Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Ağrının yerleşik düzenine bakmak lazım önce; şakaklarında zonklayan o ritmik bela, seni gün boyu esir alıyorsa ilk durak kesinlikle nöroloji polikliniğidir. Beyin omurilik sıvısının basınç değişikliklerinden tut da sinir uçlarının vites büyütmesine kadar her şey bu departmanın radarına girer. Vallahi billahi bazen basit bir migren der geçersin ama altından bambaşka nörolojik disfonksiyonlar çıkabilir...
Gözlerini kısarak ekrana bakmaktan yorulan o yorgun argın kaslar var ya, işte onlar da enseden yukarı doğru vuran o lanet baskının baş mimarı olabilir. Bir göz hastalıkları uzmanına görünüp refraksiyon kusuru var mı, astigmatizma ne alemde diye baktırmak hiç de fena fikir değil. Gözlük numaran değişmiştir belki de, kim bilir?
Sabahları uyandığında çenende hissettiğin o tuhaf kilitlenme hissi ve kulak önündeki eklemin tıkırdaması aslında gizli bir tetikleyici. Diş hekimine gidip bruksizm, yani o meşhur gece dişi sıkma illetinden muzdarip olup olmadığını kontrol ettirmelisin. Çene eklemi disfonksiyonu direkt şakak kemiğine vurur abi, şaka mıdır nedir...
Sinüslerin o karanlık Odaları dolunca kafanın içinde bir tuğla taşıyormuş gibi hissetmen çok normal, o yüzden kulak burun boğaz koridorlarını aşındırmak gerekebilir. Deviasyon vardır, kronik sinüzit içeride sinsice ilerliyordur ve o basınç kafatasını içeriden zorluyordur. Tomografi çekilmeden de o doluluk tam anlaşılmıyor ki.
Analjezik aşımı denen bir hadise var, yani ağrı kesiciyi leblebi gibi yutup ağrıyı daha da kronik hale getirme durumu ki evlerden ırak. Vücut bir süre sonra o kimyasala alışıyor, ilaç havada uçuşuyor ama kafa hala kazan gibi. Kendi kendinin doktoru olmaya çalışırken o kısır döngünün içine nasıl düştüğünü anlamazsın bile...
Tansiyonunu en son ne zaman ölçtün, o sistolik ve diyastolik değerlerin damarlarında yarattığı fırtınadan haberin var mı gerçekten? Kardiyoloji ya da dahiliye uzmanının kapısını çalıp bir kan tablosuna, bir de o değişken kan basıncına baktırmak hayat kurtarır. Hipertansiyon sinsidir, sessizce yerleşir ve ilk sinyalini o enseden yukarı tırmanan zonklamayla verir.
Bazen de sadece ruhun sıkışıyordur, stres hormonu kortizol tavan yapınca kaslar kasılır ve tension-type dediğimiz o gerilim tipi bela gelip tepene çöker. Bir psikiyatristle görüşmek veya psikoterapi desteği almak, o bitmek bilmeyen kafa içi basıncını bir anda sönümlendirebilir. Kafanın içi rahatlamadan, o ağrının geçmesini beklemek de biraz saflık sanki...
Gözlerini kısarak ekrana bakmaktan yorulan o yorgun argın kaslar var ya, işte onlar da enseden yukarı doğru vuran o lanet baskının baş mimarı olabilir. Bir göz hastalıkları uzmanına görünüp refraksiyon kusuru var mı, astigmatizma ne alemde diye baktırmak hiç de fena fikir değil. Gözlük numaran değişmiştir belki de, kim bilir?
Sabahları uyandığında çenende hissettiğin o tuhaf kilitlenme hissi ve kulak önündeki eklemin tıkırdaması aslında gizli bir tetikleyici. Diş hekimine gidip bruksizm, yani o meşhur gece dişi sıkma illetinden muzdarip olup olmadığını kontrol ettirmelisin. Çene eklemi disfonksiyonu direkt şakak kemiğine vurur abi, şaka mıdır nedir...
Sinüslerin o karanlık Odaları dolunca kafanın içinde bir tuğla taşıyormuş gibi hissetmen çok normal, o yüzden kulak burun boğaz koridorlarını aşındırmak gerekebilir. Deviasyon vardır, kronik sinüzit içeride sinsice ilerliyordur ve o basınç kafatasını içeriden zorluyordur. Tomografi çekilmeden de o doluluk tam anlaşılmıyor ki.
Analjezik aşımı denen bir hadise var, yani ağrı kesiciyi leblebi gibi yutup ağrıyı daha da kronik hale getirme durumu ki evlerden ırak. Vücut bir süre sonra o kimyasala alışıyor, ilaç havada uçuşuyor ama kafa hala kazan gibi. Kendi kendinin doktoru olmaya çalışırken o kısır döngünün içine nasıl düştüğünü anlamazsın bile...
Tansiyonunu en son ne zaman ölçtün, o sistolik ve diyastolik değerlerin damarlarında yarattığı fırtınadan haberin var mı gerçekten? Kardiyoloji ya da dahiliye uzmanının kapısını çalıp bir kan tablosuna, bir de o değişken kan basıncına baktırmak hayat kurtarır. Hipertansiyon sinsidir, sessizce yerleşir ve ilk sinyalini o enseden yukarı tırmanan zonklamayla verir.
Bazen de sadece ruhun sıkışıyordur, stres hormonu kortizol tavan yapınca kaslar kasılır ve tension-type dediğimiz o gerilim tipi bela gelip tepene çöker. Bir psikiyatristle görüşmek veya psikoterapi desteği almak, o bitmek bilmeyen kafa içi basıncını bir anda sönümlendirebilir. Kafanın içi rahatlamadan, o ağrının geçmesini beklemek de biraz saflık sanki...