden geçerken tabandan alınan o rahatsız edici darbeler hep bu sert ayarın ve aşınan ön takım elemanlarının habercisidir. Direksiyonu çevirirken derinden gelen o hafif tıkırtı sesini duyduğunuzda, amortisör kule takozlarının ömrünü tamamladığını anlamak için dahi olmaya gerek yok aslında.
Eğer ikinci el bir Focus almayı düşünüyorsanız ya da halihazırda kapınızda bir tane yatıyorsa, ona biraz şefkatle yaklaşmanız şart. Bakımları aksatmamak, şanzıman yağını "ömürlük bu" diyenlere inanmayıp düzenli aralıklarla değiştirmek, arabanın dilini öğrenmek ömrünü ciddi manada uzatacaktır. Kronik dertleri var mı, evet var, hem de azımsanmayacak kadar net sorunlar bunlar. Fakat direksiyonuna geçip virajlı bir dağ yoluna vurduğunuzda size verdiği o güven hissi, tüm bu masrafları ve sanayi mesailerini bir anda unutturabiliyor...
Powershift demişken, bu çift kavramalı otomatik vites kutusunun yaşattığı maceralara ayrı bir parantez açmak gerekiyor sanki. Şehir içi trafiğinde dur-kalk yaparken arabanın altından gelen o garip vuruntu sesleri, birinci vitesten ikinci vitese geçerken yaşanan o sinir bozucu silkeleme hissi... Çoğu Focus sahibi bu durumdan ötürü sanayinin yolunu ezberledi, yetkili servislerin kapısını aşındırdı durdu. Debriyaj setinin erken aşınması ya da şanzıman beyninin (TCM) sıcak havayı görünce adeta kafayı yemesi, bu modelin en büyük baş ağrısı olarak tarihe geçti bile diyebiliriz. Eğer altınızdaki araç durup dururken vites değiştirmeyi reddediyorsa ya da rampada geri kaydırıyorsa, bilin ki o meşhur kutu size el sallamaya başlamıştır...
Motor kaputunu kaldırdığımızda ise karşımıza çıkan o devasa TDCi dizel motorlar, aslında tam bir ekonomi canavarı, uzun yol dostu. Gelgelelim, yakıt kalitesine karşı gösterdikleri o aşırı hassasiyet bazen can sıkıcı boyutlara ulaşabiliyor. Enjektörlerin tıkanması, partikül filtresinin (DPF) şehir içi kısa mesafe kullanımlarında hemen dolup temizlik uyarısı vermesi, Focus kullanıcılarının gayet iyi bildiği, artık kanıksadığı senaryolar arasında. Bir bakmışsınız araba çekişten düşmüş, gaza basıyorsunuz ama o eski atılganlığından eser kalmamış. İşte tam bu anlarda yakıt sistemini temiz tutmanın, kalitesiz istasyonlardan uzak durmanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlıyor insan.
Elektrik ve elektronik aksamda yaşanan o küçük ama insanı çileden çıkaran cinsten arızaları da unutmamak lazım. Durup dururken yanan arıza lambaları, gösterge panelinin kendi kendine gidip gelmesi, hatta bazen merkezi kilidin kendi kafasına göre takılması... Özellikle Focus 2 ve 2.5 makyajlı kasalarda gösterge panelindeki lehimlerin zamanla çatlaması yüzünden araba bir anda "motor sistem arızası" moduna geçiverir. Aslında motorda hiçbir şey yoktur, sadece arkadaki o küçücük elektronik kart yaşlanmıştır, soğuk lehim kurbanı olmuştur... Bir ustaya götürürsünüz, paneli söküp iki havyayla dokunur ve araba mucizevi bir şekilde kendine gelir ya, işte öyle garip bir elektrik altyapısı var bu serinin.
Süspansiyon sisteminin o sert ve kararlı yapısı virajlarda sizi ipten alır, orası kesin, ancak bu sertliğin getirdiği doğal bir fatura da var. Ön takımın, özellikle de z-rotların ve salıncak burçlarının bizim köstebek yuvası gibi yollarımızda erken pes etmesi kaçınılmaz bir son gibi. Arabadan gelen o lokurtu sesleri, kasislerden geçerken tabandan alınan o rahatsız edici darbeler hep bu sert ayarın ve aşınan ön takım elemanlarının habercisidir. Direksiyonu çevirirken derinden gelen o hafif tıkırtı sesini duyduğunuzda, amortisör kule takozlarının ömrünü tamamladığını anlamak için dahi olmaya gerek yok aslında.
Eğer ikinci el bir Focus almayı düşünüyorsanız ya da halihazırda kapınızda bir tane yatıyorsa, ona biraz şefkatle yaklaşmanız şart. Bakımları aksatmamak, şanzıman yağını "ömürlük bu" diyenlere inanmayıp düzenli aralıklarla değiştirmek, arabanın dilini öğrenmek ömrünü ciddi manada uzatacaktır. Kronik dertleri var mı, evet var, hem de azımsanmayacak kadar net sorunlar bunlar. Fakat direksiyonuna geçip virajlı bir dağ yoluna vurduğunuzda size verdiği o güven hissi, tüm bu masrafları ve sanayi mesailerini bir anda unutturabiliyor...