Yas süreci nasıl atlatılır?

Yas süreci nasıl atlatılır?

Sibel Hoca

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
13 Haz 2026
Mesajlar
368
Tepkime puanı
0
Sibel Hoca
Kaybın o ilk anında insanın göğsüne oturan o ağır, tanımsız taş var ya... Hani soluk aldırmaz, dünyayı durdurur. Nörobiyoloji buna beynin bir tür savunma mekanizması diyor aslında, sinir sisteminin aşırı yüklenmeden kendisini koruma çabası. Ama o an insan ne bilimi düşünüyor ne de mantığı... Vallahi billahi sadece durup kalıyorsun işte öylece. Zihindeki o derin sessizlik, o tuhaf uyuşukluk hissi sadece zamana yayılacak büyük bir fırtınanın sessizce yaklaşan ilk habercisi.

Gidenin ardından tutulan yasa öyle belirli bir süre biçmek, üç günde geçer beş günde toparlarsın demek en büyük haksızlık. Psikiyatri literatüründe yer alan o meşhur beş evre —inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme— düz bir çizgi halinde sırayla yaşanmaz ki abi. Bir gün kendinizi her şeyi aşmış, hayata dönmüş hissederken; ertesi gün ufacık bir kokuyla, eski bir kazakla en başa dönebilirsiniz. Zihin, acıyı hazmetmek için kendi karmaşık ve düzensiz ritminde ileri geri adımlar atar durur.

İçeride fırtınalar koparken dışarıya karşı "ben iyiyim" rolü oynamak falan... Neden zorlarız ki kendimizi bu kadar? Bırakın acı kalsın orada, sızlasın biraz. Duygusal baskılama dediğimiz şey, o bastırılan kederin ileride fizyolojik rahatsızlıklar veya kronik çökkünlük olarak geri dönmesinden başka bir şeye yaramıyor. Ağlamak gerekiyorsa sonuna kadar ağlamalı, öfkelenmek gerekiyorsa o öfkeyi hissetmeli insan. Yas, bastırılması gereken bir bozukluk değil, son derece doğal, son derece insani bir adaptasyon mekanizması sonuçta.

Zaman her şeyin ilacı derler ya hani... Yalan o, zaman hiçbir şeyi kendi kendine iyileştirmez. Zaman sadece acıyla yaşamayı öğreten bir mesafe koyar araya, o kadar. Beyindeki nöral ağlar yavaş yavaş gidenin yokluğuna göre yeniden şekillenir, hayatın yeni gerçekliği o nörolojik yollara yavaşça kazınır. Bir bakmışsınız ki o yıkıcı acı, zamanla yerini daha sakin, daha olgun ve kabulleniş dolu bir özleme bırakmış...

Çevrenizdekilerin "artık hayatına bakmalısın" şeklindeki iyi niyetli ama yorucu baskılarına hiç kulak asmayın. Herkesin yas tutma hızı, o kayıpla kurduğu bağın derinliği kadar benzersiz ve biriciktir. Bazen günlerce yataktan çıkmak istemezsiniz, bazen de bir anlığına güldüğünüz için suçluluk duyarsınız. O suçluluk hissi var ya... İşte o his tamamen zihnin size kurduğu küçük bir tuzaktan ibaret. Yaşamaya devam etmek, gideni unuttuğunuz anlamına gelmez asla.

Belki de en temelde yapılması gereken şey, acıyı yok etmeye çalışmak yerine onunla birlikte yürümeyi öğrenebilmek. Acıyla çatışmayı bıraktığınızda, o yoğun duygusal yükün keskin kenarları yavaş yavaş törpülenmeye başlar. Bir sabah uyanırsınız ve nefes almak o kadar da ağır gelmez artık. O insan hayatınızdan fiziksel olarak gitmiştir belki ama bıraktığı izler, hatıralar ve duygusal miras sizin bir parçanız olarak kalmaya devam eder... Hep orada, çok derinde.
 
Geri