Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Takvimdeki o malum güne daha birkaç gün varken çamaşırında o can sıkıcı kahverengi lekeyi gördüğünde içinin cız ettiğini biliyorum, hepimiz yaşıyoruz bunu vallahi... Hemen kafada felaket senaryoları yazılmaya başlanır, "Acaba bir hastalık mı var, içeride ters giden ne?" diye uykular kaçar ama dur, derin bir nefes al önce. Aslında vücudun o kadar muazzam ve bir o kadar da kendi kafasına buyruk bir mekanizması var ki, bu gördüğün koyu renkli akıntı çoğunlukla sadece gecikmiş bir temizlik dalgasından ibaret. Geçen aydan kalan, oksijenle temas ettiği için rengi koyulaşmış ve dışarı atılmak için anca sıra bulabilmiş eski kan hücreleri bunlar yani anlayacağın. Rahim kendi kendini temizlerken bazen böyle ağır kanallardan ağır adımlarla geçer o hücreler, biz de panik yaptığımızla kalırız...
Hormonların o kendi içindeki bitmek bilmeyen iniş çıkışları, özellikle de progesteron denen o meşhur hormonun adet öncesinde birdenbire tepe taklak aşağı yuvarlanması bu işin arkasındaki asıl provokatör olabilir bak. Vücut tam "Tamam, bu ay da bebek yerleşmedi, hadi artık sistemi sıfırlayalım" moduna girerken rahim duvarı ufaktan dökülmeye başlar ama öyle pat diye kırmızı kan gelmez her zaman. İşte tam o geçiş aşamasında, hormon dengesizliğinin yarattığı o ufak tefek kararsızlıklar yüzünden leke leke, sanki kahve telvesi gibi akıntılarla karşılaşman tamamen o hormonal dalgalanmanın faturası. Hani bazen çok stresli bir dönemden geçersin, uykuların kaçar, işler üst üste biner de vücudun sana "Biraz yavaşla artık" sinyali verir ya... İşte o stres hormonları da doğrudan kadınlık hormonlarının ayarını bozup bu kahverengi lekeleri hiç hesapta yokken kapına getirebilir.
Yine de her kahverengi lekeyi "Aman canım, eski kandır geçer" diye kestirip atmamak, vücudun fısıltılarına biraz kulak kabartmak gerekiyor sanki... Eğer bu durum sadece adet öncesi bir iki günle sınırlı kalmayıp haftalarca sürüyorsa ya da buna eşlik eden acayip keskin, kötü bir koku, kasıklarında bıçak saplanır gibi bir ağrı falan varsa durum biraz değişebilir tabi. Belki basit bir vajinal enfeksiyon kapıdadır, belki de rahim ağzında tamamen zararsız ama kontrol edilmesi gereken küçük bir polip veya yara bu sızıntıya yol açıyordur... Yani demem o ki, kendini sürekli yiyip bitirmek yerine, eğer bu lekelenme düzenli bir alışkanlık haline geldiyse bir uzmana görünüp kafayı rahatlatmak en temizi.
Şunu da hiç düşündün mü, belki de kullandığın o doğum kontrol hapını yakın zamanda değiştirdin veya yeni bir kutuya başladın? Vücudun bu dışarıdan gelen sentetik hormon takviyelerine alışması bazen aylar alabiliyor, o süreçte de rahim içi "Ben ne yapıyorum şimdi?" şaşkınlığıyla böyle ara ara lekelenmelerle tepki verebiliyor. Hatta spiral taktırdıysan, onun o ilk aylardaki yerleşme çabası ve rahim duvarına yaptığı o minik dokunuşlar bile kahverengi akıntı olarak geri dönebilir sana. Kısacası sevgili dostum, vücudun aslında seninle sürekli konuşuyor, sadece onun bu gizemli dilini çözmek için biraz sakin kalıp sabretmek, kendini gereksiz evhamlarla yıpratmamak gerekiyor...
Hormonların o kendi içindeki bitmek bilmeyen iniş çıkışları, özellikle de progesteron denen o meşhur hormonun adet öncesinde birdenbire tepe taklak aşağı yuvarlanması bu işin arkasındaki asıl provokatör olabilir bak. Vücut tam "Tamam, bu ay da bebek yerleşmedi, hadi artık sistemi sıfırlayalım" moduna girerken rahim duvarı ufaktan dökülmeye başlar ama öyle pat diye kırmızı kan gelmez her zaman. İşte tam o geçiş aşamasında, hormon dengesizliğinin yarattığı o ufak tefek kararsızlıklar yüzünden leke leke, sanki kahve telvesi gibi akıntılarla karşılaşman tamamen o hormonal dalgalanmanın faturası. Hani bazen çok stresli bir dönemden geçersin, uykuların kaçar, işler üst üste biner de vücudun sana "Biraz yavaşla artık" sinyali verir ya... İşte o stres hormonları da doğrudan kadınlık hormonlarının ayarını bozup bu kahverengi lekeleri hiç hesapta yokken kapına getirebilir.
Yine de her kahverengi lekeyi "Aman canım, eski kandır geçer" diye kestirip atmamak, vücudun fısıltılarına biraz kulak kabartmak gerekiyor sanki... Eğer bu durum sadece adet öncesi bir iki günle sınırlı kalmayıp haftalarca sürüyorsa ya da buna eşlik eden acayip keskin, kötü bir koku, kasıklarında bıçak saplanır gibi bir ağrı falan varsa durum biraz değişebilir tabi. Belki basit bir vajinal enfeksiyon kapıdadır, belki de rahim ağzında tamamen zararsız ama kontrol edilmesi gereken küçük bir polip veya yara bu sızıntıya yol açıyordur... Yani demem o ki, kendini sürekli yiyip bitirmek yerine, eğer bu lekelenme düzenli bir alışkanlık haline geldiyse bir uzmana görünüp kafayı rahatlatmak en temizi.
Şunu da hiç düşündün mü, belki de kullandığın o doğum kontrol hapını yakın zamanda değiştirdin veya yeni bir kutuya başladın? Vücudun bu dışarıdan gelen sentetik hormon takviyelerine alışması bazen aylar alabiliyor, o süreçte de rahim içi "Ben ne yapıyorum şimdi?" şaşkınlığıyla böyle ara ara lekelenmelerle tepki verebiliyor. Hatta spiral taktırdıysan, onun o ilk aylardaki yerleşme çabası ve rahim duvarına yaptığı o minik dokunuşlar bile kahverengi akıntı olarak geri dönebilir sana. Kısacası sevgili dostum, vücudun aslında seninle sürekli konuşuyor, sadece onun bu gizemli dilini çözmek için biraz sakin kalıp sabretmek, kendini gereksiz evhamlarla yıpratmamak gerekiyor...