Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Aynanın karşısında geçirdiğin o ilk uzun dakikayı hatırla, göz kenarındaki incecik çizgiyi ilk fark ettiğin anı... Zaman sanki senden habersiz kuyu kazmış gibi hissedersin, kalbin cız eder, ellerin istemsizce yüzüne gider ya, işte tam da o ruh halindesin biliyorum.
Fraksiyonel radyofrekans teknolojisi, yani halk arasında bilinen adıyla altın iğne tedavisi, cildin alt tabakasına inip kollajen üretimini tetikleyen mucizevi bir yöntemdir aslında. Mikron boyutunda altın kaplı iğneler tenine temas eder, deri altına ısı enerjisi verir, yani kısacası cildine yeniden "canlan" komutu gönderirler.
Yani yüzde oluşan o inatçı s izler, yaşlanma belirtileri, genetik veya zamana yenik düşen gözenekler artık kaderin değil abi ya, vallahi billahi teknoloji o kadar ilerledi ki, bizzat kendi gözlerimle gördüm de inandım.
Cildin kendi kendini onarma mekanizmasını uyandırıyorsun burada, dışarıdan kimyasal bir dolguyla şişirmiyorsun yüzünü, tamamen kendi öz cevherini harekete geçiriyorsun.
Acır mı diye soruyorsun içinden, korkuyorsun haklı olarak; hafif bir karıncalanma oluyor tabii ama anestezik krem sayesinde o korktuğun bıçak altına yatma hissini asla yaşamıyorsun, mis gibi konforlu bir işlem.
Uygulama bittikten hemen sonra bile o yüzde hafif bir pembelik kalıyor ama birkaç günde bebek gibi bir tenle baş başa kalıyorsun, kimseye de hesap vermek zorunda kalmıyorsun.
Yani demem o ki, aynaya küsmek yerine cildine kulak vermenin tam vakti geldi de geçiyor bile, kendine bu iyiliği yapmalısın bence.
Fraksiyonel radyofrekans teknolojisi, yani halk arasında bilinen adıyla altın iğne tedavisi, cildin alt tabakasına inip kollajen üretimini tetikleyen mucizevi bir yöntemdir aslında. Mikron boyutunda altın kaplı iğneler tenine temas eder, deri altına ısı enerjisi verir, yani kısacası cildine yeniden "canlan" komutu gönderirler.
Yani yüzde oluşan o inatçı s izler, yaşlanma belirtileri, genetik veya zamana yenik düşen gözenekler artık kaderin değil abi ya, vallahi billahi teknoloji o kadar ilerledi ki, bizzat kendi gözlerimle gördüm de inandım.
Cildin kendi kendini onarma mekanizmasını uyandırıyorsun burada, dışarıdan kimyasal bir dolguyla şişirmiyorsun yüzünü, tamamen kendi öz cevherini harekete geçiriyorsun.
Acır mı diye soruyorsun içinden, korkuyorsun haklı olarak; hafif bir karıncalanma oluyor tabii ama anestezik krem sayesinde o korktuğun bıçak altına yatma hissini asla yaşamıyorsun, mis gibi konforlu bir işlem.
Uygulama bittikten hemen sonra bile o yüzde hafif bir pembelik kalıyor ama birkaç günde bebek gibi bir tenle baş başa kalıyorsun, kimseye de hesap vermek zorunda kalmıyorsun.
Yani demem o ki, aynaya küsmek yerine cildine kulak vermenin tam vakti geldi de geçiyor bile, kendine bu iyiliği yapmalısın bence.