Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Gecenin bir yarısı o gıcıklı nöbetle uyanmak var ya... İnsanın canını adeta canından alıyor. Boğazda takılan bir tüy parçası sanki, ne yutsan geçiyor ne tüpü boşaltsan rahatlıyorsun.
Geçmiyor abi, vallahi geçmiyor bazen. Bir başlıyor mu peş peşe, ciğerin sökülecek sanıyorsun. Günler geçiyor, haftalar devriliyor ama o inatçı ses salonda yankılanmaya devam ediyor.
Peki ama neden takıldı kaldı bu illet bizim yakamıza?
Bazen küçücük bir soğuk algınlığı çekip gidiyor hayatımızdan ama tortusu kalıyor işte. Virüs bavulunu toplayıp gitmiş çoktan, boğazdaki o hassas doku ise hâlâ feryat figan... Bronşlar alıngan bir çocuk gibi her şeye reaksiyon veriyor.
Mide asidinin yukarı doğru sessizce tırmanması... Evet, reflü dediğimiz o gizli hırsız! Gece sen mışıl mışıl uyurken boğazını için için yakıyor, sabah da o malum gıcıkla uyandırıyor insanı. Bazen hiç mide ağrısı çekmezsin ama boğazın yangın yeridir, garip değil mi?
Sigara dumanı desen ayrı bir dert, şehrin o egzoz kokulu kirli havası ayrı. Akciğerler de bir yere kadar dayanıyor tabii. Bir yerden sonra "yeter artık, temiz hava verin bana" diye bağırıyor işte o sesle.
Sinüzit akıntısı burnun arkasından süzülür durur sinsice. Geniz akıntısı dedikleri şey tam olarak bu, damla damla boğazı irrite eder. Sonra uğraş dur durak bilmeyen o gıcıklamayla...
Bazen de kalbin bir feryadıdır bu, kim bilir... Veya tansiyon için her gün yuttuğun o kucak dolusu ilaçlardan birinin yan etkisidir. Hiç aklına gelir miydi bir hapın insanı aylarca öksürteteceği?
Evi havalandırmak lazım, nemlendirmek lazım odaları. Biraz bol su içmek, boğazı kurutmamak... Basit şeyler gibi duruyor ama hayat kurtarıyor bazen.
Yine de uzadıysa bu iş, iki haftayı devirdiyse artık... Durup bir uzmana görünmekte fayda var vallahi, ihmale gelmez bu organlar.
Bedenimiz aslında bizimle konuşuyor, sadece dinlemeyi bilmek gerek. O ritmik ses bir arıza lambası gibi yanıp sönüyor göğsümüzde. Kulak kabartmak lazım...
Geçmiyor abi, vallahi geçmiyor bazen. Bir başlıyor mu peş peşe, ciğerin sökülecek sanıyorsun. Günler geçiyor, haftalar devriliyor ama o inatçı ses salonda yankılanmaya devam ediyor.
Peki ama neden takıldı kaldı bu illet bizim yakamıza?
Bazen küçücük bir soğuk algınlığı çekip gidiyor hayatımızdan ama tortusu kalıyor işte. Virüs bavulunu toplayıp gitmiş çoktan, boğazdaki o hassas doku ise hâlâ feryat figan... Bronşlar alıngan bir çocuk gibi her şeye reaksiyon veriyor.
Mide asidinin yukarı doğru sessizce tırmanması... Evet, reflü dediğimiz o gizli hırsız! Gece sen mışıl mışıl uyurken boğazını için için yakıyor, sabah da o malum gıcıkla uyandırıyor insanı. Bazen hiç mide ağrısı çekmezsin ama boğazın yangın yeridir, garip değil mi?
Sigara dumanı desen ayrı bir dert, şehrin o egzoz kokulu kirli havası ayrı. Akciğerler de bir yere kadar dayanıyor tabii. Bir yerden sonra "yeter artık, temiz hava verin bana" diye bağırıyor işte o sesle.
Sinüzit akıntısı burnun arkasından süzülür durur sinsice. Geniz akıntısı dedikleri şey tam olarak bu, damla damla boğazı irrite eder. Sonra uğraş dur durak bilmeyen o gıcıklamayla...
Bazen de kalbin bir feryadıdır bu, kim bilir... Veya tansiyon için her gün yuttuğun o kucak dolusu ilaçlardan birinin yan etkisidir. Hiç aklına gelir miydi bir hapın insanı aylarca öksürteteceği?
Evi havalandırmak lazım, nemlendirmek lazım odaları. Biraz bol su içmek, boğazı kurutmamak... Basit şeyler gibi duruyor ama hayat kurtarıyor bazen.
Yine de uzadıysa bu iş, iki haftayı devirdiyse artık... Durup bir uzmana görünmekte fayda var vallahi, ihmale gelmez bu organlar.
Bedenimiz aslında bizimle konuşuyor, sadece dinlemeyi bilmek gerek. O ritmik ses bir arıza lambası gibi yanıp sönüyor göğsümüzde. Kulak kabartmak lazım...