Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Vücudunun sana anlatmaya çalıştığı o huzursuz edici kaşıntıyı ya da o hiç alışık olmadığın tuhaf akıntıyı görmezden gelmek, her şeyin kendi kendine geçmesini beklemek yapacağın en büyük hata olur herhalde. Hani bazen insan konduramaz ya, geçer canım alt tarafı biraz üşüttüm galiba dersin ama o işler maalesef öyle yürümüyor işte. Vajinal enfeksiyon dediğimiz o can sıkıcı durum kapıyı çaldığında, yapacağın ilk iş kulaktan dolma kocakarı ilaçlarına sarılmak yerine sakinçe bir jinekoloğun yolunu tutmak olmalı. Vallahi billahi internetteki o "yoğurt sürün, sirkeyle yıkayın" diyen forum başlıkları hayatını karartır, benden söylemesi. Doktorun sana özel olarak reçete edeceği o antibiyotikler veya mantar kremleri var ya, işte onlar senin asıl kurtarıcın olacak; gidip eczaneden komşunun tavsiyesiyle fitil almak sadece zaman kaybettirir.
Pamuklu çamaşır seçimi falan deyip geçme sakın, o sentetik, dantelli, şık ama cildi asla nefes aldırmayan çamaşırları bir süreliğine dolabın en arkasına kaldırman gerekiyor şu süreçte. Bölgenin nemli ve havasız kalması, o mikroskopik canlıların, mantarların adeta parti yapması için biçilmiş kaftan çünkü. Ne kadar kuru, ne kadar havadar kalırsan, o inatçı enfeksiyon zincirini kırman da o kadar kolaylaşacak, iyileşme sürecin hızlanacaktır. Bir de şu temizleme jelleri, parfümlü sabunlar, her yerde reklamı dönen o jinekolojik yıkama sıvıları yok mu... Aslında fayda sağlayalım derken oradaki o hassas doğal florayı, yani seni koruyan o yararlı bakterileri kendi ellerinle yok ediyorsun, her şeyi darmadağın ediyorsun farkında olmadan. Temizlik dediğin şey sadece ve sadece ılık suyla olmalı, gerisi inan bana tamamen hikaye.
Beslenme düzenini şöyle bir gözden geçirmenin, şekerli ve unlu mamulleri hayatından biraz olsun çıkarmanın bu tedaviye ne kadar büyük bir omuz vereceğini bilsen şaşırırsın herhalde. Çünkü o vücudunda çoğalan zararlı organizmalar, senin bayılarak yediğin o çikolatalarla, hamur işleriyle besleniyor, onlardan güç alıyor adeta. Yoğurt tüketimini artırmak, belki kaliteli bir probiyotik takviyesi kullanmak içerideki o bozulan dengeleri yeniden kurmana o kadar yardımcı olacak ki... Hem bağışıklık sistemini yukarı taşıyacaksın hem de o bölgedeki savaşı iyi bakterilerin kazanmasını sağlayacaksın bu sayede. Bir de tabii ki su içmek, hani günde o en az iki litre su içme kuralı var ya, işte o idrar yoluyla bakterileri dışarı atmak için o kadar elzem bir şey ki anlatamam.
İlaç kullanırken kendini birazcık iyi hissettiğin an, "Tamam ya, geçti galiba, artık gerisine gerek yok" deyip o tedaviyi yarıda kesiyorsun ya, işte en büyük hatayı tam olarak orada yapıyorsun. Mikroplar tam ölmemiş oluyor, pusuda bekliyor ve sen ilacı bırakınca eskisinden çok daha güçlü, çok daha dirençli bir şekilde geri dönüyorlar. Doktorun o kutuyu bitir dediyse, o fitili yedi gün kullanacaksın dediyse, canın istemese bile o takvime harfiyen uymak zorundasın. Yoksa o kronikleşen, her ay başını ağrıtan, seni hayattan soğutan o bitmek bilmeyen enfeksiyon döngüsünün içinde bulursun kendini... Sonra ayıkla pirincin taşını, tekrar tekrar doktora git, baştan tahliller yaptır, yeni ilaçlar kullan falan, uzağa gider yani iş.
Cinsel partnerinle olan ilişkin de bu tedavi sürecinde tamamen masaya yatırılması gereken, asla çekinilmemesi gereken çok önemli bir detay aslında. Sen dünyaları kullansan, kendini tamamen iyileştirsen bile eğer partnerinde o mikrop varsa ve o tedavi olmuyorsa, her birliktelikte o enfeksiyonu sana tekrar hediye edecek demektir. Bu yüzden iyileşme tamamlanana kadar ya aşka biraz ara vereceksiniz ya da korunma yöntemlerini çok sıkı uygulayacaksınız, bunun başka bir kaçarı, orta yolu yok maalesef. Zaten doktorlar da genellikle bu durumlarda çift tedavisini uygun görür ki, hastalık bir tenis maçı gibi oradan oraya sürekli gidip gelmesin, bir yerde tamamen son bulsun.
Pamuklu çamaşır seçimi falan deyip geçme sakın, o sentetik, dantelli, şık ama cildi asla nefes aldırmayan çamaşırları bir süreliğine dolabın en arkasına kaldırman gerekiyor şu süreçte. Bölgenin nemli ve havasız kalması, o mikroskopik canlıların, mantarların adeta parti yapması için biçilmiş kaftan çünkü. Ne kadar kuru, ne kadar havadar kalırsan, o inatçı enfeksiyon zincirini kırman da o kadar kolaylaşacak, iyileşme sürecin hızlanacaktır. Bir de şu temizleme jelleri, parfümlü sabunlar, her yerde reklamı dönen o jinekolojik yıkama sıvıları yok mu... Aslında fayda sağlayalım derken oradaki o hassas doğal florayı, yani seni koruyan o yararlı bakterileri kendi ellerinle yok ediyorsun, her şeyi darmadağın ediyorsun farkında olmadan. Temizlik dediğin şey sadece ve sadece ılık suyla olmalı, gerisi inan bana tamamen hikaye.
Beslenme düzenini şöyle bir gözden geçirmenin, şekerli ve unlu mamulleri hayatından biraz olsun çıkarmanın bu tedaviye ne kadar büyük bir omuz vereceğini bilsen şaşırırsın herhalde. Çünkü o vücudunda çoğalan zararlı organizmalar, senin bayılarak yediğin o çikolatalarla, hamur işleriyle besleniyor, onlardan güç alıyor adeta. Yoğurt tüketimini artırmak, belki kaliteli bir probiyotik takviyesi kullanmak içerideki o bozulan dengeleri yeniden kurmana o kadar yardımcı olacak ki... Hem bağışıklık sistemini yukarı taşıyacaksın hem de o bölgedeki savaşı iyi bakterilerin kazanmasını sağlayacaksın bu sayede. Bir de tabii ki su içmek, hani günde o en az iki litre su içme kuralı var ya, işte o idrar yoluyla bakterileri dışarı atmak için o kadar elzem bir şey ki anlatamam.
İlaç kullanırken kendini birazcık iyi hissettiğin an, "Tamam ya, geçti galiba, artık gerisine gerek yok" deyip o tedaviyi yarıda kesiyorsun ya, işte en büyük hatayı tam olarak orada yapıyorsun. Mikroplar tam ölmemiş oluyor, pusuda bekliyor ve sen ilacı bırakınca eskisinden çok daha güçlü, çok daha dirençli bir şekilde geri dönüyorlar. Doktorun o kutuyu bitir dediyse, o fitili yedi gün kullanacaksın dediyse, canın istemese bile o takvime harfiyen uymak zorundasın. Yoksa o kronikleşen, her ay başını ağrıtan, seni hayattan soğutan o bitmek bilmeyen enfeksiyon döngüsünün içinde bulursun kendini... Sonra ayıkla pirincin taşını, tekrar tekrar doktora git, baştan tahliller yaptır, yeni ilaçlar kullan falan, uzağa gider yani iş.
Cinsel partnerinle olan ilişkin de bu tedavi sürecinde tamamen masaya yatırılması gereken, asla çekinilmemesi gereken çok önemli bir detay aslında. Sen dünyaları kullansan, kendini tamamen iyileştirsen bile eğer partnerinde o mikrop varsa ve o tedavi olmuyorsa, her birliktelikte o enfeksiyonu sana tekrar hediye edecek demektir. Bu yüzden iyileşme tamamlanana kadar ya aşka biraz ara vereceksiniz ya da korunma yöntemlerini çok sıkı uygulayacaksınız, bunun başka bir kaçarı, orta yolu yok maalesef. Zaten doktorlar da genellikle bu durumlarda çift tedavisini uygun görür ki, hastalık bir tenis maçı gibi oradan oraya sürekli gidip gelmesin, bir yerde tamamen son bulsun.