Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Evlilik cüzdanını cebe koyup o büyük kararı verdiğin günün üzerinden tam iki yıl geçmiş... Zaman ne çabuk akıyor değil mi? Ama o beklediğin, her ay takvimde gün saydığın o çift çizgi bir türlü belirmiyor test çubuğunda. Doktora gidiyorsun, tahliller, ultrasonlar derken karşına o meşhur iki kelime çıkıyor: Açıklanamayan infertilite. Yani diyorlar ki, görünürde hiçbir problem yok ama bebek de yok. İşte tam bu belirsizliğin ortasında, tıp dünyası sana tüp bebek kapısını aralıyor. Korunmasız, düzenli bir cinsel hayata rağmen bir yılı devirdiysen ve yaşın da artık otuz beşin üzerindeyse, o kapıdan içeri adım atmanın vakti gelmiş demektir.
Tüplerin tıkalı olması meselesi var bir de, en net senaryolardan biri bu herhalde. Hani şu yumurtalıklarla rahmi birbirine bağlayan o incecik yollar... Geçirilmiş ciddi bir enfeksiyon ya da eski bir ameliyat yüzünden o yollar kapandıysa eğer, spermle yumurtanın o mucizevi buluşması imkansız hale geliyor haliyle. Vallahi billahi laboratuvar ortamı olmasa, o iki hücrenin yan yana gelme ihtimali sıfır. Yani senin o fallop tüpleri bir şekilde işlevini yitirdiyse, tıp hiç vakit kaybetmeden "Gel bakalım, biz bu buluşmayı dışarıda ayarlayalım" diyor. Köprü yıkıldı diye nehri geçmekten vazgeçecek değilsin ya...
Erkek faktörünü de hiç hafife almamak lazım, bu iş tek taraflı bir oyun değil sonuçta. Bazen sperm sayısında ciddi bir düşüş oluyor, bazen de o küçük hücrelerin hareketliliği o kadar zayıflıyor ki yumurtaya ulaşacak enerjiyi bulamıyorlar. Hatta şekil bozuklukları yüzünden yumurtanın zarını delip içeri girmeyi başaramayan spermlerle karşılaşabiliyor laboratuvardaki uzmanlar. Mikroenjeksiyon dediğimiz o ince işçilik tam da burada devreye giriyor işte. En güçlü, en yakışıklı spermi cımbızla seçer gibi seçip yumurtanın kalbine doğrudan bırakıyorlar. Eşinin tahlil sonuçlarında bu tarz bariz engeller çıktıysa, doğal yollardan mucize beklemek yerine bilimin elini tutmak en mantıklısı galiba.
Çikolata kisti diye bir şey duymuşsundur mutlaka, tıp dilindeki adıyla endometriyozis... Hani her ay rahim içini temizleyen o dokunun gidip yumurtalıklara, tüplere, karın içine yerleşmesi durumu. Sadece acılı adet dönemleri yaşatmakla kalmıyor bu illet, içerideki o doğal mimariyi, o hassas hormonal dengeyi de altüst ediyor. Yumurta kalitesini bozuyor, tüplerin hareketini engelliyor, rahim duvarının o misafirperver yapısını zedeliyor adeta. Eğer bu hastalık vücudunda iyice ilerlediyse ve ilaçlar, basit ameliyatlar çare olmadıysa, anne olmanın en kestirme ve güvenli yolu yine bu tedavinin koridorlarından geçiyor.
Yaş faktörü dedikleri o acımasız gerçekle yüzleşmek de var işin içinde. Kadın vücudu ne yazık ki erkekler kadar cömert değil bu konuda, yumurta rezervi dediğimiz o görünmez kumbara yaş otuz beşi, hele kırkı geçtikten sonra hızla boşalmaya başlıyor. Hem sayı azalıyor hem de kalan yumurtaların kalitesi, yani o genetik sağlık durumu düşüyor. Zaman daralıyor hissi insanı nasıl daraltır içten içe, çok iyi bilirim... İşte bu yüzden, yaş otuz sekiz, kırk civarındaysa ve aylar boşa geçiyorsa, doktorlar hiç beklemeden aşılama aşamalarını falan atlayıp direkt tüp bebek tedavisini öneriyorlar ki eldeki son kaliteli şanslar da heba olmasın.
Bazen de hikaye bambaşkadır, ortada genetik bir risk, aileden miras kalan ağır bir hastalık vardır mesela. Sen ya da eşin taşıyıcısınızdır ve bu hastalığın doğacak bebeğe geçme ihtimali uykularını kaçırıyordur geceler boyu. Preimplantasyon genetik tanı dedikleri o muazzam teknoloji sayesinde, laboratuvarda döllenen embriyolar daha rahme koyulmadan tek tek inceleniyor. Sadece tamamen sağlıklı olan, o hastalığı taşımayan embriyo seçilip sana naklediliyor. Evladını kucağına aldığında onun sağlıklı yaşayacağından emin olmak, o korkuyu geride bırakmak için bile bu zahmetli yola çıkmaya değer abi ya...
Polikistik over sendromu olan kadınların yaşadığı o yumurtlama tembelliği de az çektirmiyor hani. Vücut bir sürü yumurta üretiyor üretmesine ama hiçbirini tam olgunlaştırıp çatlatamıyor, adetler düzensizleşiyor, döngü şaşıyor. İlaçlarla yumurtalıkları uyarıyorsun olmuyor, çatlatma iğnesi yapıyorsun tutmuyor... İşte o inatçı yumurtalıkları yola getirmek, o küçük hücreleri kontrollü bir şekilde büyütüp toplamak için en etkili çare yine bu yöntem oluyor. Sabrının tükendiği, "Acaba hiç olmayacak mı?" dediğin o kırılma noktasında, doğru dozda bir tedavi protokolü her şeyi bir anda değiştirebiliyor...
Tüplerin tıkalı olması meselesi var bir de, en net senaryolardan biri bu herhalde. Hani şu yumurtalıklarla rahmi birbirine bağlayan o incecik yollar... Geçirilmiş ciddi bir enfeksiyon ya da eski bir ameliyat yüzünden o yollar kapandıysa eğer, spermle yumurtanın o mucizevi buluşması imkansız hale geliyor haliyle. Vallahi billahi laboratuvar ortamı olmasa, o iki hücrenin yan yana gelme ihtimali sıfır. Yani senin o fallop tüpleri bir şekilde işlevini yitirdiyse, tıp hiç vakit kaybetmeden "Gel bakalım, biz bu buluşmayı dışarıda ayarlayalım" diyor. Köprü yıkıldı diye nehri geçmekten vazgeçecek değilsin ya...
Erkek faktörünü de hiç hafife almamak lazım, bu iş tek taraflı bir oyun değil sonuçta. Bazen sperm sayısında ciddi bir düşüş oluyor, bazen de o küçük hücrelerin hareketliliği o kadar zayıflıyor ki yumurtaya ulaşacak enerjiyi bulamıyorlar. Hatta şekil bozuklukları yüzünden yumurtanın zarını delip içeri girmeyi başaramayan spermlerle karşılaşabiliyor laboratuvardaki uzmanlar. Mikroenjeksiyon dediğimiz o ince işçilik tam da burada devreye giriyor işte. En güçlü, en yakışıklı spermi cımbızla seçer gibi seçip yumurtanın kalbine doğrudan bırakıyorlar. Eşinin tahlil sonuçlarında bu tarz bariz engeller çıktıysa, doğal yollardan mucize beklemek yerine bilimin elini tutmak en mantıklısı galiba.
Çikolata kisti diye bir şey duymuşsundur mutlaka, tıp dilindeki adıyla endometriyozis... Hani her ay rahim içini temizleyen o dokunun gidip yumurtalıklara, tüplere, karın içine yerleşmesi durumu. Sadece acılı adet dönemleri yaşatmakla kalmıyor bu illet, içerideki o doğal mimariyi, o hassas hormonal dengeyi de altüst ediyor. Yumurta kalitesini bozuyor, tüplerin hareketini engelliyor, rahim duvarının o misafirperver yapısını zedeliyor adeta. Eğer bu hastalık vücudunda iyice ilerlediyse ve ilaçlar, basit ameliyatlar çare olmadıysa, anne olmanın en kestirme ve güvenli yolu yine bu tedavinin koridorlarından geçiyor.
Yaş faktörü dedikleri o acımasız gerçekle yüzleşmek de var işin içinde. Kadın vücudu ne yazık ki erkekler kadar cömert değil bu konuda, yumurta rezervi dediğimiz o görünmez kumbara yaş otuz beşi, hele kırkı geçtikten sonra hızla boşalmaya başlıyor. Hem sayı azalıyor hem de kalan yumurtaların kalitesi, yani o genetik sağlık durumu düşüyor. Zaman daralıyor hissi insanı nasıl daraltır içten içe, çok iyi bilirim... İşte bu yüzden, yaş otuz sekiz, kırk civarındaysa ve aylar boşa geçiyorsa, doktorlar hiç beklemeden aşılama aşamalarını falan atlayıp direkt tüp bebek tedavisini öneriyorlar ki eldeki son kaliteli şanslar da heba olmasın.
Bazen de hikaye bambaşkadır, ortada genetik bir risk, aileden miras kalan ağır bir hastalık vardır mesela. Sen ya da eşin taşıyıcısınızdır ve bu hastalığın doğacak bebeğe geçme ihtimali uykularını kaçırıyordur geceler boyu. Preimplantasyon genetik tanı dedikleri o muazzam teknoloji sayesinde, laboratuvarda döllenen embriyolar daha rahme koyulmadan tek tek inceleniyor. Sadece tamamen sağlıklı olan, o hastalığı taşımayan embriyo seçilip sana naklediliyor. Evladını kucağına aldığında onun sağlıklı yaşayacağından emin olmak, o korkuyu geride bırakmak için bile bu zahmetli yola çıkmaya değer abi ya...
Polikistik over sendromu olan kadınların yaşadığı o yumurtlama tembelliği de az çektirmiyor hani. Vücut bir sürü yumurta üretiyor üretmesine ama hiçbirini tam olgunlaştırıp çatlatamıyor, adetler düzensizleşiyor, döngü şaşıyor. İlaçlarla yumurtalıkları uyarıyorsun olmuyor, çatlatma iğnesi yapıyorsun tutmuyor... İşte o inatçı yumurtalıkları yola getirmek, o küçük hücreleri kontrollü bir şekilde büyütüp toplamak için en etkili çare yine bu yöntem oluyor. Sabrının tükendiği, "Acaba hiç olmayacak mı?" dediğin o kırılma noktasında, doğru dozda bir tedavi protokolü her şeyi bir anda değiştirebiliyor...