Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Motorun birden bire beyin bedava yaşamaya başlaması gibi saçmalaması, trafikte o kırmızı ışıkta anlamsızca stop etmesi insanı çileden çıkarır.
Gaza basarsın ama araba sanki arkasından çekiyorlarmış gibi nazlanır, gitmemekte diretir.
İşte bu garip huysuzlukların arkasında çoğunlukla kaputun altında sessizce görev yapan o küçük parça yatar...
Emme manifoldunun ta kalbine yerleşmiş olan MAP sensörü, motora giren havanın basıncını ölçerek beynin akıl hocalığını yapar.
Zamanla motorun nefes alıp verdiği o borulardan sızan yağ buharı ve egzoz kurumları bu hassas sensörün gözünü kör eder.
Hani gözüne toz kaçmış gibi düşün, etrafı bulanık görürsün ya; sensör de işte tam olarak o duruma düşer.
Peki bu ufacık parça kirlendiğinde motor niye bocalasın ki?
Çünkü beyin, havayı yanlış tarttığı için silindirlere ya fazladan benzin yollar ya da canına okurcesine fakir karışıma mahkum eder motoru.
Yakıt tüketimi tavan yapar, egzozdan o çiğ benzin kokusu yayılmaya başlar ki esnaf arkadaşların "abi motor süzme bal gibi boğuluyor" dediği o an gelir çatar.
Sökmek aslında çocuk oyuncağıdır ama bir o kadar da narin davranmak gerekir.
Bir adet yıldız tornavida veya anahtar, bir de balata spreyi... Başka hiçbir şey istemez bu iş.
Sakın ama sakın o narin uca tornavidayla falan dalayım deme, plastiğini çizdiğin an o sensör çöpe gider.
Sadece bas spreyi, bırak o tazyikli sıvı bütün o yapış yapış kurumları akıtıp götürsün.
Zaten temizlenip o ilk günkü parlak bakır rengine ya da tertemiz plastiğine döndüğünü görünce içindeki o şüpheci kurt da uçar gider.
Kurumasını beklemeden yerine takarsan elektrik aksamı kısa devre yapar, benden söylemesi.
Biraz rüzgarda beklet, kendi kendine uçup gitsin o kimyasalın kokusu.
Yerine oturttuğun o contayı da kontrol etmeyi unutma, oradan hava alırsa bütün emekler çöp olur çünkü rölanti yine dansöz gibi oynamaya başlar.
Anahtarı çevirdiğinde motorun o anki derin ve huzurlu nefes alışını duymak var ya...
İşte bütün o yorgunluğa tek başına değen, elinin emeğiyle arabanı adam etmenin o sessiz gururu başka hiçbir şeyde yoktur.
Gaza basarsın ama araba sanki arkasından çekiyorlarmış gibi nazlanır, gitmemekte diretir.
İşte bu garip huysuzlukların arkasında çoğunlukla kaputun altında sessizce görev yapan o küçük parça yatar...
Emme manifoldunun ta kalbine yerleşmiş olan MAP sensörü, motora giren havanın basıncını ölçerek beynin akıl hocalığını yapar.
Zamanla motorun nefes alıp verdiği o borulardan sızan yağ buharı ve egzoz kurumları bu hassas sensörün gözünü kör eder.
Hani gözüne toz kaçmış gibi düşün, etrafı bulanık görürsün ya; sensör de işte tam olarak o duruma düşer.
Peki bu ufacık parça kirlendiğinde motor niye bocalasın ki?
Çünkü beyin, havayı yanlış tarttığı için silindirlere ya fazladan benzin yollar ya da canına okurcesine fakir karışıma mahkum eder motoru.
Yakıt tüketimi tavan yapar, egzozdan o çiğ benzin kokusu yayılmaya başlar ki esnaf arkadaşların "abi motor süzme bal gibi boğuluyor" dediği o an gelir çatar.
Sökmek aslında çocuk oyuncağıdır ama bir o kadar da narin davranmak gerekir.
Bir adet yıldız tornavida veya anahtar, bir de balata spreyi... Başka hiçbir şey istemez bu iş.
Sakın ama sakın o narin uca tornavidayla falan dalayım deme, plastiğini çizdiğin an o sensör çöpe gider.
Sadece bas spreyi, bırak o tazyikli sıvı bütün o yapış yapış kurumları akıtıp götürsün.
Zaten temizlenip o ilk günkü parlak bakır rengine ya da tertemiz plastiğine döndüğünü görünce içindeki o şüpheci kurt da uçar gider.
Kurumasını beklemeden yerine takarsan elektrik aksamı kısa devre yapar, benden söylemesi.
Biraz rüzgarda beklet, kendi kendine uçup gitsin o kimyasalın kokusu.
Yerine oturttuğun o contayı da kontrol etmeyi unutma, oradan hava alırsa bütün emekler çöp olur çünkü rölanti yine dansöz gibi oynamaya başlar.
Anahtarı çevirdiğinde motorun o anki derin ve huzurlu nefes alışını duymak var ya...
İşte bütün o yorgunluğa tek başına değen, elinin emeğiyle arabanı adam etmenin o sessiz gururu başka hiçbir şeyde yoktur.