Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Parayı resmen sokağa atıyoruz, hem de göz göre göre! Sabahları o rengarenk kapsülleri avuç avuç yutarken kendimizi adeta ölümsüzlük iksirini bulmuş gibi hissetmemiz tam bir illüzyon. Vücudumuzun laboratuvarda basılmış yapay kimyasallara değil, topraktan çıkan gerçek gıdaya ihtiyacı var abi, bunu ne zaman kabul edeceğiz? Manav tezgahları dururken ecza depolarını zengin etmeyi acilen bırakmamız lazım. Vallahi billahi, sırf o süslü ambalajlar üzerinde "enerji verir, gençleştirir" yazıyor diye kendimizi kandırmaktan başka bir şey yapmıyoruz.
Körlemesine inandığımız o mucizevi formüller aslında sadece pahalı bir idrardan başka hiçbir işe yaramıyor. Vücudun ihtiyacı olmayan vitamini aldığında ne yapıyor sanıyorsunuz; tabii ki fazlasını anında dışarı atıyor. Paranla rezil olmak tam olarak bu işte. Kendimizi kandırmayı öyle iyi beceriyoruz ki... Birkaç hap yutunca bütün o uykusuz gecelerin, fast food kaçamaklarının ve hareketsiz yaşamın günahlarından bir çırpıda arınacağımızı zannediyoruz. Yok öyle bir dünya.
Neden her sabah bir kimyager gibi kendi kendimize reçete yazıyoruz ki? Komşunun tavsiyesiyle, Instagram fenomeninin "ben bunu kullanıyorum" yalanıyla vitamin seçen koca bir toplum haline geldik. Kan tahlili yok, doktor kontrolü hak getire! Herkes kendi kendinin doktoru olmuş maşallah. Oysa bilimsellikten uzak bu kulaktan dolma alışkanlıklar, organlarımızı yavaş yavaş bitirmekten başka bir işe yaramıyor. Karaciğerimiz, böbreklerimiz o gereksiz yükü süzebilmek için ne kadar çırpınıyor, kimsenin umurunda değil.
Gerçekten sağlıklı olmak istiyorsak, o sentetik kutuları çöpe atıp mutfağa girmek zorundayız. Mevsiminde yenen bir portakalın, bir kase yoğurdun ya da bir avuç fındığın yerini hangi laboratuvar ürünü doldurabilir? Doğanın bize sunduğu o muazzam dengeyi akıllıca kullanmayı unuttuk. Kolayımıza geliyor çünkü; iki saniyede bir hap yutmak, düzgün beslenmek için emek harcamaktan çok daha zahmetsiz. Ama bu tembelliğin faturası ileride hepimize çok ağır kesilecek, benden söylemesi.
Körlemesine inandığımız o mucizevi formüller aslında sadece pahalı bir idrardan başka hiçbir işe yaramıyor. Vücudun ihtiyacı olmayan vitamini aldığında ne yapıyor sanıyorsunuz; tabii ki fazlasını anında dışarı atıyor. Paranla rezil olmak tam olarak bu işte. Kendimizi kandırmayı öyle iyi beceriyoruz ki... Birkaç hap yutunca bütün o uykusuz gecelerin, fast food kaçamaklarının ve hareketsiz yaşamın günahlarından bir çırpıda arınacağımızı zannediyoruz. Yok öyle bir dünya.
Neden her sabah bir kimyager gibi kendi kendimize reçete yazıyoruz ki? Komşunun tavsiyesiyle, Instagram fenomeninin "ben bunu kullanıyorum" yalanıyla vitamin seçen koca bir toplum haline geldik. Kan tahlili yok, doktor kontrolü hak getire! Herkes kendi kendinin doktoru olmuş maşallah. Oysa bilimsellikten uzak bu kulaktan dolma alışkanlıklar, organlarımızı yavaş yavaş bitirmekten başka bir işe yaramıyor. Karaciğerimiz, böbreklerimiz o gereksiz yükü süzebilmek için ne kadar çırpınıyor, kimsenin umurunda değil.
Gerçekten sağlıklı olmak istiyorsak, o sentetik kutuları çöpe atıp mutfağa girmek zorundayız. Mevsiminde yenen bir portakalın, bir kase yoğurdun ya da bir avuç fındığın yerini hangi laboratuvar ürünü doldurabilir? Doğanın bize sunduğu o muazzam dengeyi akıllıca kullanmayı unuttuk. Kolayımıza geliyor çünkü; iki saniyede bir hap yutmak, düzgün beslenmek için emek harcamaktan çok daha zahmetsiz. Ama bu tembelliğin faturası ileride hepimize çok ağır kesilecek, benden söylemesi.