20'lik diş çekimi gerekli mi?

20'lik diş çekimi gerekli mi?

Hakan Ulu

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
427
Tepkime puanı
0
Hakan Ulu
Ağzının en arkasında, o daracık köşede sinsice bekleyen üçüncü molarlar yani halk arasındaki adıyla 20'lik dişler, evrimsel süreçte çenemin küçülmesiyle resmen dışarıda kaldı. Eskiden lifli gıdaları koparmak için o ekstra çiğneme yüzeyine ihtiyacımız vardı ama artık blender çağındayız abi ya, o yüzden sığmıyorlar işte. Çene kemiğinin dikey ramusu ile ikinci büyük azı dişi arasındaki o dar mesafe, bu dişlerin düzgünce sürmesine asla izin vermiyor. Durum böyle olunca da o bölgedeki yumuşak doku perikoronit dediğimiz, bakterilerin bayıldığı o iltihaplı cepleri oluşturuyor; yani o dişin orada kalması bazen düpedüz pilli bomba...

Şimdi dürüst olalım, röntgen filmine bakıp "operkülum altında mikrobiyal akümülasyon var" demek işin akademik kısmı ama canının nasıl yandığını bir sen bilirsin bir de o ağrıyı çeken. Diş fırçasının asla ulaşamadığı o derin sularda, Streptococcus mutans kolonileri diş minesini yavaş yavaş kemirirken sen sadece sızıyı hissedersin. Eğer diş tam dikey pozisyonda değil de, mesela horizontal veya mezioaçılı duruyorsa, hemen önündeki yedi numaranın köküne resmen kafa atıyor demektir. Komşu dişin kökünü rezorbe eden, yani eriten bir yapıyla yan yana yaşamak mantıklı mı, vallahi billahi hiç emin değilim.

Çektirmesem ne olur diye düşünüyorsun, çok insani bir kaçış mekanizması bu, anlıyorum. Fakat o diş kökü çene kemiğinin içindeki inferior alveolar sinire o kadar yakın gelişebiliyor ki, panoramik tomografide sinir kanalıyla diş kökünün iç içe geçtiğini gördüğümüz an işler değişiyor. Hekim o dişi orada bıraktığında, ileride oluşabilecek bir odontojenik kist, çene kemiğini içeriden bir balon gibi oyup bitirebilir... Neyse, durduk yere içini karartmayayım ama o folikül kalıntılarının tümör potansiyeli taşıdığı da mikrobiyolojik bir gerçek işte.

Bazen de bakıyorsun, ağızda milimetrik yer darlığı var ve o arkadaki arkadaş bencilce öne doğru baskı uyguluyor. Ortodontik tedavi gördüysen veya dişlerin zaten kendi kendine dizilim mücadelesi veriyorsa, o arkadan gelen itme kuvveti tüm ön kesici dişlerinin üst üste binmesine yol açabiliyor; yani o kadar tel tedavisinin, emeğin bir anda çöp olması işten bile değil. Çiğneme biyomekaniğini tamamen bozan bu dikey boyut karmaşası, temporal kemikle alt çenenin birleştiği o hassas ekleme, yani temporomandibular ekleme öyle bir yük bindiriyor ki... Sonra sabahları neden çenem kilitlendi, neden başım ağrıyor diye dövünür durursun.

Aslında her yirmilik dişin sonu cerrahi koltuk olmak zorunda değil, bunu da aklının bir köşesine yaz derim. Eğer oklüzyon dediğimiz kapanış çizgisine tam oturmuşsa, karşı çenedeki dişle sağlıklı bir temas kuruyorsa ve etrafındaki diş eti dokusu pembe ve sıkıysa, o dişe dokunmak resmen günah. Hatta bazen ileride gerekebilecek bir köprü çalışması için bulunmaz bir dayanak noktası, harika birer kök bacağı olabiliyorlar. Kendi kendine bir bak bakalım; ayna karşısında ağzını sonuna kadar açtığında o bölgeyi kanatmadan, acıtmadan tamamen temizleyebiliyor musun, yoksa orası tam bir kör nokta mı?

Eğer cerrahi müdahale kaçınılmazsa, lokal anestezi altındaki o kemik retansiyonu açma işlemi gözünde büyüttüğün kadar vahşi bir şey değil aslında. Hekim o bölgedeki mukoperiosteal flebi kaldırıp, dişi çevreleyen kemiği tur motoruyla hafifçe serbest bıraktığında sadece bir baskı hissedeceksin, acı değil. Sonrasında o dişin alveol soketinden tek parça halinde çıkması ya da birkaç parçaya bölerek alınması tamamen köklerin anatomik kıvrımlarına bağlı bir taktik meselesi. Operasyon sonrasında oluşacak o fibrin pıhtısı, yaranın iyileşmesi için vücudunun üreteceği en kutsal örtüdür, ona gözün gibi bakman gerekecek...
 
Geri