Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Gecenin tam üçü... Damarlarında bir davul çalıyor sanki, her vuruşta beyninin arkasından bir kıvılcım sıçrıyor. Kulak memesinden çenene doğru sinsi bir sızı yayılıyor, yutkunamıyorsun bile. O çaresizce yatakta dönüp durduğun anları o kadar iyi biliyorum ki.
Zencefil mi çiğnemedin, karanfil yağını pamuğa sarıp oraya mı bastırmadın... Ne yapsan nafile, o zonklama bir türlü dinmiyor. Ağzının içinde bir yerlerde, sığamadığı o daracık et parçasını yırtmaya çalışan vahşi bir şey var sanki. İnsan acıdan delirecek gibi oluyor vallahi billahi.
Hemen mutfağa koş, dolapta ne var ne yok bak. Bir bardak ılık suyun içine bir tatlı kaşığı tuz at, acımadan karıştır gitsin. Ağzını çalkala o suyla, dakikalarca beklet o köşede. Dezenfekte etsin o şişmiş, can çekişen eti. Temizlesin ne varsa.
Yastığını iki kat yapıp başını yukarıda tutmayı denesene bir de. Dümdüz yatınca kan oraya hücum ediyor abi ya, zonklama katlanıyor o yüzden. Dik otur biraz, arkana yaslan, acıyla yüzleş. Yer çekimi bu kez senden yana olsun.
Buz torbası mucizesi diye bir şey var, gerçekten bak. Havluya sar o buzu, yanağının dışından yavaşça dokundur. Uyuşsun oradaki bütün o çıldıran sinirler. Soğuk, o yangını bir nebze olsun küllendiriyor, hissizleştiriyor insanı.
Bazen de durup dururken bir sızı saplanır, yediğin lokma zehir olur ya hıh tam o an. Orada biriken yemek artıklarını nazikçe uzaklaştırman lazım. Diş ipini al, canını yakmadan, o sıkışmış bölgeyi yavaşça temizle. Belki de sadece küçük bir baskı yaratıyordur o kalıntılar.
Bir ağrı kesici yutmak şu dünyadaki en büyük lüks gibi gelir bazen. Ama aç karnına sakın içme, mideni de yakma durduk yere. Hafif bir şeyler atıştır, sonra doktorunun daha önce önerdiği o ilacı al ve bekle. Dakikaları sayarak bekle...
Sarımsak ezmeyi denedin mi hiç? Kokusu fena, kabul ediyorum ama içindeki o öz varya, tam bir doğal antibiyotik işte. Bir diş sarımsağı azıcık tuzla ez, o ağrıyan sızlayan yerin üstüne koyuver. İlk başta acayip yakacak, canından can gidecek ama sonra bir ferahlık, bir rahatlama...
Ne zaman çıkacağı, ne zaman duracağı hiç belli olmaz bu illetin. Tam geçti dersin, bitti dersin, üç ay sonra bir sabah yine o tanıdık sızıyla uyanırsın. İnatçıdır, yer bulamaz kendine o çene kemiğinde. Zorlar da zorlar.
Aktarlarda satılan o hakiki karanfil yağlarından bulundur mutlaka evde. Bir kulak çöpünün ucuna bir damlacık damlat, tam o sancının merkezine dokundur. Dilini değdirme ama, uyuşturur her yeri. Sadece o sızlayan noktaya odaklan.
Bir de sürekli orayı dilinle kurcalamaktan vazgeç artık. Dokundukça daha çok mikrop kapıyor, daha çok şişiyor o diş eti. Rahat bırak biraz, kendi haline bırak. Kendi acısıyla baş başa kalsın o köşe.
Çorba iç, püre ye, birkaç gün dişini sıkıp sıvı beslen ne olacak sanki? Çiğnemeye çalıştıkça o baskı beynine vuruyor işte. Kendine acı çektirmekten zevk almıyorsan eğer, zorlama o çeneyi. Yumuşak şeyler her zaman kurtarıcıdır.
Ama bak, bunların hepsi geçici birer pansuman, sadece anı kurtarma çabası... O kök orada sıkıştığı sürece, o diş o dar alandan çıkmak için direndikçe bu hikaye tekrarlanıp duracak. İlk fırsatta, hiç ertelemeden o beyaz önlüklü koltuğa oturman şart. Korkunun ecele faydası yok sonuçta...
Zencefil mi çiğnemedin, karanfil yağını pamuğa sarıp oraya mı bastırmadın... Ne yapsan nafile, o zonklama bir türlü dinmiyor. Ağzının içinde bir yerlerde, sığamadığı o daracık et parçasını yırtmaya çalışan vahşi bir şey var sanki. İnsan acıdan delirecek gibi oluyor vallahi billahi.
Hemen mutfağa koş, dolapta ne var ne yok bak. Bir bardak ılık suyun içine bir tatlı kaşığı tuz at, acımadan karıştır gitsin. Ağzını çalkala o suyla, dakikalarca beklet o köşede. Dezenfekte etsin o şişmiş, can çekişen eti. Temizlesin ne varsa.
Yastığını iki kat yapıp başını yukarıda tutmayı denesene bir de. Dümdüz yatınca kan oraya hücum ediyor abi ya, zonklama katlanıyor o yüzden. Dik otur biraz, arkana yaslan, acıyla yüzleş. Yer çekimi bu kez senden yana olsun.
Buz torbası mucizesi diye bir şey var, gerçekten bak. Havluya sar o buzu, yanağının dışından yavaşça dokundur. Uyuşsun oradaki bütün o çıldıran sinirler. Soğuk, o yangını bir nebze olsun küllendiriyor, hissizleştiriyor insanı.
Bazen de durup dururken bir sızı saplanır, yediğin lokma zehir olur ya hıh tam o an. Orada biriken yemek artıklarını nazikçe uzaklaştırman lazım. Diş ipini al, canını yakmadan, o sıkışmış bölgeyi yavaşça temizle. Belki de sadece küçük bir baskı yaratıyordur o kalıntılar.
Bir ağrı kesici yutmak şu dünyadaki en büyük lüks gibi gelir bazen. Ama aç karnına sakın içme, mideni de yakma durduk yere. Hafif bir şeyler atıştır, sonra doktorunun daha önce önerdiği o ilacı al ve bekle. Dakikaları sayarak bekle...
Sarımsak ezmeyi denedin mi hiç? Kokusu fena, kabul ediyorum ama içindeki o öz varya, tam bir doğal antibiyotik işte. Bir diş sarımsağı azıcık tuzla ez, o ağrıyan sızlayan yerin üstüne koyuver. İlk başta acayip yakacak, canından can gidecek ama sonra bir ferahlık, bir rahatlama...
Ne zaman çıkacağı, ne zaman duracağı hiç belli olmaz bu illetin. Tam geçti dersin, bitti dersin, üç ay sonra bir sabah yine o tanıdık sızıyla uyanırsın. İnatçıdır, yer bulamaz kendine o çene kemiğinde. Zorlar da zorlar.
Aktarlarda satılan o hakiki karanfil yağlarından bulundur mutlaka evde. Bir kulak çöpünün ucuna bir damlacık damlat, tam o sancının merkezine dokundur. Dilini değdirme ama, uyuşturur her yeri. Sadece o sızlayan noktaya odaklan.
Bir de sürekli orayı dilinle kurcalamaktan vazgeç artık. Dokundukça daha çok mikrop kapıyor, daha çok şişiyor o diş eti. Rahat bırak biraz, kendi haline bırak. Kendi acısıyla baş başa kalsın o köşe.
Çorba iç, püre ye, birkaç gün dişini sıkıp sıvı beslen ne olacak sanki? Çiğnemeye çalıştıkça o baskı beynine vuruyor işte. Kendine acı çektirmekten zevk almıyorsan eğer, zorlama o çeneyi. Yumuşak şeyler her zaman kurtarıcıdır.
Ama bak, bunların hepsi geçici birer pansuman, sadece anı kurtarma çabası... O kök orada sıkıştığı sürece, o diş o dar alandan çıkmak için direndikçe bu hikaye tekrarlanıp duracak. İlk fırsatta, hiç ertelemeden o beyaz önlüklü koltuğa oturman şart. Korkunun ecele faydası yok sonuçta...