Sağlıklı beslenme nasıl olmalı?

Sağlıklı beslenme nasıl olmalı?

Hakan Ulu

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
427
Tepkime puanı
0
Hakan Ulu
Pazartesi sabahı o kibrit kutusu kadar peynirle güne başlamak kimin fikriydi abi ya, vallahi merak ediyorum... Domatesi, salatalığı tabağa dizerken kendimizi bir anda askeri düzende bir hayatın içinde buluyoruz ama beslenmek dediğin şey aslında bedenle barışma sanatı. Sabah uyanınca canın ne çekiyor, vücudun o gün neye aç, önce onu bir sormak, o ritmi yakalamak gerekiyor. Tabii gidip her sabah böreğe gömülelim demiyorum ama o katı kuralları, o sıkıcı kalıpları bir kenara bırakıp tabağı renklendirmekle işe başlayabiliriz.

Protein dediğimiz o canavar sadece sporcu tozlarında veya her öğün haşlanan o kupkuru tavuk göğsünde gizli değil ki! Baklagiller var, mis gibi yumurta var, mevsiminde taze taze yakalanmış balık var... Bunları hayatın merkezine koyup tabağın yarısını da yeşillikle doldurduk mu, tamam işte. Hani bazen için kıyılır da gözün hemen o paketli, şekerli şeylere kayar ya... İşte tam o sırada vücuda ihtiyacı olan temiz enerjiyi, yani o kaliteli yapı taşlarını vermek bütün dengeleri bir anda değiştiriveriyor.

Su içmeyi unutanlar kulübü olarak her gün o iki litrelik şişeyle bakışıp duruyoruz, yalan yok şimdi. Ama o hücrelerin tıkır tıkır çalışması, o cildin parlaması, metabolizmanın kendine gelmesi hep bu şeffaf sıvının marifeti. Çay kahve içince su ihtiyacını karşıladım sanıyoruz bazen, en büyük yanılgı da burada başlıyor zaten... Masanın üzerine koca bir sürahi koyup göz göze geldikçe iki yudum çekmek, kendimize yapacağımız en zahmetsiz ama en büyük iyilik olabilir.

Karbonhidrat düşmanlığı diye bir şey çıkardılar başımıza, sanki ekmek yiyen herkes doğrudan günah işliyormuş gibi bir hava var ortalıkta... Oysa o kaliteli tam tahıllar, yulaf ezmesi, bulgur falan olmasa o beynimiz nasıl çalışacak, o enerjiyi nereden bulacağız? Önemli olan o beyaz undan, o rafine şekerden uzak durup işlenmemiş olanın, topraktan en saf haliyle çıkanın peşine düşmek. Bir dilim ekşi mayalı tam buğday ekmeğinin üzerine biraz avokado ezip yemek varken neden kendimize bu eziyeti yapıyoruz ki?

Ara öğünlerde o can sıkıntısıyla elin sürekli abur cubur çekmecesine gitmesi mevzusu var bir de, ah o çekmeceler... Oysa oraya bir avuç çiğ badem, iki tane kuru kayısı ya da şöyle taze bir elma koysak o anlık tatlı krizlerini de tatlı tatlı savuşturmuş olacağız. Vücut o anda aslında aç değil, sadece alışkanlıktan bir şeyler çiğnemek istiyor, onu oyalarken aynı zamanda beslemek de bizim elimizde. Kendini aç bırakarak diyet yaptığını sananlar genelde akşam o buzdolabının kapısında buluyor kendini, valla bak...

Mevsiminde beslenmek diye bir gerçek var, kışın ortasında o tatsız tuzsuz serada yetişmiş domatesi yemek bana hiç samimi gelmiyor açıkçası. Yazın karpuzun, domatesin tadını çıkaracaksın; kışın da o şifalı pırasanın, karnabaharın, portakalın hakkını vereceksin ki vücut mevsimin ritmine ayak uydursun. Doğanın her ay bize sunduğu o taze besinler, aslında o dönemin hastalıklarından korunmamız için tasarlanmış doğal birer kalkan gibi. Alışverişi süpermarketlerin paketli reyonlarından değil de, mahallenin pazarından taze taze yapmak her şeyi baştan aşağı değiştiriyor.

En nihayetinde bu iş bir matematik formülü ya da bir ceza yöntemi değil, tamamen kendimize gösterdiğimiz şefkatin bir göstergesi. Haftanın altı günü tabağına özen gösterip o pazar kahvaltısında canının çektiği o sıcak pişiden bir tane yemek seni yolundan döndürmez, için rahat olsun. Kendini sürekli bir şeylerden mahrum bırakarak sürdürülebilir bir düzen kurmak imkansız, bunu hepimiz defalarca deneyip gördük zaten... Önemli olan o dengeli felsefeyi hayatın geneline yaymak, gerisi zaten kendiliğinden akıp gidiyor.
 
Geri