Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Vallahi billahi bıktık artık her köşe başında "nasıl zayıflanır" goygoyundan, yok kibrit kutusu kadar peynirmiş yok bilmem neymiş... Kimse de dönüp demiyor ki "kardeşim ben rüzgarda savruluyorum, bana bir çare!" İşin aslı şu ki, kilo almak kilo vermekten çok daha çetrefilli bir süreç. Laboratuvardaki bilim insanları da bunu onaylıyor; mesele sadece tıkınmak değil, o hücrelerin içini doğru düzgün doldurabilmek. Yani öyle her önümüze geleni mideye indirerek bu iş çözülmüyor maalesef, keşke çözülseydi...
Sabahtan akşama kadar abur cubur yiyip göbek büyütmek mi niyetimiz, yoksa gerçekten sağlıklı bir gövdeye kavuşmak mı? Kas kütlesi eklemedikten sonra alınan o kilonun hiçbirimize hayrı yok, sadece damarları tıkıyoruz o kadar. Kalori açığı yaratmak nasıl zayıflatıyorsa, mantıken o kaloriyi her gün fazladan almak da bizi yukarı taşıyacak ama temiz kaynaklardan. Mesela her yemeğe iki kaşık zeytinyağı gezdirmek... Ya da ne bileyim, tabaktaki o pirinci, makarnayı azıcık artırmak bile o kadar büyük fark yaratıyor ki zamanla.
Bizim millet olarak yaptığımız en büyük hata, doymak için kendimizi sıvıyla şişirmek. Yemekten hemen önce koca bir bardak su içtin mi, bitti gitti geçmiş olsun, o mide kapandı zaten. Çorba falan da içmeyin abi ilk başta, direkt ana yemeğe, o yoğun proteinli ve karbonhidratlı kısma odaklanın. Sıvıyı öğün aralarında tüketeceğiz, başka yolu yok. Kuruyemişler bu işin gizli kahramanı işte; bir avuç fındık fıstık yersin anlamazsın bile ama vücuda giren enerji muazzam olur.
Spor salonuna sadece zayıflamak isteyenler gider sanıyorsan çok büyük yanılıyorsun, vallahi bak. O ağırlıkların altına gireceğiz ki yediğimiz o proteinler gidip sağa sola yağ olarak yapışmasın, doğrudan kasa dönüşsün. Haftada üç gün canını dişine takıp düzgünce çalışacaksın, sonra bak bakalım o iştah nasıl açılıyor. Kasları yırtacağız ki vücut onları tamir etmek için deli gibi malzeme istesin...
Günde üç öğün yiyerek bu işi kıvıramıyorsak ara öğünleri hayatımızın merkezine koyacağız, burası net. Yanında sürekli muz, fıstık ezmesi, cici bebe falan taşıyan o çocuk var ya... İşte o çocuk işi çözmüş aslında. Acıkmayı beklemeden, saat kurmuş gibi iki saatte bir ağza besleyici bir şeyler atmak gerekiyor. Bir süre sonra mide zaten bu tempoya alışıyor ve kendi kendine daha fazlasını talep etmeye başlıyor.
Uyku düzeni bozuk olan adamın sağlıklı kilo almasını geçtim, ayakta durması bile mucize. Biz uyurken o hormonlar salgılanıyor, vücut kendini ancak o zaman inşa edebiliyor. Gece yarısı televizyon karşısında pineklemek yerine gidip zıbarmak lazım ki metabolizma dengelensin. Stres de bir diğer düşmanımız; içten içe bizi yiyip bitiren, aldığımız her gramı eriten o gereksiz kaygıları bir kenara bırakacağız artık...
Sabahtan akşama kadar abur cubur yiyip göbek büyütmek mi niyetimiz, yoksa gerçekten sağlıklı bir gövdeye kavuşmak mı? Kas kütlesi eklemedikten sonra alınan o kilonun hiçbirimize hayrı yok, sadece damarları tıkıyoruz o kadar. Kalori açığı yaratmak nasıl zayıflatıyorsa, mantıken o kaloriyi her gün fazladan almak da bizi yukarı taşıyacak ama temiz kaynaklardan. Mesela her yemeğe iki kaşık zeytinyağı gezdirmek... Ya da ne bileyim, tabaktaki o pirinci, makarnayı azıcık artırmak bile o kadar büyük fark yaratıyor ki zamanla.
Bizim millet olarak yaptığımız en büyük hata, doymak için kendimizi sıvıyla şişirmek. Yemekten hemen önce koca bir bardak su içtin mi, bitti gitti geçmiş olsun, o mide kapandı zaten. Çorba falan da içmeyin abi ilk başta, direkt ana yemeğe, o yoğun proteinli ve karbonhidratlı kısma odaklanın. Sıvıyı öğün aralarında tüketeceğiz, başka yolu yok. Kuruyemişler bu işin gizli kahramanı işte; bir avuç fındık fıstık yersin anlamazsın bile ama vücuda giren enerji muazzam olur.
Spor salonuna sadece zayıflamak isteyenler gider sanıyorsan çok büyük yanılıyorsun, vallahi bak. O ağırlıkların altına gireceğiz ki yediğimiz o proteinler gidip sağa sola yağ olarak yapışmasın, doğrudan kasa dönüşsün. Haftada üç gün canını dişine takıp düzgünce çalışacaksın, sonra bak bakalım o iştah nasıl açılıyor. Kasları yırtacağız ki vücut onları tamir etmek için deli gibi malzeme istesin...
Günde üç öğün yiyerek bu işi kıvıramıyorsak ara öğünleri hayatımızın merkezine koyacağız, burası net. Yanında sürekli muz, fıstık ezmesi, cici bebe falan taşıyan o çocuk var ya... İşte o çocuk işi çözmüş aslında. Acıkmayı beklemeden, saat kurmuş gibi iki saatte bir ağza besleyici bir şeyler atmak gerekiyor. Bir süre sonra mide zaten bu tempoya alışıyor ve kendi kendine daha fazlasını talep etmeye başlıyor.
Uyku düzeni bozuk olan adamın sağlıklı kilo almasını geçtim, ayakta durması bile mucize. Biz uyurken o hormonlar salgılanıyor, vücut kendini ancak o zaman inşa edebiliyor. Gece yarısı televizyon karşısında pineklemek yerine gidip zıbarmak lazım ki metabolizma dengelensin. Stres de bir diğer düşmanımız; içten içe bizi yiyip bitiren, aldığımız her gramı eriten o gereksiz kaygıları bir kenara bırakacağız artık...