Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Dün akşam bilgisayar başında çalışırken aniden sol kürek kemiğimin altına bir sızı saplandı, sandalyeden nasıl kalkacağımı bilemedim. Aslında hepimizin gün içinde bin kere yaşadığı o tanıdık, can sıkıcı sızılardan biri işte. Muhtemelen saatlerce aynı pozisyonda ekrana kilitlenip kalmaktan oluyor bu meret; kaslar kasılıyor, gevşemeyi unutuyor ve sonra ayıkla pirincin taşını. İşin aslı, vücudumuz bize sürekli sinyal gönderiyor ama biz duymamak için direniyoruz sanki.
Vallahi billahi bazen sırf stres yüzünden bile insanın bütün yükü sırtına biniyor, bunu bizzat deneyimledim. İş güç, geçim derdi, yarının belirsizliği derken fark etmeden omuzları kulaklara doğru dikip kasılıyoruz gün boyu. Haliyle akşam eve gidip koltuğa yığıldığında, sanki bütün gün taş taşımış gibi bir ağrıyla baş başa kalıyorsun. Zihindeki o ağır düşünceler, bir şekilde yolunu bulup kas dokularına yerleşiyor işte...
Yahu o kadar paralar dökülüp alınan ortopedik yataklar, özel tasarım çalışma koltukları da bazen hiç kâr etmiyor, çıldırmamak elde değil. Çünkü mesele sadece oturduğumuz yer değil, o koltukta nasıl iki büklüm kaykılarak durduğumuz. Doğru dürüst dik durmayı beceremiyoruz, omurgaya resmen işkence ediyoruz her gün. Sonra da gelsin kremler, gitsin sıcak su torbaları.
Ağır bir market poşetini ters bir hamleyle yukarı kaldırmak ya da yerdeki bir şeyi dizleri bükmeden paldır küldür eğilip almak... İşte tam o esnada belden sırta doğru kıtır kıtır bir şeyler kopuyor sanki, insanı olduğu yere çiviliyor. Kas spazmı diyorlar adına ama o an hissettiğin şey tam bir çaresizlik. Vücudun mekaniğini hiç saymıyoruz, pat diye hareket ediyoruz ve faturayı yine sırt ödüyor.
Acaba sporu, egzersizi hayatımızdan tamamen çıkardığımız için mi bu kadar dayanıksızlaştı bu kemikler, hiç düşündünüz mü? Haftada bir iki gün yürüsek, iki esneme hareketi yapsak belki de bu sızılar kapımızı hiç çalmayacak. Ama yok, üşeniyoruz, hep bir bahanemiz var. Kaslar tembelleşince, omurgayı taşıma işi tamamen bağ dokularına ve kemiklere kalıyor ki bu da resmen felaket.
Bazen de hiç aklımıza gelmeyecek iç organ rahatsızlıkları sırtımıza vurabiliyor, işin bu boyutu gerçekten korkutucu. Mesela safra kesesi problemi ya da mide rahatsızlığı yaşayan birinin, durup dururken sırtının sağ tarafında feci bir sızı hissetmesi çok normalmiş. Hani üşüttüm dersin, yel girdi dersin ama altından bambaşka bir mevzu çıkıverir...
Yine de hemen en kötüsünü düşünüp enseyi karartmamak lazım tabii, çoğunlukla sadece basit bir kas yorgunluğundan ibaret oluyor bu durumlar. Birkaç gün dinlenince, sıcak bir duş alıp biraz kendimize vakit ayırınca o sertlik yavaş yavaş dağılıyor, hafifliyoruz. Kendimize biraz daha iyi bakmayı, vücudumuzun sesini dinlemeyi öğrenmemiz gerekiyor galiba, hepsi bu.
Vallahi billahi bazen sırf stres yüzünden bile insanın bütün yükü sırtına biniyor, bunu bizzat deneyimledim. İş güç, geçim derdi, yarının belirsizliği derken fark etmeden omuzları kulaklara doğru dikip kasılıyoruz gün boyu. Haliyle akşam eve gidip koltuğa yığıldığında, sanki bütün gün taş taşımış gibi bir ağrıyla baş başa kalıyorsun. Zihindeki o ağır düşünceler, bir şekilde yolunu bulup kas dokularına yerleşiyor işte...
Yahu o kadar paralar dökülüp alınan ortopedik yataklar, özel tasarım çalışma koltukları da bazen hiç kâr etmiyor, çıldırmamak elde değil. Çünkü mesele sadece oturduğumuz yer değil, o koltukta nasıl iki büklüm kaykılarak durduğumuz. Doğru dürüst dik durmayı beceremiyoruz, omurgaya resmen işkence ediyoruz her gün. Sonra da gelsin kremler, gitsin sıcak su torbaları.
Ağır bir market poşetini ters bir hamleyle yukarı kaldırmak ya da yerdeki bir şeyi dizleri bükmeden paldır küldür eğilip almak... İşte tam o esnada belden sırta doğru kıtır kıtır bir şeyler kopuyor sanki, insanı olduğu yere çiviliyor. Kas spazmı diyorlar adına ama o an hissettiğin şey tam bir çaresizlik. Vücudun mekaniğini hiç saymıyoruz, pat diye hareket ediyoruz ve faturayı yine sırt ödüyor.
Acaba sporu, egzersizi hayatımızdan tamamen çıkardığımız için mi bu kadar dayanıksızlaştı bu kemikler, hiç düşündünüz mü? Haftada bir iki gün yürüsek, iki esneme hareketi yapsak belki de bu sızılar kapımızı hiç çalmayacak. Ama yok, üşeniyoruz, hep bir bahanemiz var. Kaslar tembelleşince, omurgayı taşıma işi tamamen bağ dokularına ve kemiklere kalıyor ki bu da resmen felaket.
Bazen de hiç aklımıza gelmeyecek iç organ rahatsızlıkları sırtımıza vurabiliyor, işin bu boyutu gerçekten korkutucu. Mesela safra kesesi problemi ya da mide rahatsızlığı yaşayan birinin, durup dururken sırtının sağ tarafında feci bir sızı hissetmesi çok normalmiş. Hani üşüttüm dersin, yel girdi dersin ama altından bambaşka bir mevzu çıkıverir...
Yine de hemen en kötüsünü düşünüp enseyi karartmamak lazım tabii, çoğunlukla sadece basit bir kas yorgunluğundan ibaret oluyor bu durumlar. Birkaç gün dinlenince, sıcak bir duş alıp biraz kendimize vakit ayırınca o sertlik yavaş yavaş dağılıyor, hafifliyoruz. Kendimize biraz daha iyi bakmayı, vücudumuzun sesini dinlemeyi öğrenmemiz gerekiyor galiba, hepsi bu.