Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
O test çubuğundaki çift çizgiyi ilk kez gördüğünüzde içinizde bir yerlerde kopan o tatlı fırtınayı çok iyi bilirim; insan ne yapacağını, nereye bakacağını şaşırır birden... İşte tam o şaşkınlık anında, o büyük heyecanın ortasında akla düşen ilk soru da bellidir aslında: "Peki ben şimdi tam olarak ne kadarlık hamileyim, bu minik can ne zaman dünyayı şereflendirecek?" Tıp dünyası bu karmaşayı çözmek için yıllar önce harika, bir o kadar da pratik bir yöntem geliştirmiş ve kadının en son gördüğü adet döneminin ilk gününü başlangıç çizgisi olarak kabul etmiş. Yani aslında henüz ortalıkta hiçbir şey yokken, o ilk kanamanın başladığı gün, aslında o dokuz aylık büyük serüvenin de resmi olmayan ilk günü sayılıveriyor bir anda. Biliyorum, kulağa biraz garip geliyor, hatta "Daha hamile bile değildim ki o tarihte!" diye içinizden geçirebilirsiniz ama inanın bana, vücudun o mucizevi döngüsünü milimetrik olarak takip edebilmenin en güvenilir yolu tam olarak bu başlangıç noktasından geçiyor.
Yumurtlama gününü tamı tamına tutturmak, hele ki o stresli koşturmacanın içinde her ay bunu takip etmek öyle her yiğidin harcı değil vallahi, zaten çoğumuz da o günü ıskalıyoruz ister istemez. Hal böyle olunca, doktorlar da haklı olarak en net hatırlanan, elle tutulur tek somut veriye, yani o son adet tarihinin başladığı o güne sarılıyorlar mecburen. Naegele yöntemi dedikleri eski ama altın değerinde bir formül var mesela, son adet gününüzün tarihine basitçe yedi gün ekleyip üç ay geriye gidiyorsunuz ve pat diye o muhtemel doğum tarihi çıkıveriyor karşınıza. Tabii bu hesap, döngüsü saat gibi, yani tam yirmi sekiz günde bir tıkır tıkır işleyen kadınlar için biçilmiş kaftan sayılır ama hayat bu ya, hangimizin bünyesi her ay aynı ritimde kalabiliyor ki... Yine de bu hesaplama yöntemi, o belirsizlik denizinde fener gibi parlayarak önünüzü görmenizi sağlıyor, en azından bebeğinizin hangi mevsimde kucağınıza geleceğini kabataslak da olsa fısıldıyor kulağınıza.
Gözünüzün önüne getirin o minik canı, içeride kendi halinde büyürken siz dışarıda takvim yapraklarını tek tek sayıyorsunuz, işte o yüzden bu hesaplamayı yaparken günlerin milimetrik olarak uyuşmasını da beklememek lazım canım... Bazen ilk ultrason muayenesine gittiğinizde doktor size "Hesaplarımıza göre sekiz haftalık görünüyorsun ama bebek aslında altı haftalık" diyebilir ki bu son derece normal, hatta neredeyse her iki kadından birinin başına gelen sıradan bir durumdur. Geç yumurtlama dediğimiz o tatlı gecikmeler, stres, hava değişimi ya da sadece o ayki hormonal dalgalanmalar bile bu takvimi birkaç gün, bazen de bir iki hafta ileriye veya geriye kaydırabilir kolayca. Yani demem o ki, internetteki o otomatik hesaplama robotlarının çıkardığı sonuçları böyle kutsal bir metin gibi birebir kabul edip kendinizi strese sokmayın boş yere, çünkü o küçük misafir ne zaman geleceğini aslında en başından beri çok iyi biliyor...
Eğer adet döngüleriniz genellikle düzensiz seyrediyorsa, yani bir ay yirmi altı günde, diğer ay otuz beş günde bir regl oluyorsanız bu takvim hesapları birazcık kafa karıştırabilir, insanı yorabilir açıkçası. Böyle durumlarda son adet tarihine göre yapılan o ilk hesaplama sadece geçici bir referans noktası olmaktan öteye gidemez ve esas sözü her zaman o ilk trimester ultrasonu, yani bebeğin baş-popo mesafesinin ölçüldüğü o erken dönem muayenesi söyler. Doktorunuz o ultrason görüntüsündeki milimetrik ölçümlere bakarak takvimi yeniden ayarlar, gerekirse doğum tarihini günceller ve size yepyeni, çok daha gerçekçi bir yol haritası çizer. Yani aslında ilk başta yaptığınız o hesaplamalar her ne kadar heyecan verici ve yol gösterici olsa da, nihai kararı her zaman içerideki o sessiz sedasız büyüyen küçük mucizenin bizzat kendisi verir, bize de sadece onun bu eşsiz ritmine saygı duymak kalır.
Yumurtlama gününü tamı tamına tutturmak, hele ki o stresli koşturmacanın içinde her ay bunu takip etmek öyle her yiğidin harcı değil vallahi, zaten çoğumuz da o günü ıskalıyoruz ister istemez. Hal böyle olunca, doktorlar da haklı olarak en net hatırlanan, elle tutulur tek somut veriye, yani o son adet tarihinin başladığı o güne sarılıyorlar mecburen. Naegele yöntemi dedikleri eski ama altın değerinde bir formül var mesela, son adet gününüzün tarihine basitçe yedi gün ekleyip üç ay geriye gidiyorsunuz ve pat diye o muhtemel doğum tarihi çıkıveriyor karşınıza. Tabii bu hesap, döngüsü saat gibi, yani tam yirmi sekiz günde bir tıkır tıkır işleyen kadınlar için biçilmiş kaftan sayılır ama hayat bu ya, hangimizin bünyesi her ay aynı ritimde kalabiliyor ki... Yine de bu hesaplama yöntemi, o belirsizlik denizinde fener gibi parlayarak önünüzü görmenizi sağlıyor, en azından bebeğinizin hangi mevsimde kucağınıza geleceğini kabataslak da olsa fısıldıyor kulağınıza.
Gözünüzün önüne getirin o minik canı, içeride kendi halinde büyürken siz dışarıda takvim yapraklarını tek tek sayıyorsunuz, işte o yüzden bu hesaplamayı yaparken günlerin milimetrik olarak uyuşmasını da beklememek lazım canım... Bazen ilk ultrason muayenesine gittiğinizde doktor size "Hesaplarımıza göre sekiz haftalık görünüyorsun ama bebek aslında altı haftalık" diyebilir ki bu son derece normal, hatta neredeyse her iki kadından birinin başına gelen sıradan bir durumdur. Geç yumurtlama dediğimiz o tatlı gecikmeler, stres, hava değişimi ya da sadece o ayki hormonal dalgalanmalar bile bu takvimi birkaç gün, bazen de bir iki hafta ileriye veya geriye kaydırabilir kolayca. Yani demem o ki, internetteki o otomatik hesaplama robotlarının çıkardığı sonuçları böyle kutsal bir metin gibi birebir kabul edip kendinizi strese sokmayın boş yere, çünkü o küçük misafir ne zaman geleceğini aslında en başından beri çok iyi biliyor...
Eğer adet döngüleriniz genellikle düzensiz seyrediyorsa, yani bir ay yirmi altı günde, diğer ay otuz beş günde bir regl oluyorsanız bu takvim hesapları birazcık kafa karıştırabilir, insanı yorabilir açıkçası. Böyle durumlarda son adet tarihine göre yapılan o ilk hesaplama sadece geçici bir referans noktası olmaktan öteye gidemez ve esas sözü her zaman o ilk trimester ultrasonu, yani bebeğin baş-popo mesafesinin ölçüldüğü o erken dönem muayenesi söyler. Doktorunuz o ultrason görüntüsündeki milimetrik ölçümlere bakarak takvimi yeniden ayarlar, gerekirse doğum tarihini günceller ve size yepyeni, çok daha gerçekçi bir yol haritası çizer. Yani aslında ilk başta yaptığınız o hesaplamalar her ne kadar heyecan verici ve yol gösterici olsa da, nihai kararı her zaman içerideki o sessiz sedasız büyüyen küçük mucizenin bizzat kendisi verir, bize de sadece onun bu eşsiz ritmine saygı duymak kalır.