Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Seslerin yükseldiği o anlarda, evin içinde bir anda soğuk bir rüzgar eser ya... Hani sırf tezgahta unutulan bir bardak yüzünden çıkan, sonra nerelere varacağı kestirilemeyen o malum kavgalar. Aslında bakarsan iki farklı dünyanın aynı çatı altına girmesinden bahsediyoruz. Fikirlerin çatışması kadar doğal ne var ki şu hayatta? Ama işte, kantarın dozajı kaçmaya başlayınca insan ister istemez durup düşünüyor.
Her gün ama her gün tartışmak... Gerçekten bir noktadan sonra ruhu emen, insanı yavaş yavaş tüketen bir şeye dönüşüyor bu durum. İlişkinin doğasında var deyip geçiştirmeli mi, yoksa tehlike çanları çalıyor diye kaçmalı mı? Vallahi billahi bazen cevabı bulmak düşündüğümüzden çok daha zor oluyor. Yıpranıyoruz, ama yine de aynı döngünün içinde dönüp duruyoruz.
Abi insan bazen sadece sakinlik istiyor ya. Sesin yükselmediği, lafların havada uçuşmadığı, sıradan bir akşamüstü. Tartışmaların sayısı, aradaki sevgiden çok daha fazla alan kaplamaya başladığında o bağ incelmeye başlıyor sanki. Belki de sorun kavga etmekte değil de... Neyse.
Birbirini sürekli anlamamaya yemin etmiş iki insan gibi davranmak, bir süreliğine savunma mekanizması sayılabilir belki. Zamanla bir bakmışsın, o alışılan gürültü ortamı senin normalin oluvermiş. Sürekli bir şeyleri kanıtlama çabası, haklı çıkma arzusu. Haklı olsan ne olur ki günün sonunda, huzurun gittikten sonra?
Belki de biraz mesafelenip dışarıdan bakmayı denemek lazım o yangına. Birbirini yıpratmak yerine biraz susmayı, sadece dinlemeyi becerebilsek... Ya da sadece yorulmuşuzdur, kim bilir. Aşkın veya bağın devam etmesi için sürekli bir mücadele içinde olmak şart değil sanki. Bazen sadece akışına bırakmak, o kavgayı büyütmemek en büyük iyilik oluyor iki taraf için de.
Her gün ama her gün tartışmak... Gerçekten bir noktadan sonra ruhu emen, insanı yavaş yavaş tüketen bir şeye dönüşüyor bu durum. İlişkinin doğasında var deyip geçiştirmeli mi, yoksa tehlike çanları çalıyor diye kaçmalı mı? Vallahi billahi bazen cevabı bulmak düşündüğümüzden çok daha zor oluyor. Yıpranıyoruz, ama yine de aynı döngünün içinde dönüp duruyoruz.
Abi insan bazen sadece sakinlik istiyor ya. Sesin yükselmediği, lafların havada uçuşmadığı, sıradan bir akşamüstü. Tartışmaların sayısı, aradaki sevgiden çok daha fazla alan kaplamaya başladığında o bağ incelmeye başlıyor sanki. Belki de sorun kavga etmekte değil de... Neyse.
Birbirini sürekli anlamamaya yemin etmiş iki insan gibi davranmak, bir süreliğine savunma mekanizması sayılabilir belki. Zamanla bir bakmışsın, o alışılan gürültü ortamı senin normalin oluvermiş. Sürekli bir şeyleri kanıtlama çabası, haklı çıkma arzusu. Haklı olsan ne olur ki günün sonunda, huzurun gittikten sonra?
Belki de biraz mesafelenip dışarıdan bakmayı denemek lazım o yangına. Birbirini yıpratmak yerine biraz susmayı, sadece dinlemeyi becerebilsek... Ya da sadece yorulmuşuzdur, kim bilir. Aşkın veya bağın devam etmesi için sürekli bir mücadele içinde olmak şart değil sanki. Bazen sadece akışına bırakmak, o kavgayı büyütmemek en büyük iyilik oluyor iki taraf için de.