Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın köründe arabaya biniyorsunuz, anahtarı çeviriyorsunuz ve o bildik, güven veren motor sesinden eser yok... Dizel motorların o kendine has, tok ve gürültülü marş sesi yerine sadece boş bir dönme ya da hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir tıkırtı duyuluyorsa, muhtemelen yakıt sisteminin derinliklerinde bir yerlerde bir tıkanıklık veya basınç kaybı yaşanıyor demektir. Benzinli araçlar gibi çıt diye ateşleme yapmayan bu devasa mekanizmalar, tamamen yüksek basınç altındaki havanın sıcaklığıyla mazotu yakma prensibine sırtını dayadığı için, depodan silindirin içine giden o incecik yolda en ufak bir hava kabarcığı bile tüm sistemi felç etmeye yetiyor. Depoda yakıt bittiğinde ya da yakıt filtresi artık pislikten nefes alamaz hale geldiğinde pompa silindirlere ihtiyacı olan o muazzam basınçlı mazotu gönderemez ve siz ne kadar marşa basarsanız basın, motor sadece havayı döver durur.
Kış aylarında bu durum çok daha can sıkıcı bir hal alabiliyor zira soğuk hava dizel yakıtın düşmanıdır. Isıtma bujileri, yani halk arasındaki adıyla kızdırma bujileri tam da bu noktada devreye girerek silindir odasını o ilk kıvılcım öncesi tabiri caizse bir fırın gibi ısıtmakla görevlidir, aksi takdirde mazot ne kadar püskürtülürse püskürtülsün o soğuk metalin içinde asla alev almaz. Gösterge panelindeki o kıvrımlı yay işaretinin sönmesini beklemeden aceleyle marşa basıyorsanız veya o bujilerden biri ya da birkaçı ömrünü tamamlamışsa, motorun soğuk havada uyanmasını beklemek büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanacaktır. Isınmayan oda, tutuşmayan yakıt ve bitmek bilmeyen o cansız marş basma çabaları...
Bazen de sorun tamamen elektrikseldir ama biz suçu hep motora atarız. Dizel motoru ilk harekete geçirmek, benzinli bir motora kıyasla çok daha yüksek bir marş gücü, yani ciddi bir amper desteği gerektirir çünkü o yüksek sıkıştırma oranını yenmek her babayiğidin, pardon her akünün harcı değildir. Akünüz eski topraksa, şarj tutmuyorsa ya da sadece kutup başlarında hafif bir oksitlenme meydana geldiyse, marş dinamosu motoru döndürecek o ilk güçlü darbeyi bir türlü vuramaz. Gösterge panelindeki ışıkların hafifçe kararması, marşa basıldığında gelen o halsiz ve yorgun ses aslında akünün size "artık beni değiştirme vaktin geldi" diye fısıldama şeklidir.
Enjektörlerin dilinden anlamak da ayrı bir sanattır aslında. Zamanla kalitesiz yakıt kullanımı ya da aşınma sebebiyle enjektör memeleri tıkanabilir veya tam tersine, yakıtı silindirin içine püskürtmek yerine adeta damlatmaya başlar ki bu da yanma odasındaki o hassas dengeyi tamamen altüst eder. Basınç odasında yeterli sıkıştırma sağlanamadığında ya da enjektör kütüğündeki (rail borusu) basınç sensörü beyne yanlış sinyal gönderdiğinde, araç güvenlik gerekçesiyle marş izni vermez, motoru tamamen kilitler. Bir damla mazotun bile milimetrik hesaplarla ve binlerce bar basınçla püskürtüldüğü bu sistemlerde, ufacık bir elektronik sensör hatası koca bir devi harekete geçmekten alıkoyabilir.
Depodaki yakıtın kalitesi ve yapısı da gizli suçlulardan biridir, özellikle mevsim geçişlerinde mazotun donma noktası hayati önem taşır. Yazlık mazot donma noktası yüksek olduğu için kışın en küçük bir ayazda jöle kıvamını alır, ağdalaşır ve yakıt borularının içinde akamaz hale gelir. Pompa bu katılaşmış sıvıyı çekmeye çalışırken boşa döner, filtre iyice tıkanır ve motora giden can damarı kesilmiş olur. Aracınızı uzun süre çalıştırmadıysanız ya da depodaki yakıt çok eskiyse, depoda biriken nem ve su partikülleri dibe çökerek doğrudan sisteme yürür ve su giren bir dizel motorun çalışmasını beklemek mucizelere inanmaktan farksızdır.
Kış aylarında bu durum çok daha can sıkıcı bir hal alabiliyor zira soğuk hava dizel yakıtın düşmanıdır. Isıtma bujileri, yani halk arasındaki adıyla kızdırma bujileri tam da bu noktada devreye girerek silindir odasını o ilk kıvılcım öncesi tabiri caizse bir fırın gibi ısıtmakla görevlidir, aksi takdirde mazot ne kadar püskürtülürse püskürtülsün o soğuk metalin içinde asla alev almaz. Gösterge panelindeki o kıvrımlı yay işaretinin sönmesini beklemeden aceleyle marşa basıyorsanız veya o bujilerden biri ya da birkaçı ömrünü tamamlamışsa, motorun soğuk havada uyanmasını beklemek büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanacaktır. Isınmayan oda, tutuşmayan yakıt ve bitmek bilmeyen o cansız marş basma çabaları...
Bazen de sorun tamamen elektrikseldir ama biz suçu hep motora atarız. Dizel motoru ilk harekete geçirmek, benzinli bir motora kıyasla çok daha yüksek bir marş gücü, yani ciddi bir amper desteği gerektirir çünkü o yüksek sıkıştırma oranını yenmek her babayiğidin, pardon her akünün harcı değildir. Akünüz eski topraksa, şarj tutmuyorsa ya da sadece kutup başlarında hafif bir oksitlenme meydana geldiyse, marş dinamosu motoru döndürecek o ilk güçlü darbeyi bir türlü vuramaz. Gösterge panelindeki ışıkların hafifçe kararması, marşa basıldığında gelen o halsiz ve yorgun ses aslında akünün size "artık beni değiştirme vaktin geldi" diye fısıldama şeklidir.
Enjektörlerin dilinden anlamak da ayrı bir sanattır aslında. Zamanla kalitesiz yakıt kullanımı ya da aşınma sebebiyle enjektör memeleri tıkanabilir veya tam tersine, yakıtı silindirin içine püskürtmek yerine adeta damlatmaya başlar ki bu da yanma odasındaki o hassas dengeyi tamamen altüst eder. Basınç odasında yeterli sıkıştırma sağlanamadığında ya da enjektör kütüğündeki (rail borusu) basınç sensörü beyne yanlış sinyal gönderdiğinde, araç güvenlik gerekçesiyle marş izni vermez, motoru tamamen kilitler. Bir damla mazotun bile milimetrik hesaplarla ve binlerce bar basınçla püskürtüldüğü bu sistemlerde, ufacık bir elektronik sensör hatası koca bir devi harekete geçmekten alıkoyabilir.
Depodaki yakıtın kalitesi ve yapısı da gizli suçlulardan biridir, özellikle mevsim geçişlerinde mazotun donma noktası hayati önem taşır. Yazlık mazot donma noktası yüksek olduğu için kışın en küçük bir ayazda jöle kıvamını alır, ağdalaşır ve yakıt borularının içinde akamaz hale gelir. Pompa bu katılaşmış sıvıyı çekmeye çalışırken boşa döner, filtre iyice tıkanır ve motora giden can damarı kesilmiş olur. Aracınızı uzun süre çalıştırmadıysanız ya da depodaki yakıt çok eskiyse, depoda biriken nem ve su partikülleri dibe çökerek doğrudan sisteme yürür ve su giren bir dizel motorun çalışmasını beklemek mucizelere inanmaktan farksızdır.